ben demedim mi sen bensiz yapamazsın diye geldin değil mi o ne elindeki bir demet yasemen getirmiş toroslardan soldurmadan.. gel benim romantik keyfim bir sarılayım sana..
yine kaçtı bir yerlere insan sıpası.. sebepsiz sorgusuz sualsiz giden gider benim keyfim sadıktır bana belki müjdeli bir haberin kelimesi olur girer kulağımdan içeri çıkınını doldurmuştur bak! senin için sana çölünden bir kaktüs dikeni getirdim! bunu batır ve kendine gel!
gelip geçici bir heves.. insanoğlu kendi dünyasının kopyalarını tabiatta görebiliyor içeriden dışarıya bir köprü kurabilme yeteneğine sahip. gülen bir insan silüeti yeşildir hayattır canlılıktır asık bir surat ise solgun bir yapraktır ve bir sonbahardır.. ilginç olan tabiat vardır bir yerlerde insana ihtiyaç duymadan yaratan esirgeyen ve bağışlayan Allah tarafından yaşatılıyorlardır. peki ya insan? insan öylemi? bir yaprağın yeşilliğine ihtiyaç duyacak kadar aciz.. tabiat insansız yaşayabiliyor ama insan tabiat olmadan hiçbir halt yiyemiyor.. sonabaharı seviyorum deyip kandırmayın kendinizi! 5 dakika sonra ona ihanet edip denizi sevmeye başlayacaksınız ve dağı ve tepeyi ve göğü ve yıldızı...
-dede bana masal anlatsana -tamam hangisini anlatmamı istersin -hani insan varmışya evvel zaman içinde he işte o masalı anlat -tamam eskiden çok eskiden insanların yaşadığı bir dünya varmış...
bir dağın tepesine çıkıp öylesine salıverdim kendimi boşluğa ve bunca ağırlığıma rağmen bir sineğin gövdesine tutundum zorlanmadı beni taşırken dönüp bana -yolculuk nereye dedi -yolun bittiği yere dedim.yolun bittiği yer yok.sana sunulan sonsuzluk içinde yüzeceksin yoksa söylemediler mi sana sen bir insansın.farklısın bizlerden.cesursun ki kanatların olmadandağdan salıveriyorsunkendini.. ve gözeten biri var bak koş dedi koş atladı yine birisi yasak dağdan geç yanından tesadüf eseri son şansı ol ve son şansının bir sinek olduğunu görünce irkilsin sakın tutma onu o sana tutunsun.. -peki yol bitmez dedin bu memlekette her yol bitiyor görüyorum heyhat dedi sinek bırak kendini o zaman bırak da gör bir ıhlamur yaprağı bir canavarı nasıl taşırmış bir kuş tüyü feveran ederek çıkar karşına uçan halı misali götürür denizin karanlıklarına...
kaçmak.. nereye kime nasıl kimden ve neden.. ruhuna kendine ağlayarak kendinden ve öylesine.. öylesine kaçılmaz ve kaçmaz öylesine kimse başkasından kaçmak isterse kaçar kişi kendinden yine kendisine ve öylesine...
sarhoşluğun psikolojik boyutu..
kalbin serhoşluğu..
ben demedim mi sen bensiz yapamazsın diye
geldin değil mi
o ne elindeki
bir demet yasemen getirmiş toroslardan
soldurmadan..
gel benim romantik keyfim
bir sarılayım sana..
-zehra çabuk bakkala git yumurta al gel hadi uç uç
-niye ben hazerfan çelebimiyim!
mp3 çalarımda var böyle bir dosya
hımm
kök demekmiş
yine kaçtı bir yerlere insan sıpası..
sebepsiz sorgusuz sualsiz
giden gider
benim keyfim sadıktır bana
belki müjdeli bir haberin kelimesi olur
girer kulağımdan içeri
çıkınını doldurmuştur
bak!
senin için sana çölünden bir kaktüs dikeni getirdim!
bunu batır
ve kendine gel!
gelip geçici bir heves..
insanoğlu kendi dünyasının kopyalarını
tabiatta görebiliyor
içeriden dışarıya bir köprü kurabilme yeteneğine sahip.
gülen bir insan silüeti yeşildir hayattır canlılıktır
asık bir surat ise solgun bir yapraktır ve bir sonbahardır..
ilginç olan tabiat vardır bir yerlerde insana ihtiyaç duymadan
yaratan esirgeyen ve bağışlayan Allah tarafından yaşatılıyorlardır.
peki ya insan? insan öylemi?
bir yaprağın yeşilliğine ihtiyaç duyacak kadar aciz..
tabiat insansız yaşayabiliyor
ama insan tabiat olmadan hiçbir halt yiyemiyor..
sonabaharı seviyorum deyip kandırmayın kendinizi!
5 dakika sonra ona ihanet edip
denizi sevmeye başlayacaksınız
ve dağı
ve tepeyi
ve göğü
ve yıldızı...
-dede bana masal anlatsana
-tamam hangisini anlatmamı istersin
-hani insan varmışya evvel zaman içinde
he işte o masalı anlat
-tamam eskiden çok eskiden insanların yaşadığı bir dünya varmış...
.. ağla
ve bende ağlayayım
birleştirelim gözyaşlarımızı
kankardeşliğini aşıp
gözyaşı kardeşi olalım hep beraber alayalım seninle..
bir dağın tepesine çıkıp öylesine salıverdim kendimi boşluğa
ve bunca ağırlığıma rağmen bir sineğin gövdesine tutundum
zorlanmadı beni taşırken dönüp bana
-yolculuk nereye
dedi
-yolun bittiği yere
dedim.yolun bittiği yer yok.sana sunulan sonsuzluk içinde yüzeceksin yoksa söylemediler mi sana
sen bir insansın.farklısın bizlerden.cesursun ki kanatların olmadandağdan salıveriyorsunkendini..
ve gözeten biri var bak koş dedi
koş atladı yine birisi yasak dağdan
geç yanından tesadüf eseri son şansı ol
ve son şansının bir sinek olduğunu görünce irkilsin
sakın tutma onu
o sana tutunsun..
-peki yol bitmez dedin bu memlekette
her yol bitiyor görüyorum
heyhat dedi sinek bırak kendini o zaman
bırak da gör bir ıhlamur yaprağı bir canavarı nasıl taşırmış
bir kuş tüyü feveran ederek çıkar karşına uçan halı misali
götürür denizin karanlıklarına...
kaçmak..
nereye kime nasıl kimden ve neden..
ruhuna kendine ağlayarak kendinden ve öylesine..
öylesine kaçılmaz ve kaçmaz öylesine kimse başkasından
kaçmak isterse kaçar kişi kendinden yine kendisine
ve öylesine...