PKK bir holding gibi çalışıyor. Parayı uyuşturucudan, kara paradan ve haraçtan kazanıyor. PKK Avrupa'da iş adamlarından haraç keserken, İngiliz istihbaratı, Alman istihbaratı neden bir şey demiyor? Demek ki milyarlarca dolarlık bu gelirden Avrupa devletleri de pay alıyor. Bu yüzden Avrupa PKK'dan desteğini çekmiyor. Hal böyle iken demokratik açılım var diye PKK uyuşturucu gelirinden vazgeçer mi? Avrupa ülkeleri PKK'yı desteklemeyı bırakır mı? Hayır ortada bu kadar para varken ve aynı zamanda PKK'nın uyuşturucu gelirinden hem ülke içinden hem ülke dışından pay alan varken sizce PKK tarihe karışır mı? Öyleyse nedir bu demokratik açılımın anlamı? Anlamı şu: Kuzey Irak'ta resmen Kürt devleti kuruldu. Başkenti de Erbil oldu. Bu devletin büyümesi için güçlenmesi için Türkiye'ye ihtiyaç var. Yani Türkiye'nin ana kucağında beslenip büyüyecek bu devlet. Buna kim engel olabilir? Tabi ki PKK...Her gün PKK'dan dolayı yeni kurulan Kürt devletinin bombalanması hem Barzani'nin hem de batılı güçlerin işlerine gelmez. Böyle bir durum söz konusu olursa, kuzey Irak savaş alanı olur. Ordusu olmayan, silahı olmayan bir devlet yıkılmaya mahkumdur. Kuzey Irak'ta kurulan devletin daha büyümeden yok olmasını İsrail ve batılı güçler tabi ki istemez. Hal böyle iken Türkiye'de kimse kahramanlığa soyunmasın. PKK'nın bitmesini öncelikle ABD ve Avrupa istiyor. Peki bitecek mi? Tabi ki hayır...Sadece silah bırakacak. Türkiye'nin içinde bir ur gibi durmaya devam edecek. Türkiye'nin şu an ki konjonktürde parçalanması söz konusu gözükmüyor. Çünkü Türkiye'nin parçalanması demek şu an ki planları alt üst eder. Düşünülen bu değildi. Asıl düşünülen İran'ı parçalamaktı. Fakat İran çetin ceviz çıkınca bütün planlar yerle bir oldu. İran parçalanıp bölünemediği için Türkiye'yi bölme planları da suya düştü. Durum değişmeyince Türkiye'nin bölünmemesine karar verildi. Çünkü Türkiye bölünürse İran Ortadoğu'nun en güçlü devleti olacak ve kuzey Irak'taki devleti tehdit edecek. Bu batılı güçlerin ve İsrail'in işine gelmiyor. Bir de İran nükleer bomba yaparsa artık ne Türkiye bölünür ne de İran. Çünkü Türkiye'nin kaderi İran'a bağlı. ABD, AB ve İsrail Türkiye'nin asla iyiliği düşünmezler. Çünkü Türkiye büyük bir ülke. Kim ne derse desin bu ülkeler demokrasi peşinde insan hakları peşinde koşan ülkeler değillerdir. Bu ülke askerleri Müslüman erkekler uyurken Irak'ta, Filistin'de, Bosna Hersek'de Müslüman kadınlara tecavüz etmiş insanlardır. Bunlar ırz düşmanı devletlerdir. Elin garibanının cebindeki parayı sömürmeye çalışan devletlerdir.
