Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Hayatta her şeyden kovulmuş bir insanın yazdığı roman nasıl olurdu sizce? Kendisine yaşama hakkı bırakılmamış fakat haktan hukuktan bahseden insanların arasında kalmış bir insanın yazdıkları ne olurdu acaba?
Bunca ıstırabın arasında kendine bir yer edinmeye çalışan bir insanın hayatı kanlı bir rüyaya dönüşürken ve bu insan her yatağından kalktığında ayaklarına kurt kapanına benzeyen çorapları giyerken nasıl alnı ak başı dik durabilirdi sizce?
Hayatın patika yollarında her adım atışında bir daha bir daha geri dönmek isterken, arkasında bekleyenlerin birer heyelan birer felaket olduğunu gördüğünde mutlu olmadığını anlatmak istediğinde nasıl bir roman ortaya çıkarırdı kanaatinizce?
Evet hayatta en adam dedikleri bile birer palyoçadan öteye gidememiş bir insanı kim güldürebilirdi? Kim yatağını bir mezardan farklı kılabilirdi? Hayatında mutlu fotoğrafı olmamış bir insanın, kelimelerle resim yapmaya kalktığında mürekkebinin rengi ne olurdu sizce?
Başkaları rüyalarında pembe bulutlardan toz halinde yağmurlar görürdü ve her gün dingin bir şekilde uyanırdı sonra gidip gülbeyaz renginde kitaplar yazardı.Oysa gözlerini hiç dikenlerden kurtaramamış bu insanın yazdıkları hangi kokuda hangi renkte olurdu sizce? Gözlerine dünyanın her türlü eziyeti batmış bir insan elleriyle ağlardı kuşkusuz.
Evet hayatın bütün kapılarından kovulmuş bir insan şüphesiz 'Sana Yetmediysem Git' diye roman yazardı.İçinde biriktirdiği tüm duyguları kanlı ve bulanık bir nehir gibi akıtırdı.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bugün bir sınavda görevliydim.Hani araba sürersiniz de viraja gelince zorlanırsınız ya.İşte öyle insanlar çıktı karşıma.Sarıklı, cübbeli kişiler girdi sınava.Sanki bilerek böyle yapıyorlardı ya da bu tarz giyinerek kişilik buluyorlardı. Belki de birtakım odaklara hizmet ediyorlardı.Bu yüzden samimi Müslümanları istismar ediyorlardı.
Düşünün bir üniversitedesiniz.Öğrencilerin çoğu sarıklı, cübbeli ve asalı.Sizden hoşlanmadıklarında, kafanıza bir sopa vurabilirler.Bunu kutsal bir dava için yapabilirler.Siz onlar için bir köpek olabilirsiniz.Bu yüzden ellerindeki asalarıyla, Kızıl denizi ikiye yaramayacaklarına göre, kafanızı yarabilirler. Alnınızdan kan boşalırken değil bir insana, hayvana bile yapılmaması gereken bir davranış gösterebilirler.Allah rızası için ölümünüzü seyredebilirler.
Bugün sınavda görevliydim.Sarıklı cübbeli insanlar yoluma çıktı.O zaman anladım insana hiçbir şeyin uzak olmadığını.O zaman anladım Anya ile Konya’yı görmenin ne olduğunu.O zaman anladım keskin virajlara yakalanmanın sadece benden kaynaklanmadığını.Ben ne kadar kurallara uysam da gelip birisi bana çarpardı veya beni uçuruma atardı.İnsan başkasının eliyle çarçabuk yoldan çıkardı.
Gökten para yağsa ve insanlar sürekli para toplama hırsıyla gökyüzüne baksa, kaç kişi ayaklarının dibindeki uçurumu görebilirdi.İşte insanlar ne amaçla olursa olsun hırslı olmamalı.Kimseye çakal gözlerle bakmamalı, kimseyi tavuk yerine koymamalı.Dünya kümes değil çünkü.İnsan insana yol göstermeli.Bu yüzden herkes yol yordam bilmeli.Güzel giyinmeli.
Bir akşamüstü lokantada yemek yerken adamın biri dikkatimi çekti.Sakallarını elleriyle tutmuş, yemek yiyordu.Elleri bu kadar işkenceye maruz kalabilirdi.Avuçlarına cetvelle vurulsa, daha hafif kalırdı.Çünkü kaşığa tutayım diye,tabağın içine girip sakallarına bir zeval gelmesin diye resmen adam çırpınıyordu.Bu kadar sıkıntı içinde adam karnını doyuruyordu.Ama aslında aç kalıyordu.Sakalla bıyık arasına sıkışmış dudaklarına adam zevksizliği tattırıyordu.
Şimdi size sorarım.Bu insanla ne konuşulabilir? Sakalla bıyık arasında kalmış ve kendine kıldan bir dünya kurmuş bu insanla ne paylaşılabilir?

