Güller de ağlar tıpkı senin gibi. Sen de bir kelebeğin ardından gözyaşı dökersin. Onun için hayaller kurarak, beynine giden damarlarından arzularını yürütürsün. Kalbinin bir başka attığını düşünürsün. Daha bir güzelleşirsin. Bütün aşıkların betimlediği en güzel güle dönüşürsün. Oysa kanlı karanlık günler seni bekler. Tıpkı güller gibi olursun kelebek seni terk eder. Bir daha onu göremeyeceksin diye ağlarsın. Bakıp durursun siyah ufka gözleri nemli. Bahar günleri bitmek üzereyken senin için, sen de kelebeğin ardından yas tutarsın. Bir daha onu göremeyeceksin diye ağlarsın.
Güller de ağlar tıpkı senin gibi. Ve bahar bitmek üzereyken sen, günlük güneşlik günlerin yasını tutarsın. Tıpkı güller gibi ağlarsın. Ve özlemle yansan da cayır cayır bir damla su bulamazsın. Ve o kısacık ömründe bir aşk yaşayamazsın. Kurursun, kudurursun ve solarsın. Artık ölüm kapını tıklatırken onun ayak sesini beklersin. Ölüm gelir de o gelmez. Aşk kokan bir ölü olursun. Bir bunalımın sonucunda geceye dolanırsın. Karanlık ruhuna iyice dolduğunda içini boşaltacağın sevgiliye rastlayamazsın.Tıpkı güller gibi olursun kendi dikenleriyle yaşamak zorunda kalırsın. Yüreğini acıtır o dikenler. Bedeninden kan akarken o duygularına dokunmaz. Gonca günler gibi susarsın.Yapışır üzerine yalnızlık. Annesiz ve babasız çocuklar gibi tek oyuncağın yalnızlık olur. Tıpkı karanlıkta kalan güller bir ışık bulamazsın. Tek renkli bir dünyada yaşarsın.
Çiçeklerin kokulu dünyasında kelebekler masmavi gökyüzünde dolaşırken başın döner de sen kelebekle aşk yaşayamazsın. Çünkü sen ona muhtaçken o gider başka çiçekleri koklar. Sen yapayalnız kalırsın. Sana böcekler, arılar ve karıncalar düşer. O kelebek gelip de kanatlarıyla seni serinletmez. Kanlı karanlık bir gecede yalnız kalırsın. Onun hasretiyle yanıp tutuşsan da asla dudağına gelip su vermez. Sonra gelip senden aşk şarkıları bekler. Ona yüreğini açıp da derinliğinde yanıp kül olmuş hazan bahçelerini gösterdiğinde seni bırakır gider. Onun kanatları vardır çünkü. Uçup gider de başka çiçeklerin dudaklarına konar. Sen susarsın öylece. Sözcükler ağzında düğümlenir kalır böylece.
Güller de ağlar da tıpkı senin gibi. Gelip sana gülüm demez. Sen bakıp durursun siyah ufka. Ama onu göremezsin ve ağlarsın. Çünkü ağlamak gözlerinin kaderi olmuştur. Gözyaşlarını içine akıtırsın. Ve sonra başını yalnızlığa yaslarsın. Bir daha onu göremezsin. O ağlayamazsa da sen kelebek gözyaşları dökersin. Böylece kendini ona benzetirsin.
Zaten hayat güzel değildir. Güzel olan hayallerimizdir. Sen aşkı hayallerinde yaşatırsın. Yüreğin kanasa da sen yine de o yürekle sevmeye devam edersin.
