Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Acı bileğime kelepçe gibi takılmış. Nereye el atsam kollarım acıyor.Yaşamak bir özgür türkü gibi bırakmaz dudaklarımı. Her ne zaman mutluluk dolu bir türkü söylemeye çalışsam, bileğim kanar. Hayat şah damarımdan incitir beni.
Neden geber der bana her martı, denize gözlerim takılsa ansızın. Bu kadar mı acıyla yoğrulmuşum. Ben acının ellerinde hamur olmuşum. Acı bileğime bir kelepçe gibi takılmış. Hiçbir el iyileştiremez beni. Hiçbir yüz ayı ve güneşi hatırlatmaz bana. Bir gülüş görsem ansızın bileklerim kanar. Kimse güler yüze, tatlı dile mahkum etmesin beni. Hiçbir söz avutamaz beni. Kelimeler şiir kaçkını olsa da, cümleler kan sıçramış beyinlerden romanlara konu olsa da, artık kimse susturamaz beni. Lütfen rahat bırakın beni. Çünkü amacınız incitmek beni. Her süslü ifadenizin altında hayatımı zehre dönüştürmeye çalışan bir yılan var. Lütfen sözlerinizle zehirlemeyin beni. Lütfen etkilemeye çalışmayın beni. Bilirim elimi versem bileklerim kanayacak. Bilirim her sözünün mecaz anlamında geber olacak. Nasıl inanırım ben size. Nasıl kanarım coşku ve heyecan bildiren şiirlerinize. Bir ağız ki bir kara delik gibi açılır. Yutar bütün dünyayı ve bundan tat alır. Yedirmem kimseye kendimi. Dişlerinizin arasında yemek atığı olamam. Ben kimseye kızarmış kuzu olamam. Acı bileğime kelepçe gibi takılmış. Kimse kollarını açarak gelmesin bana. Kimse güvenmesin güzelliğine. Yenilmem bir başkasının yeteneğine. Nereye kaçsam gecem oluyorsun. Bir güneş bırakmıyorsun bana. Bu ne ceza Allah'ım beni öldürmüyorsun. Yaşamak ise bir kelepçeden farksız. Ne zaman hayata tutunmaya çalışsam bileklerim kanıyor. Ne zaman bir söz duysam ağzından cinler bana gülümsüyor ve ben artık bu deli saçmalıklarını duymak istemiyorum. Bu sözler sana ey sevgili. Ya ateş dolu hoş çakal de bana ya da merhaba de yüreğime su serp. Ama sen iki gözünü bana doğrultup dilini çıkarıyorsun ve göz kırpıyorsun. Sonra ben yoldan çıkmış bir serseri miyim ki beni böyle taciz ediyorsun. Niçin bana tecavüz edip sonra başıma bir kurşun sıkıyorsun? Evet o güzel ellerinden sadece bu mu geliyor? Hayat standart olarak beni mutlu edemez biliyorsun. Bir insanın bir insanı dövmesi ya da öldürmesi, bir kadının kendi çocuğu için bir başkasının çocuğunu hırpalaması hayatın rutin işlerindendir. Bir insanın bir insana gülmesi ve onun gönlünü almaya çalışması ekstra durumlardır. Senden ekstra ne gördüm söyler misin? Şimdi bana bak ve artık külün yanmaktan korkmayacağını anla. Ve beni ateşlere atmaktan artık vazgeç.
Yaralarımı bırak kanasın. Çünkü gözlerimde kanlı yaşlar varken istemem hiçbir yaramın kabuk bağlamasını. Bu yüzden anla sevgili bu kadar kan dolu bu beden sana haram. Bana tecavüzden vazgeç. Çünkü senin dilini çıkarıp bana göz kırpman senin ruhunu yaralar. Çünkü ben ruhumun coşkun sularında tertemiz duygularımı yıkarken artık kalbimde sana yer bırakmayacağım.