Devamını Oku
Osman Demircan

Sonsuzluğu arayan siyah gül yıldızları parlatır topraklarında
Çiy düşürürken karanlıklarına su serper duygu coğrafyasına
Ay ışığı vadinin en dar yerine vurur o saatlerde yürek sıkışır
Daralır zaman, kararır su, ay karanlık bir vakit aşka dönüşür

Gökyüzü altında siyah güller bulut gibi şimşek şimşek büyür

Devamını Oku
Osman Demircan

Şiir bahçesinde esiyor yine esin rüzgarları.Kırılıyor en ince yerinden gül dalları.İnciniyor bülbülün ince dudakları.Öpmelerinden geriye bir yığın tarumar kalıyor.Ahhhh gül endamları yerlerde kan ağlıyor.
Yeryüzü sularını ince çizgiler halinde yaralarından süzüyor.Bir sancı halinde yayılıyor vadiler boyunca nehirler.Çocuklar suların debisinde boğuluyor.Yüreğini yırtıyor çakıl taşlarının en keskin uçlarıyla anneler. Bir yürek kanayışı denizin kıyısına varıyor.Gün batımı vaktinde hayat kan kızılı bir manzara oluyor. Mor renkli kıyılar zambakların yalnızlığına dönüşüyor.
Bir kız kızgın taşlarla oynuyor.Elleri yanık buğday tarlaları gibi cehennem kokuyor.Küçük kız bir yüce gönüllülük gösterip dünyanın taşlarını yerinden oynatıyor.Elleriyle ateşten duvarları yıkıp şiirsel duvarlar örüyor.Gül bahçesinde sarmaşıklar mısra mısra imge kokuyor. Şair kanadında bir kuş kızın saçlarına konuyor.İkisi beraber hüzzam tadında bir şarkı dillendiriyor.
Yaşlı ve olgun bir karga şiirin tam ortasına pisliyor.Dışkı kokuyor günün en verimli saatleri. Bütün gün karga kanadında ölgün düşler masmavi gökyüzünde dolaşıyor.Şiir kaçacak yer arıyor.Şair şiirini bir karganın pençeleriyle yakalıyor.Ölüme dair dizeler dünyanın kırılgan yerlerinden akıyor.Sokaklarda cinayet işleniyor.Bir savaş Fırat nehrinin kıyılarında ansızın ortaya çıkıyor.Çünkü bu nehrin adı bütün sözlüklerde kan ağlıyor. Sağır ve dilsiz bir barış Mezopotamya’da kol geziyor.
Şair düşleriyle yetiniyor.Dişlerinin arasında tok sözler bir mine gibi akıyor. Gülümseyişlerinden şiirsel ışıltılar dökülüyor.Şairler ağız tadında bir hayatı kelimelerin tat veren kıvamında yaşıyor.Düş denizinde peynir gemilerini yürütüyor.Şair gönül tokluğunda bir Afrikalı gibi yaşıyor. Afrika çiçeklerini yürek obasına dikiyor. Şair en çok zenciye benziyor.
Gün batımı kızıllığında deniz yüzünün derisini yüzüyor.Martılar çığlıklar halinde denizin mavi gözlerine saldırıyor.Kan ağlıyor deniz.Dalga dalga yayılıyor acı.İnsanlar acılara boğuluyor.Anneler bir balık gibi çırpınıyor.Kızlar ve oğlanlar bir şairin dizeleriyle güneşin altın ışıkları altında can veriyor.Çünkü şair en çok zenciye benziyor.Beyaz tenli insanları göz yaşlarının sularına katıyor.Onları düş denizine sürüklüyor.Onları kum görmüş su görmemiş bir insanın özlemiyle yakarken denizin serin sularında atıp boğuyor. Şair zenci dolu bir hapishaneye benziyor.Ne yaşıyor ne de ölebiliyor.Hep karanlığa mahkum oluyor.