Beni dostluksuzlukla korkutmayın. Bütün dostluklarım bıçaklar gibi elimi kesmiştir. Kimse de yarama merhem olmamıştır. Şimdi ben nasıl sevgi adına, dostluklar adına insanlara el uzatayım. Bırak karanlık sokaklara gireyim. Gölgem bile vurmasın duvarlara. Tüm duvarlar bile yalpaladığın ve ellerimle onlara yaslandığım saatlerde beni yok saysın. En büyük dostum sigara iken bile her gün canımı yakar. Simsiyah bir bulut olarak dudaklarımdan çıkar. Pencerelerde eski bir perdeyim ve pencerelerin kenarına çekilmişim. Kim beni tekrar yıkayıp da pencerelerine koyar. Dünya manzarasında kenara çekilmişim. Ben yıllardır beyazlığımın içinde kirler biriktirmişim. Aylarca, senelerce çöplerde yatmışım. Kim bu çöpteki insan ve kimler bu çöpleri buraya atmıştır dememiştir. Her gelen yanımdan türküler söyleyip geçmiştir. Kimseye gidemeşimdir. Tüm yollardan yürek mazgallarıma sokak suları akmıştır. Yüreğim ayak izleriyle dolmuştur. İçimde biriktirdiğim tüm suları ellerimle tutarım bu yüzden. Eğer ellerimi uzatırsam sizlere tüm sular, setlerimi aşar. Taşkınlık bana yakışmaz. Bırakın içimde kalsın tüm gözyaşlarım. Bana ağla demeyin. Göz kapaklarımın içinde bana şiir yazdırmayın. Her göz kapayışımda rüyalarım mısra yalnızlığına dönüşmesin. Bırakın cesedim gül dalı gibi toprağa düşsün. Kırmızı güllerim cehennemim, dikenlerim günahım olsun. Ateşten güllerim gözyaşlarımı kurutsun. Acılarım köpek havlaması gibi kulaklarımı tırmalasın. Yalnızlığım kuyruğu kıstırılmış bir köpek gibi olsun ya da yanlışların kapısını zorladığı bir odada anne diyerek ağlayan bir çocuğun feryadı olsun. Bırakın ben hala çocuk kalayım. Sizler büyüyün çınarlar gibi. Hem gökteki yağmurlar hem de yeraltı suları sizlerin olsun. Bana da bunca büyüklüklerinize rağmen bir salıncak kurmayın. Beni gölgelerinizle serinleterek avutmayın. Bir çocuk edasıyla da olsa ya emekleyerek ya da tıpış tıpış yanınızdan uzaklaşırım. Beni büyüklüklüğünüzle korkutmayın. Beni yalnızlıkla korkutmayın. Elbette ben kendime yeterim. Yeter ki bugüne kadar saçlarımı hiç okşamadığınız halde, bana altından tarak armağan etmeyin. Saçlarımın en kirli olduğu vakitlerde, bir yağmur gibi saçlarımdan akmayın. Akşamın en serin vaktinde, gün boyu yalnızlık çektikten sonra sımsıcak gülüşlerinizle bana bulaşmayın. Bari yalnızlığıma saygı duyun.
Seninle göz göze olmak derine dalmaktır
Seni sevmek dünya sığlığından kurtulmaktır
Dalga dalga önüme serilen bir okyanussun
Derin bakışlarınla yüreğime su serpensin
Genzimi doldururken derin suların tatları
Gecenin karanlığını, ince dalların arasından yırtarak gel. Tüm korkularımı al benden. Rüzgarlar sallarken duygu dallarımı, yüreğim korkuyla dolar. Bir metal tıkırtısı dolaşırken kulak merdivenlerimde, bir katili görmüş gibi göz bebeklerim büyür. Ey sevgili dünyanın yatak altlarından çıkar beni. Korkularımı al benden. Yüreğim seni sevmenin mutluluğuyla kelebek kadar narin olsun ve aşkının ateşinde yanmaktan hiç korkmasın. Denizin çiçekleri olmaz. Hiçbir özgürlük güllerle, lalelerle verilmez. Ya boğulacaksın ya kurtulacaksın. Kıyıda kalan gemiler gibi olmaktan vazgeçip, yunuslar gibi enginlere yol alacaksın. Denizlerde çiçek olmaz, balıklar koku alır belki ama çiçekleri tanımaz. Ey sevgili ben koku alan bir yunus balığıyım. Sen de denizimde çiçek ol. Özgürlük bayrağımızdaki figürler yunusla çiçek olsun. Yeni bir şafağa uyanalım böylece. Hiçbir kar portakal çiçeği gibi kokmaz ve kardan adamların havuçtan burunları koku almaz. Ey sevgili bana kardan, buzdan bir dünya yaşatırken, her beyazın portakal çiçeği gibi kokmadığını anlamamaktasın. Senden kırmızı güller, pembe laleler istemezken, ruhumu asude bahar ülkesi gibi yapmanı beklemezken, sadece senin doğana uygun güzellikler beklerken, sadece kar gibi yağmaktasın. Ben seni nasıl koklarım hiç düşünmemektesin. Senin için yanan bir mumum. Sönersem seni göremem. Eriyip gitmekteyip seni görmek adına. Fitilimde yürek ateşim var. Ne olur beni söndürme yar. Ölürüm sönersem buna inan. Karanlıktan korktuğumu sanma. Seni görememek beni mezara koyar. Ne olur beni söndürme. Seni görememek beni öldürür yar. Neden mi seni seçtim. Çünkü yürek vitrinime bir elmas yaraşır. Bu yüzden seni sevmek bana yakışır. Ey sevgili beni kendi kendiyle konuşanlardan etme. Ey sevgili beni bir dinle ve şu sözlerime kulak ver: Ey yalnızlığım ellerin ne kadar soğuk. bir sevgili bulup, avuçlarını ısıtamamaktasın mı? Ey yalnızlığım yüzün ne kadar asık. Seni seven birini bulup, yüzünü hiç güldürememektesin mi? Ey yalnızlığım, hep bir gölge gibi benimlesin. Ya önümde ya arkamda ya da solumda veya sağımdasın. Ey yalnızlığım kendine hiçbir taraftan dost bulamamaktasın mı? Ey sevgili beni dinle ve beni yalnızlığımla konuşmaya mecbur etme.
