Almanca Kassation, İngilizce ve Fransızca Cassation, 18. yüzyılda küçük topluluklar tarafından, genellikle akşam saatlerinde ve açık havada çalınan önklasik biçimdeki, çok bölümlü serenadlara verilen isimdir... Latince 'bir hükmün geçersizliğinin açıklanması' ya da 'subayların askerlikten dışlanması' anlamlarına da gelen bu kelime İtalyan müziğinde, eski serenadlara verilen cassazione adıyla kullanılmıştır... Serenadlara göre daha çok kapalı yerlerde, törenlerde ve ziyafetlerde çalınan müzik olan cassation'un iki ayrı kelimeden türediği de ileri sürülür: Sokakta karşılığına gelen Gassatim ve bölmek, parçalamak anlamında Casser... Hem sokaklarda çalınan, hem de bölünerek parça-parça ya da törenin sonunda seslendirilen final müziği olan cassation'a bu adın verildiği söylenir...
Vaktiyle Buhtu'n-Nasr adlı bir Kral vardır... İsrailoğulları’na karşı savaş açar ve savaştan galip gelen Kral’ın askerleri İsrailoğulları’nın bir kısmını öldürür, bir kısmını esir alır, bir kısmını da kendi işlerinde çalıştırır... Kudüs Şehri'nde ise taş üstünde taş bırakmaz, yakıp yıkar... Zalim Kral Buhtu'n-Nasr'a esir olanlar arasında Üzeyir Peygamber de vardır... Bir gün Üzeyir Peygamber zalim Kral Buhtu'n-Nasr'ın elinden kurtulur, eşeğine biner ve şehri terk eder...
Yolu Kudüs’e düşer ve bakar ki Üzeyir Peygamber, Kudüs Şehri yerle bir olmuş... Bu vahim duruma, güzelim Kudüs’ün manzarası karşısında çok üzülür ve kendi kendine acaba bu korkunç ölümden sonra burasını Allah nasıl diriltecek, der kendi kendine... Ağaçlardan meyve toplayarak karnını doyurur... Bir bağa girerek üzüm toplar ve o topladıkları üzümleri şıra yapar, eşeğini bir ağaca bağlar ve güneş doğup biraz yükselince bir ağacın gölgesinin altında yatar uyur...
Allah-u teala, Üzeyir Peygamber’e öldükten sonra insanları nasıl dirilteceğini göstermek için Üzeyir Peygamberin uyurken canını alır ve tam (100) sene bu durumda bırakır ve (100) sene bitince Üzeyir Peygamberi diriltir... Allah-u teala Üzeyir Peygamber'e der ki 'Ya Üzeyir sen burada ne kadar kaldın ve ne kadar uyudun? ' Üzeyir Peygamber ise 'Bir gün veya bir kaç saat kaldım, Ya Rabbim' buyurur...
Allah-u teala gerçeği Üzeyir Peygamber'e şöyle anlatır ve der ki 'Ya Üzeyir burada ve bu ağacın altında sen ve eşeğin tam (100) sene kaldınız... İstersen yiyeceğine ve içeceğine bir bak... Biz seni insanlara ibret olsun diye tam (100) sene uyuttuk...' der. 'Ağaca bağladığın eşeğine bir bak! Yerinde mi canlı mı? ' Üzeyir Peygamber bakar ki eşeğinin kemikleri var... Allah-u teala 'Şimdi bak Ya Üzeyir! İnsanlar öldükten sonra nasıl dirilteceğiz ve o ölülerin kemiklerine nasıl et giydireceğiz...' der. Ağaca bağladığı eşeğinin dirildiğini gören Üzeyir Peygamber 'Rabbim! ' der, 'Senin her şeye gücünün yeteceğine, her şeye söz geçireceğine ve insanları öldükten sonra tekrar dirilteceğine kesin inandım...' der ve secdeye kapanır...
The Prelude and the Fugue form a unified whole... The same bucolic atmosphere reigns in both pieces... The Prelude opens on an organ-point and announces a motive whose first notes will become the subject of the Fugue...
All in this Fugue is serenity and sweetness... The voices engage in an affectionate dialogue, and even the minor passes by lightly without leaving a trace... At measure 16 an innocent flute appears and disappears... Happily it returns (measure 31) and the Fugue closes in perfect bliss...