Devamını Oku
Osman Demircan

Çelişkilerin sağanağından çok yanım sırılsıklam
Ağlayan bebeğin gözünde şeytan şırıltısına bak!
Bir elimde balta bir elimde orman tercih yaparak
Yaşarım doğruyu dal dal ormanlarımı çoğaltarak.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir şey isteme benden. Senin isteklerin hem kapkara bir böcek gibi sevimsizdir hem de çekirge sürüsü gibi talan edicidir. Karşında bitip tükenmeyen bir ırmak olsam da, sen sularımı kirletirsin. Yanında masmavi bir deniz olsam, bir karpuz gibi sularıma düşersin. Sana sofra dolusu yiyecek olsam, sen ekmeğe nankörlüğünü sürersin. Önünde dursam bir heykel gibi, senin önüne geçtiğim için, ya da senin heykelini dikmedikleri için bana ucube dersin. Ey sevgili sen bir ucube bile olamazsın. Öyle bir insansın ki, dağın heyelana uğramış yanına benzersin. Ey sevgili bir dağ manzarasında en çirkin görüntüsün. Bir çiğdem kadar güzellikte yoktur eserin. Ben aşkta gamzeli bir gülüşüm. Sen ise aşkta bile dudakları kurt kapanı olan, fakat nedense koyunları yakalayan yalancı birisin. Ben sevgide gözyaşı iken, sen gözdeki çapaksın. Bir şey isteme benden. Sana şairliğimi verebilirim belki, şiirlerimi benden isteme. Şiirlerim bir hayal dünyasıdır. Sen ise hiç hayalimde yoksun. Sen gerçeğimsin belki, gözümle gördüğüme inandığımsın belki. Fakat şunu ey sevgili, sağ göz, sol gözü göremez hiç. Sen iki gözüm de olsan, sağ gözümün göremediği sol gözümsün aynı zamanda. Ey sevgili iki göz aynı şeye ağlasalar da, ikisi de tek başına ağlar. Aynı anda ağlamaya bşlasak da ey sevgili, sen benim tek başıma ağladığımsın. Aynı güneşin altında olgunlaşan meyveler olsak da, aramızda yine de irilik farkı vardır. Ben ele avuca sığmaz biriyim, sen çocuk elinde bir elma şekerisin. Tat verdiğin duygular anca çocuk yüreklerde iz bırakabilir. Ben kendi yeteneklerini çalan bir şairken, sen önüne gelenin dükkanına uğrayan bir yürek cebi boş olan bir fukarasın. Benim gözyaşlarım iri iken ve ışığında güneş parlarken, senin gözyaşların kör kuyuya düşen bir aç gözlülüktür. Benden bir şey isteme. Bir tablo ressamdan ne fırça ister ne de boya. İkisinin bir imgede buluşması, bir çerçeveye dönüşür. Benden bir şey isteme. Seninle bir dairede buluşamazken, bir karede açı ya da köşe nasıl olalım? Açtırma benim matematik ağzımı ağzımı. Sıfırsın işte koca bir sıfır. Yanında bir olsam, isteklerinin sınırı gelmez.

