Günümüz şiirleri çeviri şiirlere benzemektedir. Hani hep şikayet edilir ya, çeviri şiirlerin güzel olmadığından... Neden olarak da çeviri şiirlerin yazıldığı dilin, dil özelliklerine sahip olduğu, tercüme edilirken o dil özelliklerini yitirdiği söylenir.
Demek ki şiir yazıldığı dilin güzelliklerini içinde barındırmalıdır. Nedir bu güzellikler? Ahenktir, ritimdir, vurgudur ve tonlamadır. Oysa günümüz şiirleri çeviri şiirleri gibi Türkçenin güzelliklerini içinde barındırmamaktadır. Bir imge yığını, bir çarpıcı söz dizisi halinde ortada kalmaktadır. Lüks otomobil mezarlığına benzemektedir, günümüz şiiri. Yani bu anlayışla hiçbir yere gidilmez.
Peki şiir nasıl olmalıdır? Şiiri en çok dansa benzetirim. Bütün uzuvları raks etmeli şiirin ve kelimeler bir dans grubundakiler gibi el ele vermeli. Yani günümüz şiiri müzikaliteden yoksun. Kulağa hitap etmemekte ve bir köy düğününe benzemektedir. Naralar, kahkahalar, bakışmalar var; fakat estetik yok, birliktelik yok.
Günümüz şiiri salt mesaj vermekte. Bu mesaj bazen yalın, bazen süslü bir anlatım içermektedir. Peki şiirin amacı nedir? Coşku ve heyecan uyandırmak mı, derdimizi anlatmak mı, arzularımızı dile getirmek mi? Bence şiirin amacı; dilin bütün imkanlarından yararlanarak, duygularımızı ve düşüncelerimizi bir melodik ses olarak ortaya koymaktır. Oysa günümüz şiiri, ses getiren bir özelliğe sahip olsa da melodisini yitirmiştir. Yani günümüz şiiri, bir dikdatörün, bir yerden halkına yüksek sesle seslenmesine benzemektedir. Nasıl merhabayı, günaydını artık insanlardan değil de; kediden, köpekten bekler olduysak, şiirde de durum artık aynı gözükmektedir. Şiir insanın kulağını artık tırmalamaktadır.
Şiir sadece melodi değil tabi. Şiir anlamlı seslerin ve anlamlı sözlerin bir araya gelmesinden oluşan bir dizeler orkestrasıdır. Bunu somut bir örnekle açıklayayım:
Karanlık bir dünyada bir ışık aramanın sonsuz mutluluğunu terk edip bütün mum ışıklarını parmak uçlarımla söndürerek kendimi kör karanlık kuyulara atmak çılgınlığıydı bendeki deli sevda. Yaşamanın zifiri karanlığında bir tek ışık bulamamanın hüznüydü gözlerinde bir pırıltı aramak. Çok muydu mazlum rolüne girmeden güzel bir oyunda oynamak? İdam mahkumlarına ve kölelere gösterilen muameleyi kendine gösterilmesine razı olmamak ve sonrasında kaşla göz arasında adil bir dünya kurmak çok mu zordu?
İlla kabullenmek mi gerekliydi cehennemlik olduğunu? Bütün iyiliklerine ve ağlamarına rağmen kuruyan göz pınarlarına inanmamak mıydı kendini yakmak?
Oysa çok saçmaydı kendi ellerine inanmadan başkalarının ellerine inanmak. Oysa aptallıktı başkasının gözleriyle, başkasının sözleriyle kendi mutluluğunu bulmak.
Öyleyse sana ne başkalarının yemyeşil gözlerinden. Sırma saçlarından sana ne her tarafın cennetten uzaklaştırılmışken, bütün yolların cehhenme çıkarken. Sana ne başkalarının mutluluklarından.
Senin iyi olmanın veya başkalarının kötü olmasının çok da önemi yoktur aslında. Çünkü bu dünyada beyazla siyahın çok farkı yoktur.Çirkinle güzel arasında çok büyük mesafa yoktur.
Her şey ince bir çizgiden geçer. Bu ince köprüde yürümek için sadece Allah'a inanmak yeter.
Kırma iki kelime için sırça sarayımın duvarını.
Ne şiir yazılıdır ne saçma sapan aşk öyküsü
Buğulu camlarında varsın siz gözlerinle eşsiz.
Bırak çakıl taşlarına çarpa çarpa doğal süreç
Yaşasın sevgimiz aşk haresi kırılgan şişemiz.
Okyanuslara düşen yağmurlardan
Tesellisiz duygu yüklü bulutlardan
Dereye tepeye yağan yağışlardan
Sen varsın sonsuz aşka yağansın.