Atatürk'ün bir sözü var:' Biz bize benzeriz.' diye. Biz ne Avrupalıyız ne Amerilayız. Biz Anadoluluyuz. Kurtuluş Savaşı yıllarında doğru dürüst ordumuz ve silahımız yokken güçlü devletleri çeşitli manevralarla birbirilerine düşürerek bu ülkeyi kurduk. Kurtuluş Savaşı zekayla kazanılmış bir savaştır. Kimse bizi aptal yerine koymasın. PKK Marksist-Leninist bir oluşumdur. Hiçbir zaman Kürt halkını temsil edemez. Aldığı o altıda bir oranındaki oy tam sahih, gerçek bir oran asla değildir. Çoğu küskünler (PAPAZA KÜSÜP ORUCUNU YİYEN BEKTAŞİ GİBİ) oylarını oraya kerhen atarlar. PKK nin ne olduğu alenen bilmeyen mi var? Asla ve asla PKK Kürt halkını temsil edemez ve de edemeyecektir. PKK kominist bir ekoldür. Kürt halkı Müslümandır ve de Müslüman olarak kalacaktır. PKK bunu istemese de....! PKK Müslüman bir ülkede yaşamaktansa, doğuda Marksist-Leninist bir Kürt devletinde yaşamak istiyorum diyenlerin kurup desteklediği bir örgüttür. Hiç şüphe yok ki PKK'yı destekleyenler arasında dinsiz ateist Türkler de vardır ve bunlar ülke içinde söz sahibi kimselerdir. Yaptıkları iş; 'PKK' ve 'Kürt' kelimelerini sürekli yan yana kullanmak hatta bunları özdeşleştirmeye çalışmaktır. Yani Kürtlerle ilgili herhangi bir konu olduğunda hemen mevzuyu PKK ile ilintilendirmek, PKK'dan söz ederken de bu terör örgütünün sanki bütün Kürtlere hitap ettiğini öne sürmek. Amaç Kürtleri dinsizleştirmek ve Türkiye'nin doğusunu ateistleştirmek. Böylece Türkiye'de laikliği güvence altına almak.
Oturdun koltuğuna gerdin bacaklarını.
Yayıldın pazar tezgahı gibi.
Afrika'daki açlıktan dem vuruyorsun.
Pazarlıyorsun bana fikirlerini.
Her şey bu kadar ucuz mu?
Boy ölçüşür mü dereler nehirlerle
Baş kaldırır mı dalgalar denizlere
Martılar çığlığa boğulursa göklerde
Okyanus kederlenemez bu dertle
Yalan söylemez doğada hiçbir gül
Hayatta her şeyden kovulmuş bir insanın yazdığı roman nasıl olurdu sizce? Kendisine yaşama hakkı bırakılmamış fakat haktan hukuktan bahseden insanların arasında kalmış bir insanın yazdıkları ne olurdu acaba?
Bunca ıstırabın arasında kendine bir yer edinmeye çalışan bir insanın hayatı kanlı bir rüyaya dönüşürken ve bu insan her yatağından kalktığında ayaklarına kurt kapanına benzeyen çorapları giyerken nasıl alnı ak başı dik durabilirdi sizce?
Hayatın patika yollarında her adım atışında bir daha bir daha geri dönmek isterken, arkasında bekleyenlerin birer heyelan birer felaket olduğunu gördüğünde mutlu olmadığını anlatmak istediğinde nasıl bir roman ortaya çıkarırdı kanaatinizce?
Evet hayatta en adam dedikleri bile birer palyoçadan öteye gidememiş bir insanı kim güldürebilirdi? Kim yatağını bir mezardan farklı kılabilirdi? Hayatında mutlu fotoğrafı olmamış bir insanın, kelimelerle resim yapmaya kalktığında mürekkebinin rengi ne olurdu sizce?
Başkaları rüyalarında pembe bulutlardan toz halinde yağmurlar görürdü ve her gün dingin bir şekilde uyanırdı sonra gidip gülbeyaz renginde kitaplar yazardı.Oysa gözlerini hiç dikenlerden kurtaramamış bu insanın yazdıkları hangi kokuda hangi renkte olurdu sizce? Gözlerine dünyanın her türlü eziyeti batmış bir insan elleriyle ağlardı kuşkusuz.
Evet hayatın bütün kapılarından kovulmuş bir insan şüphesiz 'Sana Yetmediysem Git' diye roman yazardı.İçinde biriktirdiği tüm duyguları kanlı ve bulanık bir nehir gibi akıtırdı.
Şiir bahçesinde esiyor yine esin rüzgarları.Kırılıyor en ince yerinden gül dalları.İnciniyor bülbülün ince dudakları.Öpmelerinden geriye bir yığın tarumar kalıyor.Ahhhh gül endamları yerlerde kan ağlıyor.
Yeryüzü sularını ince çizgiler halinde yaralarından süzüyor.Bir sancı halinde yayılıyor vadiler boyunca nehirler.Çocuklar suların debisinde boğuluyor.Yüreğini yırtıyor çakıl taşlarının en keskin uçlarıyla anneler. Bir yürek kanayışı denizin kıyısına varıyor.Gün batımı vaktinde hayat kan kızılı bir manzara oluyor. Mor renkli kıyılar zambakların yalnızlığına dönüşüyor.
