Prelüd, ilk süitinkine göre çok daha belirgin bir ezgiyle başlar... Esas olarak dinleyeceğimiz süite bir hazırlıktır ve tüm eserin içe dönük yapısını yansıtır... Son ölçülerdeki akorlar karar verme duygusunun geciktirilmesini ve tonaliteyi tümüyle hissetmemizi sağlar...
'...eserin birinci bölümü olan Arya 'Ağabeyi yolculuğundan vazgeçirmek için dostlarının gayretleri' başlığını taşıyor... Altılı paralel aralıkta hareket eden iki parti, sakin ve yumuşak bir ezgiyle, tatlı bir dille yalvaran dostları gözlerimizin önünde canlandırır... Bunlar, sanki sürekli tekrarladıkları motifle 'Gitme kal' diye seslenmektedir... İkinci bölümde, 'Dostların, yabancı topraklarda başına gelebilecek kötülüklere karşı uyarısı'nı duyarız... Gittikçe daha pes seslere inen ezgi, bilinmez ve karanlık geleceği simgeler... Bölümün sonunda, dostların korku dolu çığlığı duyulur... Adagissimo tempoda olan üçüncü bölüm, 'Dostların üzüntüsü'nü yansıtır... Dört ölçülük bir tema önce bas partisinde duyulur, daha sonra sekiz kez tekrarlanarak bir passacagliaya dönüşür... Daha önceki bölümde org için yazılmış BWV 582 Do minör Passacaglia'da gördüğümüz gibi bu formda, bas partisindeki değişmeyen temanın üzerine her defa değişik çeşitlemeler gelir... Kromatik olarak (yarım ses aralıkta) aşağıya doğru inen ezgi, gittikçe artan ve önlenemeyen bir üzüntüyü anlatır... Dördüncü bölümde 'Ellerinden bir şey gelmediğini gören dostlar, yolcuyla vedalaşmaya başlar.' Kuvvetle duyulan akorlar, bir anlamda içleri kan ağlayan dostların üzüntüyü bir kenara bıraktığını ve elden geldiğince metanetle dostlarını kucakladıklarını anlatır... Son bölümde ise, 'Posta arabasının borusunu taklit eden bir füg' duyarız... Bütün uyarılar ve çabalara rağmen, ağabey yola çıkmıştır... Posta arabasının borusu duyulmakta, tekerlekler dönmektedir... Son derece ritmik bir tema füg olarak işlenir...'
'...büyük bir enerjiyle (Mit grösster Energie - Colla piu grande energia) çalınması istenen kısa 4. Bölüm İntermezzo'yu eleştirmenler, eserin en başarılı parçası olarak görürler... Mi bemol minör tonda, 4/4'lük ölçüdeki bu tutkulu ve duygulu intermezzo, melodi ve karakter yönünden Mendelssohn'un Sözsüz Şarkılar'ını anımsatır; ancak anlatımdaki enerjisiyle onu da aşar...'
10 numaralı Etüd, 2/4'lük ölçüde, çok heyecanlı ve çabuk (Allegro agitato molto) tempoda ve Fa minör tondadır ve bu dizide özel bir ismi olmayan ikinci parçadır... İlk versiyonda yorumu olanaksız bir 'parmak çalıştırma etüdü' havasında olan parça, sonlara doğru dramatik ve vahşi bir yükselişle gelişir... Bu nedenle bazı müzikçiler tarafından Appassionato (Tutkulu) olarak adlandırılan ve ayrıca ilk teması da Chopin'in Op.10 Fa minör Etüd'ünü anımsatan bu parça, şeytani bir virtüozluk ve parlak bir yorum gerektirir...
'...zira, o bir sözle aşık olduğumuz kadını, fesatçı ve tatlı dalgalariyle kendi içine alarak döndürmekte ve döndüre döndüre bizden uzaklaştırmakta, hatta bizimle alay ettirmekte olduğuna hükmettiğimiz düşman kasırgalarının durmaksızın estiği o anlaşılmaz, o cehennemi eğlenti yerini, evet, o kimse tek bir söziyle bize insani ve belki de bir parça munis gösterdiği için kalbimizin bütün muhabbetini kazanır ve bu suretle, bize içerideki korkunç esrara erenlerden biri de kendisi olduğunu ispat ettiği için öbür davetlileri de birer ifrit şeklinde tahayyül etmemizin önüne geçer... İşte, sevdiğimiz kadının, bizce meçhul zevkleri tatmaya gittiği o aşılmaz ve aşılamadığı için bizi işkencede bırakan cümbüşe, akla gelmez bir yarıktan biz de böylece sokuluveririz... Bu dem, demler içinde öyle bir demdir ki, birbiri arkasından gelen bütün anlardan hasıl olmakla beraber öbürlerinden daha gerçek ve bizim indimizde daha mühimdir... Zira, buna bizim sevgilimiz karışmıştır; onu, biz istediğimiz şekilde tahayyül ederiz; ona, biz istediğimiz gibi sahibiz; istediğimiz müdahalede bulunuruz; onu, biz, hemen hemen kendimiz yaratmışızdır... Çünkü, bu, sevdiğimiz kadına 'Ben buradayım! ' diyebildiğimiz demdir...'
- Love means never having to say you're sorry...
Neden yoksun yanımda
Bir sen yoksun
Sorar gönlüm hep seni...