Sen de bu dünyalı değil misin söyle
Birden çekip gidersin şafak sökende
Bir şey olmamış gibi başlarsın güne
Güvendiğim dağlara kar olursun yine
Tüm ölüm beyazlığını dökersin önüme
Sonra güler gül açar gözünün içinde
Gece karası gözlerin yıldız yıldız parlıyordu
Bana bakıyordun kainat gibi sonsuzluk gibi
Aynı duyguları taşıyordum mehtapla ayla
Hayallerimde hilal kaşlarının güzelliği vardı
Mayın tarlasında açan kan kırmızı güller gibi
Ellerin tutunduğum dünyamdı.
Yağmurlar paslatırken bulutlarımı
Kir pas içinde kokardım.
Ellerim parmak uçlarına değince
Dünyanın çivisi çıkardı yer yerinden oynardı.
Her şey ıslak bir masalın derinliğine dalardı.
Artık beni bulamazsın kökümü kazıdı mezarcılar upuzun
Yağan her yağmur damlası bir iz bırakmadı ki senden
Kuru kaldı damarım soldu her yanım yüreğim yanarken
Yoksa ayak izlerine birikmiş suyu içecektim kana kana
Adım başı ölmeyecektim senden bir iz bulsaydım eğer
Gün biter, akşamüstleri serpilir yollarıma
Ellerimi çeksem dünyadan varsam yanına
Ardından kapı misali açsan kollarını bana
Dinlensem avuçlarında parmak uçlarında
Akşam siyahlar gece karalar giyinir bana
Takılıp kaldım yapraktaki çiy tanesine. Yağmuları sevmek varken, ben birazla yetindim. Biraz sıcaklık yetti bana karlı havalarda. Birazcık sevgi istedim yürekten konuşanlardan. Biraz ışık yeter dedim, zindandan hayatımda. Azıcık mutlu olmak istedim. Bu dünyada çoktan vazgeçtim; ama azı da bulamadım. Biraz şeker istedim, sevgilinin tatlı dilinden. Dilinden ya biber aktı ya da tuz. Ben böyle bir sevgi istemedim ki. Nereden çıktı hacmi büyük içi boş sevgiler. Koca tencerelerin içinde taşları kaynattım da azıcık tadı olsun istedim hayatımın. Kocaman elbiseler içinde küçük sevgililer çıktı karşıma. Elbiselerinin içine dünyayı sığdırdı da beni sığdıramadı. Bir ben oldum elbisesinde unutulan iğne. Bir ben çok geldim azlığına. Koskocaman ayakkabılar içinde küçücük ayaklar gördüm. Bu yüzden bana gelmeye çalışanların ayaklarına taş battı. Bir bana gelmek isteyenlerin ayakları küçük kaldı. Uzun ince parmaklara yüzük taktım da, o parmaklardan bir ben düştüm. Bir türlü bir sevgiliyle el ele tutuşamadım. Şöyle beni iyice kucaklayacak bir sevgili bulamadım. Bütün kollar bana kısa geldi. Bu yüzden tüm sevgilerim kısa zamanda bitti. Tanrı büyük dağların yanında ya uçsuz bucaksız ova yarattı ya da sıradağlar... Gelgör ki benim yanımda tüm yürekler dağ gibi kabardı da bana o yüreklerden kirli kanlar aktı. Bana hep çamurlu şelaleler altında yıkanmak kaldı. Dünyada belki büyük ağaçların yaprakları küçük olur; beni de mi Tanrı o ağaçlara benzetti. Göğü gördüm belki; ama tohumlarımı yere düşürdüm. Hiç mi bereketli ve cömert toprakta kök salmadım. Neden kendime ayar ve benzer kimseyi bulamadım. Hep bedene ve güzelliğe tutuldum; ama hiçbirinde bir ruh göremedim. Bu nedenle pencerelerime kısa geldi perdeler. Neden boyuma kadar uzanmadı boyuna postuna güvenenler? Neden ağlamadı arkamdan bir çift göz. Belki o zaman bastığım yerlerde bir umut yeşerirdi. Belki coğrafyamda bana benzer bir ağaç biterdi. Bir orman olmanın coşkunu taşımazsa ağaç, kendi gölgesini dost edinirdi. Neden sırtımdan inmedi gölgem? Hep karanlıkta kaldı bir yanım. Tam ışığı yakalayamadım. Tam mutlu olamadım. Hep azıcık sevgi ve mutluluk istedim bu yüzden. Bir çiy tanesine takıldım. O da düştü benimle. Birazcık olsa da yüreğime su serpemedim. Bir ağaç oldum belki, meyvelerim ateştendi, yapraklarım közden. Bu yüzden yanıma kimse yaklaşmadı. Sevgili dediklerim ya ağaçtan ürktü ya da ateşten korktu. Oysa yanan bendim. Birazcık beni sevselerdi, onlara yaprağımın her birinden güneşler indirecektim oysa.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....