Bir kız kızgın taşlarla oynuyor.Elleri yanık buğday tarlaları gibi cehennem kokuyor.Küçük kız bir yüce gönüllülük gösterip dünyanın taşlarını yerinden oynatıyor.Elleriyle ateşten duvarları yıkıp şiirsel duvarlar örüyor.Gül bahçesinde sarmaşıklar mısra mısra imge kokuyor. Şair kanadında bir kuş kızın saçlarına konuyor.İkisi beraber hüzzam tadında bir şarkı dillendiriyor.
Yaşlı ve olgun bir karga şiirin tam ortasına pisliyor.Dışkı kokuyor günün en verimli saatleri. Bütün gün karga kanadında ölgün düşler masmavi gökyüzünde dolaşıyor.Şiir kaçacak yer arıyor.Şair şiirini bir karganın pençeleriyle yakalıyor.Ölüme dair dizeler dünyanın kırılgan yerlerinden akıyor.Sokaklarda cinayet işleniyor.Bir savaş Fırat nehrinin kıyılarında ansızın ortaya çıkıyor.Çünkü bu nehrin adı bütün sözlüklerde kan ağlıyor. Sağır ve dilsiz bir barış Mezopotamya’da kol geziyor.
Şair düşleriyle yetiniyor.Dişlerinin arasında tok sözler bir mine gibi akıyor. Gülümseyişlerinden şiirsel ışıltılar dökülüyor.Şairler ağız tadında bir hayatı kelimelerin tat veren kıvamında yaşıyor.Düş denizinde peynir gemilerini yürütüyor.Şair gönül tokluğunda bir Afrikalı gibi yaşıyor. Afrika çiçeklerini yürek obasına dikiyor. Şair en çok zenciye benziyor.
Gün batımı kızıllığında deniz yüzünün derisini yüzüyor.Martılar çığlıklar halinde denizin mavi gözlerine saldırıyor.Kan ağlıyor deniz.Dalga dalga yayılıyor acı.İnsanlar acılara boğuluyor.Anneler bir balık gibi çırpınıyor.Kızlar ve oğlanlar bir şairin dizeleriyle güneşin altın ışıkları altında can veriyor.Çünkü şair en çok zenciye benziyor.Beyaz tenli insanları göz yaşlarının sularına katıyor.Onları düş denizine sürüklüyor.Onları kum görmüş su görmemiş bir insanın özlemiyle yakarken denizin serin sularında atıp boğuyor. Şair zenci dolu bir hapishaneye benziyor.Ne yaşıyor ne de ölebiliyor.Hep karanlığa mahkum oluyor.
Bugün bir sınavda görevliydim.Hani araba sürersiniz de viraja gelince zorlanırsınız ya.İşte öyle insanlar çıktı karşıma.Sarıklı, cübbeli kişiler girdi sınava.Sanki bilerek böyle yapıyorlardı ya da bu tarz giyinerek kişilik buluyorlardı. Belki de birtakım odaklara hizmet ediyorlardı.Bu yüzden samimi Müslümanları istismar ediyorlardı.
Düşünün bir üniversitedesiniz.Öğrencilerin çoğu sarıklı, cübbeli ve asalı.Sizden hoşlanmadıklarında, kafanıza bir sopa vurabilirler.Bunu kutsal bir dava için yapabilirler.Siz onlar için bir köpek olabilirsiniz.Bu yüzden ellerindeki asalarıyla, Kızıl denizi ikiye yaramayacaklarına göre, kafanızı yarabilirler. Alnınızdan kan boşalırken değil bir insana, hayvana bile yapılmaması gereken bir davranış gösterebilirler.Allah rızası için ölümünüzü seyredebilirler.
Bugün sınavda görevliydim.Sarıklı cübbeli insanlar yoluma çıktı.O zaman anladım insana hiçbir şeyin uzak olmadığını.O zaman anladım Anya ile Konya’yı görmenin ne olduğunu.O zaman anladım keskin virajlara yakalanmanın sadece benden kaynaklanmadığını.Ben ne kadar kurallara uysam da gelip birisi bana çarpardı veya beni uçuruma atardı.İnsan başkasının eliyle çarçabuk yoldan çıkardı.
Gökten para yağsa ve insanlar sürekli para toplama hırsıyla gökyüzüne baksa, kaç kişi ayaklarının dibindeki uçurumu görebilirdi.İşte insanlar ne amaçla olursa olsun hırslı olmamalı.Kimseye çakal gözlerle bakmamalı, kimseyi tavuk yerine koymamalı.Dünya kümes değil çünkü.İnsan insana yol göstermeli.Bu yüzden herkes yol yordam bilmeli.Güzel giyinmeli.