'Una voce poco fà': Genç Rosina, müzik öğretmeni Don Basilio'nun yardımıyla kendisiyle evlenmek isteyen yaşlı Dr. Bartolo tarafından kilit altında tutulmaktadır... Ancak Kont Almaviva da Lindoro adı altında genç kızla ilgilenmekte, berber Figaro'nun aracılığıyla onunla buluşmak istemektedir... Rosina da, bir öğrenci sandığı Kont Almaviva'ya kapılmıştır... İkinci perde başında ona duyduğu aşkı anlatan ünlü aryasını söyler: Una voce poco fà...
Una voce poco fà qui nel cuor mi risuonò. Il mio cor e già e Lindoro fu che il piagò. Si Lindoro mio sarà, lo giurai la vincerò Il tutor ricuserà io l'ingegno aguzzerò. Alla fin s'accheterà. E contenta io resterò Io sono docile son rispettosa. Son obbediente dolce amorosa Mi lascio reggere mi fo guidar. Ma sa mi toccando dov'è il mio debole Sarò una vipera e cento trappole Prima di' cedere farò giocar.
Biraz önce duyduğum ses yüreğimi titretti: Yüreğim yaralandı artık, bunu da yapan Lindoro. Evet Lindoro benim olacak, Yemin ederim ki bunu başaracağım. Gardiyanım istemese de, zekâmı kullanacağım, Sonunda onu yatıştıracak ve mutlu olacağım. Uysalım, saygılıyım, söz dinlerim, tatlıyım, sevgi doluyum. Bırakırım beni yöneltsinler, yol göstersinler, Ama benim zayıf yanıma dokunurlarsa Bir engerek olurum ve yüzlerce hile kullanırım Beni teslim almadan önce.
...
Almanca Kassation, İngilizce ve Fransızca Cassation, 18. yüzyılda küçük topluluklar tarafından, genellikle akşam saatlerinde ve açık havada çalınan önklasik biçimdeki, çok bölümlü serenadlara verilen isimdir... Latince 'bir hükmün geçersizliğinin açıklanması' ya da 'subayların askerlikten dışlanması' anlamlarına da gelen bu kelime İtalyan müziğinde, eski serenadlara verilen cassazione adıyla kullanılmıştır... Serenadlara göre daha çok kapalı yerlerde, törenlerde ve ziyafetlerde çalınan müzik olan cassation'un iki ayrı kelimeden türediği de ileri sürülür: Sokakta karşılığına gelen Gassatim ve bölmek, parçalamak anlamında Casser... Hem sokaklarda çalınan, hem de bölünerek parça-parça ya da törenin sonunda seslendirilen final müziği olan cassation'a bu adın verildiği söylenir...
...
...
- Did talent alone help Camilla?
...
...
Chopin - 'Fantaisie-Impromptu' Op.66
Henri Poincaré (29.4.1854 - 1912)
Chopin - 'Grand duo' concertant for piano and violoncello on themes from 'Robert le Diable' by Meyerbeer...
Robert James Sawyer (29.4.1960 -
...
Franz Lehár - Die lustige Witwe...
'Au hasard Balthazar' (1966)
Robert Bresson
...
Vaktiyle Buhtu'n-Nasr adlı bir Kral vardır... İsrailoğulları’na karşı savaş açar ve savaştan galip gelen Kral’ın askerleri İsrailoğulları’nın bir kısmını öldürür, bir kısmını esir alır, bir kısmını da kendi işlerinde çalıştırır... Kudüs Şehri'nde ise taş üstünde taş bırakmaz, yakıp yıkar... Zalim Kral Buhtu'n-Nasr'a esir olanlar arasında Üzeyir Peygamber de vardır... Bir gün Üzeyir Peygamber zalim Kral Buhtu'n-Nasr'ın elinden kurtulur, eşeğine biner ve şehri terk eder...
Yolu Kudüs’e düşer ve bakar ki Üzeyir Peygamber, Kudüs Şehri yerle bir olmuş... Bu vahim duruma, güzelim Kudüs’ün manzarası karşısında çok üzülür ve kendi kendine acaba bu korkunç ölümden sonra burasını Allah nasıl diriltecek, der kendi kendine... Ağaçlardan meyve toplayarak karnını doyurur... Bir bağa girerek üzüm toplar ve o topladıkları üzümleri şıra yapar, eşeğini bir ağaca bağlar ve güneş doğup biraz yükselince bir ağacın gölgesinin altında yatar uyur...