Devamını Oku
Osman Demircan

hiçbir keman çalamaz seni ya kırılır ya parçalanır.
ey sevgilim bir de sana olan duygularımı bir bilsen
tüm bunları ne kırılmak ne de parçalanmak anlatır

sanki o gözlerin kırk yaşından sonra binilen bisiklet
ne zaman seninle göz göze gelsem, ayıplarlar beni.

Devamını Oku
Osman Demircan

Titrek ellerim keser parmak uçlarımı
Yüreğimi senle doyurma adına sevgili
Duygusun acı düşüncesin peşimdesin
Önceliğimsin bir oruçlu için dua misali

Titrek kar taneleri gelir üstüme üstüme

Devamını Oku
Osman Demircan

ABD soykırım dedi. Atalarımı Ermenileri katletmekle suçladı. Ah adalet güçlünün elinde bir sopa mısın? Yalın ayak yürürken Türkiye ileri daha ileri gitmek için çabalarken tabanlarına indirilen değnekler reva mıdır? Türkiye'm memleketim... Kimler seni bu hale getirdi? Kimler seni falakaya çektirdi? Dünyadaki hakim güçler fakir ve zayıf ülkeleri hizaya getirmek için bazen asker tıraşı yaparken bazen de kafa derilerini yüzmektedir. Geri kalmış ülkelerin yöneticileri ise saçlarını rüzgara salıvererek halkının önünde pozlar vermeye devam ederken halkın alnından kanlar akmaktadır. Ah Türkiye'm senin için kararlar alanlar var. Türk halkını kendileri gibi düşünmediği için aptal sayanlar şimdi de katliamcı saymaktadır. Niçin mi böyle? Hiç kuşkusuz kendini yönetemeyenleri başkaları yönetir. Türkiye kendini yönetemedi; sürekli borçlandırılıp tüketildi. Ayakları üzerinde durmasına izin verilmedi. Sürekli falakaya çektirildi. Üretmesine ve emek ülkesi olmasına izin verilmedi. Ne kendi fikrini ortaya koyabildi- illa batılı gibi düşündürüldü- ne de kendi silahını üretibildi. Başkasının ellerine kendi istikbalini yerleştirdi. ABD de eline geçen bu kozla kirli parmağını Türkiye'nin en mahrem yerine sokabildi. Türkiye'yi parmağıyla oynatıverdi. Üzülmek kar etmez..Ağlamak yüzdeki utanç kırmızısını silip atabilir mi? Türkiye'nin bölünmesine mani olabilir mi? Atatürk'ün cumhuriyeti teslim ettiği gençlik duyarsızlaştırıldı. Uyuşturucu, fuhuş, alkol ve zamparalık batağına çekildi. Şimdi kime güveneyim? Kim kurtaracak Türkiye'yi? Hangi akıl ve irade güçlü ve payıdar kılacak ülkemin istikbalini? Bütün akıllar kurşun gibi eritilirken gerek kalmadı kafalara silah sıkmaya. Türk insanı yarı ölü yarı baygın bir halde yaşatılmaya çalışılırken saçlarını ABD'ye okşatanlar en akıl almaz oyunlarını Türkiye'de oynadılar. Evet bunlar Deccal'dı. Halka ateşi su olarak gösterdiler ve sonra ülkeyi cehenneme çevirdiler. Hangi ülke 24 yıl teröre dayanabilir ve bu kadar özverili olabilir. Hangi ülke yıllarca terörle yaşayabilir. Tabi ki Türkiye...Bin bir zahmetle yetiştirdiği evladını vatanına kim verebilir. Her şeyi sineye çeken halkıma kim bu kadar zulmedebilir. Tabi ki Deccaller...Halkının acısını görmeyen ruhu kör vicdanı kör gözü kör şeytanlar zulmedebilir. Artık elimize sapanları almanın zamanıdır. Kör vicdanlara taş atmanın zamanıdır. Türkiye'yedeki melek suretlileri göğe yükseltmenin zamanıdır. Atatürk'ün gök mavisi gözlerinde Türk bayrağını dalgalandırmanın onu gözlerinden öpmenin tam anıdır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Saçlarını uçurumlar tarar kimseler sevemez seni
Okşayamaz lülerini uçurum çiçeklerini zülüflerini
Savrulur dudağından bayraklar özgür öpüşlerinle
Sevdan ırmak olur yayılır bütün yanan yüreklerde