Bir akşamüstü lokantada yemek yerken adamın biri dikkatimi çekti.Sakallarını elleriyle tutmuş, yemek yiyordu.Elleri bu kadar işkenceye maruz kalabilirdi.Avuçlarına cetvelle vurulsa, daha hafif kalırdı.Çünkü kaşığa tutayım diye,tabağın içine girip sakallarına bir zeval gelmesin diye resmen adam çırpınıyordu.Bu kadar sıkıntı içinde adam karnını doyuruyordu.Ama aslında aç kalıyordu.Sakalla bıyık arasına sıkışmış dudaklarına adam zevksizliği tattırıyordu.
Şimdi size sorarım.Bu insanla ne konuşulabilir? Sakalla bıyık arasında kalmış ve kendine kıldan bir dünya kurmuş bu insanla ne paylaşılabilir?
Sonsuzluğu arayan siyah gül yıldızları parlatır topraklarında
Çiy düşürürken karanlıklarına su serper duygu coğrafyasına
Ay ışığı vadinin en dar yerine vurur o saatlerde yürek sıkışır
Daralır zaman, kararır su, ay karanlık bir vakit aşka dönüşür
Gökyüzü altında siyah güller bulut gibi şimşek şimşek büyür
Sen benim ellerimi zayıflatıyorsun.Her ne zaman sana ellerimi uzatsam, benim kolumu kanadımı kırıyorsun.Her ne zaman kollarımı sana açsam, boşluğu sarıyorum.Niçin bu kadar güşsüz bir kişilikle insanların ellerini ısırıyorsun.Oysa bilirsin ki en tutkulu öpüş, avuç içini öpmektir.Sen benim ellerimi havada bırakıyorsun.Niçin beni kendi boşluğuna çekiyorsun.
Ne zaman bir çiçekçinin yanından geçsem, bütün çiçekleri alarak sana vermek istiyorum.Sana belki bir bahar akşamı rastlamamış olabilirim ama hayatını bahara çevirmek istiyorum.Sen ise elini, eteğini hayattan çekiyorsun.Ben ise, önce ellerini güllerle doldurmak sonra avuç içinden doya doya öpmek istiyorum.Bir daha böyle bir anı yaşayamam diye, dünyayı durdurmak istiyorum.Neden bana hor bakıyorsun.Sen benim ellerimi zayıflatıyorsun.Bilirsin ki, hayata tutunamayanlardanım.Ellerine tutunmak istediğimde, sen beni boşluğa bırakıyorsun.Bana kötülük yapma konusunda elinden geleni yapıyorsun.
Ah bir bilsen senin için fotoğraf makinesi almak istiyorum.Sadece ellerinin fotoğrafını çekmek istiyorum.O ince pamaklarını, ince tırnaklarını ölümsüzleştirmek istiyorum.Oysa sen ellerimi zayıflatıyorsun. Sana her ne zaman dokunsam, sanki parmaklarımı kırıyorsun.
Bu yüzden sana karanfillerle gelmek istiyorum.Haykıra haykıra, gür bir sesle seni seviyorum derken, bütün ezilmişlerin diliyle sana karanfilleri uzatmak istiyorum.Ellerimdeki karanfillerle güç toplayarak sana sevgimi ifade etmek istiyorum.
Sen elindeki avuçlarındaki hoşgörüsüzlükle beni kurutmaya çalışsan da ben sana güllerle, karanfillerle gelmek istiyorum.Sen beni kupkuru bir dala döndürsen de, ben sana okyanus esintileriyle varmak istiyorum. Avucumdaki kıpkırmızı gül yapraklarını yüzüne üflemek istiyorum.Ellerime en büyük ihaneti etsen de, avuçlarıma sevgisizliğinle vursan da, kolumu kanadımı kırsan da, seni elimden geldiğince sevmek istiyorum.
sarı çiçekler, kırmızı güller, mor menekşeler
bir asude baharın gümbür gümbür kokusudur
en büyük dileğimdir yanınızdayken ölüvermek
ne güzel bir renk cümbüşüdür sizleri sevmek
varlığım bir yapraktır gökyüzüne el gibi açılan
Çelişkilerin sağanağından çok yanım sırılsıklam
Ağlayan bebeğin gözünde şeytan şırıltısına bak!
Bir elimde balta bir elimde orman tercih yaparak
Yaşarım doğruyu dal dal ormanlarımı çoğaltarak.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....