Allah-u teala, Üzeyir Peygamber’e öldükten sonra insanları nasıl dirilteceğini göstermek için Üzeyir Peygamberin uyurken canını alır ve tam (100) sene bu durumda bırakır ve (100) sene bitince Üzeyir Peygamberi diriltir... Allah-u teala Üzeyir Peygamber'e der ki 'Ya Üzeyir sen burada ne kadar kaldın ve ne kadar uyudun? ' Üzeyir Peygamber ise 'Bir gün veya bir kaç saat kaldım, Ya Rabbim' buyurur...
Allah-u teala gerçeği Üzeyir Peygamber'e şöyle anlatır ve der ki 'Ya Üzeyir burada ve bu ağacın altında sen ve eşeğin tam (100) sene kaldınız... İstersen yiyeceğine ve içeceğine bir bak... Biz seni insanlara ibret olsun diye tam (100) sene uyuttuk...' der. 'Ağaca bağladığın eşeğine bir bak! Yerinde mi canlı mı? ' Üzeyir Peygamber bakar ki eşeğinin kemikleri var... Allah-u teala 'Şimdi bak Ya Üzeyir! İnsanlar öldükten sonra nasıl dirilteceğiz ve o ölülerin kemiklerine nasıl et giydireceğiz...' der. Ağaca bağladığı eşeğinin dirildiğini gören Üzeyir Peygamber 'Rabbim! ' der, 'Senin her şeye gücünün yeteceğine, her şeye söz geçireceğine ve insanları öldükten sonra tekrar dirilteceğine kesin inandım...' der ve secdeye kapanır...
...
Prelude and Fugue XXIII in B Major
Bach is in a diatonic mood...
The Prelude and the Fugue form a unified whole... The same bucolic atmosphere reigns in both pieces... The Prelude opens on an organ-point and announces a motive whose first notes will become the subject of the Fugue...
All in this Fugue is serenity and sweetness... The voices engage in an affectionate dialogue, and even the minor passes by lightly without leaving a trace... At measure 16 an innocent flute appears and disappears... Happily it returns (measure 31) and the Fugue closes in perfect bliss...
Richard Strauss - Die Frau ohne Schatten...
'Le diable probablement' (1977)
Robert Bresson
...
'Una voce poco fà': Genç Rosina, müzik öğretmeni Don Basilio'nun yardımıyla kendisiyle evlenmek isteyen yaşlı Dr. Bartolo tarafından kilit altında tutulmaktadır... Ancak Kont Almaviva da Lindoro adı altında genç kızla ilgilenmekte, berber Figaro'nun aracılığıyla onunla buluşmak istemektedir... Rosina da, bir öğrenci sandığı Kont Almaviva'ya kapılmıştır... İkinci perde başında ona duyduğu aşkı anlatan ünlü aryasını söyler: Una voce poco fà...
Una voce poco fà qui nel cuor mi risuonò.
Il mio cor e già e Lindoro fu che il piagò.
Si Lindoro mio sarà, lo giurai la vincerò
Il tutor ricuserà io l'ingegno aguzzerò.
Alla fin s'accheterà. E contenta io resterò
Io sono docile son rispettosa.
Son obbediente dolce amorosa
Mi lascio reggere mi fo guidar.
Ma sa mi toccando dov'è il mio debole
Sarò una vipera e cento trappole
Prima di' cedere farò giocar.
Biraz önce duyduğum ses yüreğimi titretti:
Yüreğim yaralandı artık, bunu da yapan Lindoro.
Evet Lindoro benim olacak,
Yemin ederim ki bunu başaracağım.
Gardiyanım istemese de, zekâmı kullanacağım,
Sonunda onu yatıştıracak ve mutlu olacağım.
Uysalım, saygılıyım, söz dinlerim, tatlıyım, sevgi doluyum.
Bırakırım beni yöneltsinler, yol göstersinler,
Ama benim zayıf yanıma dokunurlarsa
Bir engerek olurum ve yüzlerce hile kullanırım
Beni teslim almadan önce.
...