Sen varsan gülersen kelebekler konar çiçeklere

Devamını Oku
Osman Demircan

Ölümü kabul etmek istemeyen, doğanın yasalarını kabul etmek istemeyen insan isyan eder. Oysa gerçekleri gören, gerçekleri kabul eden insan isyan etmek yerine mücadele etmeyi tercih eder. Beğenmediği şeyleri değiştirmeye çalışır fakat verdiği mücadelenin sonucunda başarısız olabileceğini de düşünür.
İnsanlar bir çatışma yaşadıklarında isyan bayrağını çekip ayaklanırlarsa hiç de gerçekçi davranmamış olurlar. Çünkü isyan etmek demek mücadeleyi bırakmak demektir. Mücadele ederse insan isyanı geride bırakmış olur. Adım adım zafere ulaşır. Mağlup olsa dahi mücadeleyi elden bırakmadığı için, yenile yenile başarıya kavuşur.
Hayatı olduğu gibi kabul eden, eşyanın her haline alışık olan insan bıçağın keskinliğine, taşın sertliğine, suyun boğuculuğuna isyan etmez. Bilir ki bunları ne amaçla kullanırsa o amaca hizmet eder. Bu yüzden kalkar taşı heykele, suyu elektriğe, bıçağı kan kardeşliğinin bir sembolüne çevirir. Böylece hayal gücünü işleterek dünyaya şekil vermeye çalışır. Taş taş üzerine koyarak medeniyeti oluşturur.
Oysa isyan eden insan var olanla yetinmeyip onu yakar ve yıkar. Yeni bir eser de ortaya koymaz. Sadece eleştirir. Düzeni eleştirir, toplumu eleştirir ama eleştirdiği konularda hiçbir mücadele etmez. Yeni görüşler, yeni eserler, yeni projeler ortaya atmaz. İsyan bayrağını çektikten sonra gider yel değirmenlerinin olduğu yerde durur. Rüzgarı kötü amaçlar için kullanır. Elindeki simsiyah bayrağı dalgalandırır.
İnsanlar mücadele ettikleri sürece kölelikten kurtulur. İsyan ettikleri sürece köle olarak kalır. İnsanlar duygularının, arzularının kölesi olduklarında, bunlardan kurtulmak için mücadele etmediklerinde köle olmaya devam edeceklerdir.
İnsanlar kendilerini geliştirmeye çalıştıklarında, yaşadıkları sıkıntıları, zorlukları, çatışmaları bir eser ortaya koymak için kullandıklarında daha özgür olacaklardır. Kendilerini bir zincir gibi kuşatan olumsuz düşüncelerden kurtulup mutluluğa yelken açacaklardır. Kısaca insanlar mücadele ettikleri sürece daha onurlu bir hayat yaşayacaklardır.

Devamını Oku
Osman Demircan

kadın dediğin masmavi deniz olmalı
kızıl gün akşamları onunla başlamalı
sıcak kumdan serin sulara atlar gibi
arzuyla kabaran yüreği kulaçlanmalı

kadın dediğin masmavi deniz olmalı

Devamını Oku
Osman Demircan

hüzünler kol gezer sokaklarımda
ayaklarım bir kuru dal gibi kırılır
yürüyemem lale bahçeli günlere
tabanımdan kan dökülür yerlere

sokaklar bana kör gözüyle bakar

Devamını Oku
Osman Demircan

kaçarım arkamda kurt sürüleri
koşarım bunu özgürlük sanmayın
yetişin desem ne gelir ki elimden
yetişir bana yine de kurt sürüleri

