Eşlik ederdim dağların asırlık yasına
Korkunun ve yılgının surlarını yıkıyorum
Sevdanız, kalbinizin çağrısına hayli ketum
Oysa kalbim çoktan hazırdı hüznün sayhasına
O çirkin çehrelerden çevrilen simalar
Gözlerim yoksul bir kent manzarasına hazır
Ne minerva ne hülya ne bir zaman ne bir ses
O vebalı rüzgârınla yalnız saçlarımda es
Çünkü duvarların ardında izbe bir kent saklanır.
Gerili çarmıhlarda vebal üstüne vebal
Gönül güzel gördü mü gününü gün eyler
Gününü gün eyleyen çirkini güzel eyler
Düşleri uykuya hâyâli hülyâlara
Dağıtan bu akşamı ufuklar kızıl eyler
Çıkardım zırhını ruhumun, artık gece ve gündüz
Yıldızlı vakitlerde aşk ve nefret birbirine denk
İyiliklerin kuşku uyandırdığı bu çağ ve zamanda
Sessiz ve sade bir ölümü ve yaşamı düşlemek
Ve dağları, o dalgın uykularından uyandırabilmek ne mümkün
Yağmurlu vakitler ve ağlayan bir kadın arasında
Ey uzak ülkeleri anımsatan sevgili
Şehir sende unutmuş güzelliğini
Çocuk sende unutmuş masumiyeti
Gözlerin bir parça gökyüzü gibiydi
O mukaddes gözlerden yayılan tatlı rüya
Sükûtun sedasıyla seslenen hazin dudak
Halkımın gözlerinde ne sevinç ne bir umut
Yalnız bir ölüm çaresizliği düşüvermiş payına
Davet etsem olmaz güllerin uykusuna
O derin hülyaları uzak iklimlerde unut
Şarkılar bile yer etmez artık kulaklarda
Kapkara gözleriyle müellem bir kadın
Esrik kadehlerinde mey misali mevsimler
Yüreğinde ümidiyle güzelim yarınların
O latif ve sade manzarasını düşler
Saçlarında rengi var sonsuz karanlıkların
Gece yüzünün aynasıydı,saf ve berrak
Bir tebessüm çiçek açar ruhunun bahçesinde
Unutmak ne güzel olur yağmurları teninde
Anımsa, güllerin yaprak yaprak dökülmesini
Bakışlarımın kuyusuydu, o derin gözlerin
Hayal ederdim seni buğday başaklarında
Dağılıverse dalga dalga güneş kokulu saçların
Seni beklemekten yorulmayan avuçlarımda
Gökler yıldız yıldızdı sen aklıma düşünce
Bıraktım hüzünleri,dertleri, tasaları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!