Devamını Oku
Osman Demircan

Sen benim ellerimi zayıflatıyorsun.Her ne zaman sana ellerimi uzatsam, benim kolumu kanadımı kırıyorsun.Her ne zaman kollarımı sana açsam, boşluğu sarıyorum.Niçin bu kadar güşsüz bir kişilikle insanların ellerini ısırıyorsun.Oysa bilirsin ki en tutkulu öpüş, avuç içini öpmektir.Sen benim ellerimi havada bırakıyorsun.Niçin beni kendi boşluğuna çekiyorsun.
Ne zaman bir çiçekçinin yanından geçsem, bütün çiçekleri alarak sana vermek istiyorum.Sana belki bir bahar akşamı rastlamamış olabilirim ama hayatını bahara çevirmek istiyorum.Sen ise elini, eteğini hayattan çekiyorsun.Ben ise, önce ellerini güllerle doldurmak sonra avuç içinden doya doya öpmek istiyorum.Bir daha böyle bir anı yaşayamam diye, dünyayı durdurmak istiyorum.Neden bana hor bakıyorsun.Sen benim ellerimi zayıflatıyorsun.Bilirsin ki, hayata tutunamayanlardanım.Ellerine tutunmak istediğimde, sen beni boşluğa bırakıyorsun.Bana kötülük yapma konusunda elinden geleni yapıyorsun.
Ah bir bilsen senin için fotoğraf makinesi almak istiyorum.Sadece ellerinin fotoğrafını çekmek istiyorum.O ince pamaklarını, ince tırnaklarını ölümsüzleştirmek istiyorum.Oysa sen ellerimi zayıflatıyorsun. Sana her ne zaman dokunsam, sanki parmaklarımı kırıyorsun.
Bu yüzden sana karanfillerle gelmek istiyorum.Haykıra haykıra, gür bir sesle seni seviyorum derken, bütün ezilmişlerin diliyle sana karanfilleri uzatmak istiyorum.Ellerimdeki karanfillerle güç toplayarak sana sevgimi ifade etmek istiyorum.
Sen elindeki avuçlarındaki hoşgörüsüzlükle beni kurutmaya çalışsan da ben sana güllerle, karanfillerle gelmek istiyorum.Sen beni kupkuru bir dala döndürsen de, ben sana okyanus esintileriyle varmak istiyorum. Avucumdaki kıpkırmızı gül yapraklarını yüzüne üflemek istiyorum.Ellerime en büyük ihaneti etsen de, avuçlarıma sevgisizliğinle vursan da, kolumu kanadımı kırsan da, seni elimden geldiğince sevmek istiyorum.

Devamını Oku
Osman Demircan

sarı çiçekler, kırmızı güller, mor menekşeler
bir asude baharın gümbür gümbür kokusudur
en büyük dileğimdir yanınızdayken ölüvermek
ne güzel bir renk cümbüşüdür sizleri sevmek

varlığım bir yapraktır gökyüzüne el gibi açılan

Devamını Oku
Osman Demircan

Kadehimin dolu yarısını sana kaldırıyorum. Bana dolu dolu yaşattığın bağ bozumları için. Güneşin ateşli bir kadın gibi gökyüzünde yanıp durduğu saatlerde bana pınar başındaki serin sular gibi öpüşler yaşattığın için kadehimi sana kaldırıyorum. Ellerimin hiç çiçek dermemişliğinde gül kırmızısı şarabı senin hatırana döküyorum. Herkes bana ne oluyor sana derken, karakolda sokaklardayken sağa sola çarpıp kırdığım eşrafın beş kuruşluk ticari itibarının ifadesini verirken, dudaklarımda bıraktığın şarap tadının hesabını kimseye vermiyorum sevgili. Hayatın çok pahalı olduğunu söyleyenlerin yanında, senin sevgini hesapsız yaşıyorum. Kadehin boş yarısını boş beyinlere kaldırıyorum. Bana ırkçı diyecekler belki de... Ben insanların kafasına bakıyorum. Boş kafaları, aval aval bakan suratları, yüreği dolu aklı fikri müreffeh insanlara kafa tutanları hiç sevmiyorum. Kafası integralden başka bir şeye basmayan matematikçileri, hastalığı en iyi şekilde tedavi etmekten başka bir şey düşünemeyen doktorları sevmiyorum. Çok iyi ders anlatmaktan başka bir şey üretemeyen kuru kafalı öğretmenleri de hiç sevmiyorum ve kadehimin boş yarısını bunlara kaldırıyorum. Dolunayda depresyona girenleri, hilalde Müslüman olanları ve başka bir zamanda hiçbir şey olmayanları, ay başında bankamatiğe koşanları da sevmiyorum. Kadehimi onlara kaldırıyorum. Şerefinize şerefsizler diyorum. Hepiniz kadehin boş tarafı kadar bana benziyorsunuz. Kadehin dolu tarafı ise gönül ehli olan insanlara benziyor. O tarafta dünyanın sinek gibi insanları boğulurken, bir yudum sevgiye değer verenler ise o dolu tarafta semazenler gibi baş döndürücü bir hayat yaşıyor. Ve ben kadehimin dolu tarafında sarhoş olucu bir sevgi yaşıyorum seninle. Sen ve senin gibiler kadehin dolu tarafı kadar bana benziyorsunuz. Yaşamayı bir başkasını korkutmak olarak telakki edenler, cesaretin korkutmak olduğunu sanıyorlar. Oysa bütün korkutmalara rağmen yine de yoluna devam edenler cesur oluyorlar. Bütün insanların çember takmasına rağmen, yine de insanlığını ayaklar altına almayanlar kadehlerini şerefsizlerin şerefine kaldırıyorlar.