bütün kaçışlarımda ceylan izi var

Devamını Oku
Osman Demircan

Başımı yastıklara vuruşumun kan damlalarıydı rüyalarım. Her sabah seninle göz göze gelişimin kan birikmeleriydi rüyalarım. Ağlayışlarımı göz kapaklarımla kapatışımdı rüyalarım. Hiç gülmeyeceğime katlanırdım da seni göremeyişime katlanamazdım. Sensizlik her an kör bir zamandı ve sen gözlerimin önünden bir jilet gibi giderken, bakışlarımda biriktirdim acılarımı. Güzel yüzünü bir daha göremeyeceğimin verdiği ıstırapla buruş buruş bir kağıttım dünya çöplüğünde. Yetimdim, öksüzdüm sensizliğimde. Öyle bir gittin ki geride bıraktığın ben, kurumuş bir mürekkep gibi kaldım sana gitme deyişlerimde. Sen su gibi aktın seninle oturduğum merdivenlerden. Ben ise bir ayakkabı gibi kaldım basamakta. Bir aşk masalıydı aşkımız; ama tersine yazılan. Bir kestane ağacı gibi kaldım sen gidince. Bütün dikenleri bana bıraktın, sen iri taneli kestaneler gibi gittin benden. Bütün acılarım bir yığın iğne oldu ve hepsini yuttum. Aşkım, senin ardından sadece kan kustum. Bir ölümdü sensizlik. Bana karanlığa gömülmeyi bıraktın. Sen yeni sabahlara uyanırken, ben simsiyah bir pijama gibi yatakta kaldım. Aşkım, yolların kıvrımlarındaki kara parçalarının denize uzanan uçlarını yüreğime sapladın. Sen gidişine gidiş kattın. Ben ise senin gidişinle yollar gibi kıvrandım. Sen benim aşk kitabımdın. Seninle kopya çekmeyi öğrendim sevmek adına. Şimdi disiplin cezası yemiş çocuk hocaların yanında nasıl iki büklüm olursa öyle iki büklüm oldum. Sensizlik benim aklımı başımdan aldı. Sensiz tüm hayat imtihanlarını kaybettim. Baştan aşağı sıfır çektim. Bir değerim kalmadı senin gidişinle. Tüm okul çocuklarının gevşetilen kravatı iken şimdi sıkılan bir gırtlak gibi oldum. Sensizken nefes alamaz oldum. Seni sevmenin bedelini tüm kalabalıkların içinde yalnız kalarak ödedim. Gülüşüm bir bedel oldu başkalarına ödenen. Sevmelerim en ağır bedeldi insanlara ödediğim. Yüreğim isyan eden bir topluluğun duygu kalabalığıydı. Yüreğim kanla dolu bir meydan oldu sen gidince. En geniş anlarımda bile seni sevmenin hüznü yüreğimde dar bir zindan meydana getirdi. Senin gidişin beni kemikleri kırılan intihar eden insan gibi yüzüstü bıraktı.
Öyle çaresizlik yaşattın ki bana ne ağlamak kar etti ne de gülmek. Bedenim öyle gerildi ki tenime dokunsaydın kırağı yemiş telgraf tellerine dönüştüğümü anlardın. Sana haber salamadım gittiğinden beri. Bir sıcak haber gelmedi senden. Tüm dünyam buz sarkıtlarıyla doldu. Sensizlik yüreğime karlı kan akıttı. Avcıdan kurşun yemiş bir kuş gibi bahara özlem şarkıları söyledim. Bir tutam saçın olsaydı yanımda, belki üşümezdim ayazda saçları olmayan bir insan gibi. Düşmezdim kanadı yaralı kuş gibi yerlere. Sensiz tutunamadım bir kuş gibi dalsız budaksız gökyüzüne. Düştüm kimsesizliğe.

Devamını Oku