Irmağın kıyısında oturmuşum,
Serin sularında düşler,
Gözlerim dalar uzaklara,
Yeşil yaprakların fısıldadığı ezgiler.
Kıvrılarak akıyor su,
Ben kendime yürüyen bir yolum,
Ayak izlerimi bile tanımam bazen.
Ne zaman içime baksam
Bir harabeye benzer yüreğimin haritası.
Duvarlarında dolanır çocukluğumun çığlığı,
Sırtında ağır bir kara örtü,
Gece çökmüş, yıldızlar sönmüş,
Karanlık sokaklar, soğuk taşlar,
Yalnızlığın gölgesinde kaybolmuş.
Bir zamanlar coşkulu, şimdi sessiz,
Sonsuz karanlıkta bir gölge geçer,
Sokakların ıssız nefeslerinde,
Adım adım yankılanır geçmiş,
Bir kuşun kanadında taşıdığı hüzün gibi.
Küçük bir köy, kaybolmuş zamanında,
Kırılmış aynalar gibi, parçalı bu dünya,
Gökyüzü diken, yeryüzü suskun dağlar.
Çığlıklar boğulmuş boğazlarda sessizce,
İsyan, kan gibi akar damarlarımda.
Ne geceden umut, ne gündüzden ışık,
Oda karanlık,
Ve sessizlik öyle bir keskin ki,
Her kelime boğazda düğümlenmiş,
Kanıyor, ama kimse duymuyor.
Bir köşede unutulmuş eski bir şiir gibi,
Kendi kaderime küsmüşüm sessizce,
Yalnızlığın soğuk elleri dokunur tenime,
Bir başımayım işte, kimim var ki gerçekte?
Yüreğimde taş gibi ağır bir yük,
1.
Kaldığım yerden yokum artık...
bir sokak lambası gibi yanıp sönüyor gözlerim,
dünya denen bu mezbahada
Sokağın dili kalın, sesi kısık,
Bir çocuk “abi bana da simit al” diyor,
Ama biz kulaklıkla geçiyoruz yanından,
Spotify’da “toplumsal duyarlılık” listesi çalıyor.
Bir ömrü sustu, şimdi kusuyor
paslı saatlerin çarkına sıkışmış çocukluğu.
Çivisi kaymış kaderin eğri cetveli,
ölçülemez hiçbir pusula ile.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!