Devamını Oku
Osman Demircan

Acı bir kova su. Başım dalıp çıkmakta içine. Nefesim gırtlağımdan çıkamamakta. Bir ölüm kalım savaşı başımın yazgısıdır. Başım bedenimin volkan ağzı. Beynim gri bir lav, gözlerim kor ve alev. Şimdi bu kafayla sana nasıl şarkı söyleyeyim? Sözlerim kasabalarını yakar, yaşadığına pişman olursun. Eğer benim sevgim sende olsa, dilini çiğnersin. Susmak adına, dudaklarını dikersin. Kırık kalbinin cam parçaları her gün göğsünü kanatsa da, yine de acını içinde saklar mısın? Gönlün bedeninde cehennem olsa, yüreğin sevginle o ateşi körüklese ne yaparsın? İşte acıyı anlatması kolay, yaşaması zordur. Sen hep parmağımdaki kuşsun. Ha uçtun ha uçacaksın. Seni sıksam ölürsün, seni avucuma alsam kanatların incinir. Sana sevgi adına bir gökyüzü sunarım. Sen ise ayak izlerini öptürürsün bana. Sen hep gökyüzüne bakarsın. Bu yüzden gözyaşlarımın döküldüğü yerleri görmezsin. Acı insanın yüreğinde kalır da sevgili çekip gider. Peki acı çeken yüreği sevgili tamir edemezse kim tamir eder? Acı bir deniz. Ben de acılar denizine uzanan bir liman. Dalgaların gelip beni yıkmaya çalışır. Her yıkıcı dalgan beni daha çok sırılsıklam aşık eder. Benim yüreğim ve varlığım sana doğru uzayıp giderken, sen daha bir hırçınlaşırsın. Ne gemilerin sığınır bana ne de suların yüreğimin yangınını söndürür.
Sen bir nisan yağmurusun. Hayatımın pencerelerini şöyle bir tıklatıp gidersin. Sen yüzümde korkuyla karışık bir gülücüksün. Yanımda oluşun beni mutlu ederken, ne zaman gideceksin korkusu dudaklarımda acı bir tebessüme dönüşür. Bu aşk sana yeni kapılar açarken, benim yüreğimi sürgüler. Sana yeni yollar açan bu aşk, bana tabuttan daha dar bir dünya bırakır. Yaşamaya doymadan, ölmeye giden genç bir idam mahkumu gibi aklıma taze otlar gelir. Ve seni düşündüğümde o çimenler ezilip gider. Her aşk geride bir şey bırakır. Bu aşk bana acı bırakır. Senin geride bıraktığın aşk, yüreğime can gibi yapışır. Aşkını yüreğimden çıkarsam ölürüm, içimde kalsa ey sevgili söyle buna can mı dayanır?
Sen hiç ölmeye yatmadığın için, bütün güllerin parklarda ve bahçelerde olduğunu sanırsın. Bilmezsin ki ey sevgili gülüşün hatıramda bir beyaz güldür. Sen giderken o beyaz güller, beyaz kefenim olmuştur.
Bilmezsin arka bahçelerde açan çiçekleri. Sen hep önüne bakıp gidersin. Ardında açan çiçekler, sen kokarken, yolundaki güller başkaları kokar. Senin tenin benim için çiçek tarhı iken, başkalarının teninde dudakların kendi bedeninin cenazesini taşır.
Acı senden bana kalan hatırandır. Seni düşünmek beynimde bataklıktır. Saplanırım senli düşüncelere. Kurtulamam seni düşünmekten. Ey sevgili senin vardığın nokta aşk cümlesinin sonu değildir. Sana seni bırakamam diyemem kendimi düşünmüş olurum. Ey sevgili senden vazgeçemezken, başkaları seni bırakır. Unutma gittiğin her yer sana tertemiz görünse de, o yerler başka bedenlerle süpürülmüştür. Ben toz toprak içindeysem hala, aşk bahçeme başka gül dikmediğim içindir.

Devamını Oku