Bilinmezler içinde suskun bir muamma
Olup sokakların uykusuna öylece dağılırım
Karabasan olup çökerdi bana yazgım
Şehri buyur ederken bir konuk gibi soframa
Aşkın ve nefretin tanığıyken çehrem
Her şey bitti artık
Çocukların gülüşünü
Güllerin kokusunu
Hatıra tadında saydık.
Geçmiş ve gelecek
Arasında köprü olan
Eşlik ederdim dağların asırlık yasına
Korkunun ve yılgının surlarını yıkıyorum
Sevdanız, kalbinizin çağrısına hayli ketum
Oysa kalbim çoktan hazırdı hüznün sayhasına
O çirkin çehrelerden çevrilen simalar
Gözlerim yoksul bir kent manzarasına hazır
Ne minerva ne hülya ne bir zaman ne bir ses
O vebalı rüzgârınla yalnız saçlarımda es
Çünkü duvarların ardında izbe bir kent saklanır.
Gerili çarmıhlarda vebal üstüne vebal
Derin bir sessizlik ve akıp giden zaman
Güneş,kanlı bir gömlek gibi sonsuz ufuklarda
Hüznümüze sinmek için bekleyen keman
Ağır ağır yayılıyor gecenin doruklarına
Yetişmek için son bir gayret şehrin girdabına
Bu harla yanan alevler,bu onulmaz gelgitler
Ateşin ve denizin bana mirası olsa gerek
Cehennemler,fırtınalar layıkmış bana meğer
Güneş tüm ihtişamıyla tenimde sönecek
Dağların sabrını alarak o uzak ellere gitsem
Gönül güzel gördü mü gününü gün eyler
Gününü gün eyleyen çirkini güzel eyler
Düşleri uykuya hâyâli hülyâlara
Dağıtan bu akşamı ufuklar kızıl eyler
Çıkardım zırhını ruhumun, artık gece ve gündüz
Yıldızlı vakitlerde aşk ve nefret birbirine denk
İyiliklerin kuşku uyandırdığı bu çağ ve zamanda
Sessiz ve sade bir ölümü ve yaşamı düşlemek
Ve dağları, o dalgın uykularından uyandırabilmek ne mümkün
Yağmurlu vakitler ve ağlayan bir kadın arasında
Ey uzak ülkeleri anımsatan sevgili
Şehir sende unutmuş güzelliğini
Çocuk sende unutmuş masumiyeti
Gözlerin bir parça gökyüzü gibiydi
O mukaddes gözlerden yayılan tatlı rüya
Sükûtun sedasıyla seslenen hazin dudak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!