Yağmur ormanının yitik köşesinde
İrfan'a
Siyasetin kirli yüzünde beter gözler
Bir türlü güzellikleri göremeyecekler
Maskelerle dolaşırken örtüler içinde
Seni beni yaşatmayacak bu herifler
Yağmur yağsın artık güllerin ateşi sönsün
Kırmızı bir okyanusa dönsün aşkın çiçeği
Dalga dalga yayılsın kokun ruhuma dolsun
Son bulsun suskunluğum dudaklarımızda
Vücudumu sarsın aşkın rüzgarı efil efil es
Bütün sevgiler senin olsun. Tüm nefretler de bana kalsın. Seni terk edeceğim. istediğin çiçekler vazolarında kurusun. Bana yaşattığın her bir şeyi unutacağım ve seninle hiçbir karede yer almayacağım. Tenim bir başka tene değince ben de bir başkası olacağım. Seni unutacağım. Bir temmuz akşamında meltem rüzgarları eserken çırılçıplak denize gireceğim. Sonra mehtabın altında uykuya dalacağım. Sen evine bir başkasını alacaksın. İşte o zaman can evinden vurulacaksın. Beni düşünüp ağlayacaksın. Çünkü senin kremin benim. Senin ilacın benim. Üzerine bir kabus gibi düşecek bir başkasının bedeni. Çünkü senin ruh ikizin benim. Sen bunları yaşarken ben çırılçıplak denize gireceğim. Ve tenimden dökülürken sular ben seni unutacağım. Kumlara sere serpe uzanacağım. O an yıldız olacağım ışıl ışıl. Ağaç olacağım, dal olacağım yaprak yaprak döküleceğim aşk bahçelerine. Deniz olacağım, ırmak olacağım, sel olup coşacağım ve senin adını adreslerimden sileceğim. Bahçe olacağım, gül olacağım, toprak olacağım ve yeni umutlar büyüteceğim aşk diyarında. Güneş olacağım, ışık olacağım, günlük güneşlik günler yaşayacağım. Seni böylece unutacağım. Ben artık başka tenlerde bir başka kişiliğe gireceğim. Sular seller gibi çağlayacağım. Senin gibi bir ölü deniz olmayacağım. Önce gözlerimden görüntünü sileceğim. Ve bunu ağlayarak yapmayacağım. Gözlerimin içi gülecek. Başkalarına göz kırpacağım. Tenim bir başka tene değince ben de bir başkası olacağım. Seni unutacağım. Beni harabeye çeviren sensin. Tenimi bir mabede çeviren sensin. Artık adresimde posta kodu aşk yazacak. Beni tamir edecek ellerin kapımı çalmasını bekleyeceğim. Ve elleri kır çiçeğine benzeten herkese ruhumun anahtarlarını teslim edeceğim. Sanma ki tenim zindandır. Bana dokunana özgürlüğü yaşatacağım. Sen başkalarına kul köle olmaya devam ederken ben elleri kır çiçeğine benzeyen herkese baharlar yaşatacağım ve kışları, sağanak sağanak yağmurları sana bırakacağım. Ben seni bir başkasıyla unutacağım. Elim, bir başkasının eline dokunduğunda, sana el sallayacağım. Kokum bir toprak kokusu gibi olacak. Çatlak dudaklarımda çiy dolu güller biyüteceğim ve sana güle güle diyeceğim.
Bir gün bir oyuncak mağazasında güpgüzel bir tane top varmış.Bir çocuk babasıyla beraber oyuncakçı mağazasına gitmiş.Ve bu topu çocuk görmüş ve bu topu almak istemiş.Ve babasına demiş:Baba bana şuradaki topu al.Ve babası da ona o topu almış.Ve ondan çok güzel oyunlar oynamış.Ve bir gün de bu top patlamış.Ve çocuk çok üzülmüş.Ve babası bütün oyuncak mağazalarını aramış ve bu kadar güzel topu bulamamış ve çocuk da çok üzülmüş.Ve hep kırık ve eski oyuncaklarıyla oynamış.
Bir tsunami gibi vurdun geçtin dünyamı
Paramparça ettin gözlerimdeki camları
Hayal kırıklığı yaşattın bakışlarımı acıtan
Kan ve gözyaşı akıttım her ağladığım an
Yıkık bir harebeden arta kalanım şimdi
Tüm zamanın soğuk rüzgarlarıyla savrulan
Karanlığı aydınlığa boğan,
Kendi kanında
Kendi canında
Bağımsızlığı bulan
Ay yüzlü insanların
Bir ışık demetidir




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....