BWV 1008 Süit No.2, Re minör
Prelüd, ilk süitinkine göre çok daha belirgin bir ezgiyle başlar... Esas olarak dinleyeceğimiz süite bir hazırlıktır ve tüm eserin içe dönük yapısını yansıtır... Son ölçülerdeki akorlar karar verme duygusunun geciktirilmesini ve tonaliteyi tümüyle hissetmemizi sağlar...
- Kilit nokta önceden bilinemezlik... Aynı deneyi on defa yap, on farklı sonuç alırsın... Hayatın güzelliği de burada yatar...
'...eserin birinci bölümü olan Arya 'Ağabeyi yolculuğundan vazgeçirmek için dostlarının gayretleri' başlığını taşıyor... Altılı paralel aralıkta hareket eden iki parti, sakin ve yumuşak bir ezgiyle, tatlı bir dille yalvaran dostları gözlerimizin önünde canlandırır... Bunlar, sanki sürekli tekrarladıkları motifle 'Gitme kal' diye seslenmektedir... İkinci bölümde, 'Dostların, yabancı topraklarda başına gelebilecek kötülüklere karşı uyarısı'nı duyarız... Gittikçe daha pes seslere inen ezgi, bilinmez ve karanlık geleceği simgeler... Bölümün sonunda, dostların korku dolu çığlığı duyulur... Adagissimo tempoda olan üçüncü bölüm, 'Dostların üzüntüsü'nü yansıtır... Dört ölçülük bir tema önce bas partisinde duyulur, daha sonra sekiz kez tekrarlanarak bir passacagliaya dönüşür... Daha önceki bölümde org için yazılmış BWV 582 Do minör Passacaglia'da gördüğümüz gibi bu formda, bas partisindeki değişmeyen temanın üzerine her defa değişik çeşitlemeler gelir... Kromatik olarak (yarım ses aralıkta) aşağıya doğru inen ezgi, gittikçe artan ve önlenemeyen bir üzüntüyü anlatır... Dördüncü bölümde 'Ellerinden bir şey gelmediğini gören dostlar, yolcuyla vedalaşmaya başlar.' Kuvvetle duyulan akorlar, bir anlamda içleri kan ağlayan dostların üzüntüyü bir kenara bıraktığını ve elden geldiğince metanetle dostlarını kucakladıklarını anlatır... Son bölümde ise, 'Posta arabasının borusunu taklit eden bir füg' duyarız... Bütün uyarılar ve çabalara rağmen, ağabey yola çıkmıştır... Posta arabasının borusu duyulmakta, tekerlekler dönmektedir... Son derece ritmik bir tema füg olarak işlenir...'
Anlatayım hâlimi dildâre ben,
Derdi firâka arayım çâre ben,
Sabredeyim nice bin âzâre ben,
Yaş dökeyim yalvarayım yâre ben...
-Ahlaki varoluşun uyandırıcı rüyasından daha gerçek bir şey yoktur...
'...büyük bir enerjiyle (Mit grösster Energie - Colla piu grande energia) çalınması istenen kısa 4. Bölüm İntermezzo'yu eleştirmenler, eserin en başarılı parçası olarak görürler... Mi bemol minör tonda, 4/4'lük ölçüdeki bu tutkulu ve duygulu intermezzo, melodi ve karakter yönünden Mendelssohn'un Sözsüz Şarkılar'ını anımsatır; ancak anlatımdaki enerjisiyle onu da aşar...'
10 numaralı Etüd, 2/4'lük ölçüde, çok heyecanlı ve çabuk (Allegro agitato molto) tempoda ve Fa minör tondadır ve bu dizide özel bir ismi olmayan ikinci parçadır... İlk versiyonda yorumu olanaksız bir 'parmak çalıştırma etüdü' havasında olan parça, sonlara doğru dramatik ve vahşi bir yükselişle gelişir... Bu nedenle bazı müzikçiler tarafından Appassionato (Tutkulu) olarak adlandırılan ve ayrıca ilk teması da Chopin'in Op.10 Fa minör Etüd'ünü anımsatan bu parça, şeytani bir virtüozluk ve parlak bir yorum gerektirir...
'...zira, o bir sözle aşık olduğumuz kadını, fesatçı ve tatlı dalgalariyle kendi içine alarak döndürmekte ve döndüre döndüre bizden uzaklaştırmakta, hatta bizimle alay ettirmekte olduğuna hükmettiğimiz düşman kasırgalarının durmaksızın estiği o anlaşılmaz, o cehennemi eğlenti yerini, evet, o kimse tek bir söziyle bize insani ve belki de bir parça munis gösterdiği için kalbimizin bütün muhabbetini kazanır ve bu suretle, bize içerideki korkunç esrara erenlerden biri de kendisi olduğunu ispat ettiği için öbür davetlileri de birer ifrit şeklinde tahayyül etmemizin önüne geçer... İşte, sevdiğimiz kadının, bizce meçhul zevkleri tatmaya gittiği o aşılmaz ve aşılamadığı için bizi işkencede bırakan cümbüşe, akla gelmez bir yarıktan biz de böylece sokuluveririz... Bu dem, demler içinde öyle bir demdir ki, birbiri arkasından gelen bütün anlardan hasıl olmakla beraber öbürlerinden daha gerçek ve bizim indimizde daha mühimdir... Zira, buna bizim sevgilimiz karışmıştır; onu, biz istediğimiz şekilde tahayyül ederiz; ona, biz istediğimiz gibi sahibiz; istediğimiz müdahalede bulunuruz; onu, biz, hemen hemen kendimiz yaratmışızdır... Çünkü, bu, sevdiğimiz kadına 'Ben buradayım! ' diyebildiğimiz demdir...'