ve okunu esas kendi kalbine fırlatan aptal eros, aşkın kerpeteniyle söküyorum mitolojik çivilerini, tek tek..., şimdi öp o çivi izlerini bir bir..., ve seni; artık şizofren bir bulutun kendini astığı göğe teslim ediyorum...,
ki muhabbet demlerinde, nice mücerred hatıralarda gördük ki, bizi biz bile ayıramayız; bizi biz bile…, yakınlarından izinsiz nakli yasal morgdaki ölü gözlerinde, kornea ile retina gibi…,
yeri göğe katan bir doğal afet misal, geçtin başımıza ey aşk…, ve mest olmuş /kanıyoruz/ dünyanın gözyaşlarıyla, hayat sürme narkozu altında…,
ne panik ne de şaşkınlık içindeydik, sanki saatlerimizi kurmuş, bekliyor gibiydik olacakları, kalplerimiz ve sadrımız genişti ve dayanma güçlüğü çekmiyorduk olanlara ki,
gariptir; içinde bulunduğu yerde bile, yitiği de olabiliyor insan kendi yüreğinin, ve ah termal, kayaaltı dilek çeşmesinden akmamıştır senden aktığı kadar, şifa suları,
dut pekmeziyle tahinin birbirine karışmasıdır aşk ki, yeniden ayrı ayrı dile damağa konmayan…, ki gerekmiyor bir çuval keçiboynuzunu çiğnemek de seninle, bir damla bal/şeker tadı için, ve senin gül bahçesine sinen kokun, hazan sesli nefesin de yetiyor doymak ve doydukça acıkmak için…,
ışıltıların yıldız yıldız sarıyor dört bir yanı, ve göz gözü görmüyor, gönül gönüle baktıkça…, al çift kutupluluğumu ver migrenini; canına sahip çıkmak asıl, muhibana canını vermektir…, ki aşk can vermek değil, aşk; can içinde can olabilmek, tek can kalabilmek ve kaybedip kaybedip sayısızca bulabilmektir yitirdiğini…,
âdem ve havvanın yasak meyvaya uzanırken, aşkın ellerinden tuttuğu o an, bir kadir gecesine denk gelmiş olabilir mi…, ki hatırlıyorum, bu soruyla secdedeydim, ve kıble ne yönde deseler bilmiyordum, ki yönüm bir siy/ah güle bakıyordu, üstünden gözümü hiç ayıramadığım, ve o secdeye kapanışta toprağını öptüğüm, o siy/ah güledir meftunluğum…, ah;
azarlarının tadı nasıl da kekremsi, nasıl bir değer vermektir bu ve o nasıl kıyamamak, her bir kelimesi ben/de, seni seviyorum diye haykıran, o mecnûnca basılan küfürleri anlamak ki evet efsunlu bir sevinçtir, ve o kem sözler birer umut olur an gelir, en içe saplanan…,
ve aşk; merhametinden sevgiye büründü zamanla, ardında bin bir renk cümbüşü ve solar döngü izi bırakarak yadigâr…, çileyi ve hasreti sevgiye emanet edip, cellat olmak yerine hayata, hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle, ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,
ve barıştı aşk küslükleriyle, taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar, kıyametleri koparan uğultusuyla, arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken, bir duru dağ çeşmesi olup, hayata karışmak istedi ve bilirsin işte sonrasında, zakîrle/şakîrin halini…, ki, yaralı insanlar hemen tanır birbirini bilirsin, kabuklara aşina kabukları zira…, ah;
püskül püskül saçaklarını bulutlar arasında yolan, bir uçurtmayım bugün gece/de yine ve o garipliği bilinmez gûrebadanım…,
kanıyorum heceleyerek adını, süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm yüzümün gergefine, rengi turuncuya çalan gül nakışlı ilk muhabbet ikramını, kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı..., hem kaçamak bir gülüşüm, ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe, kesik kesik ve yutkunarak hıç/kırık/sız…,
belki, yalnız bir sokak lambasıyım, ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…, belki, başı olmayan bir duvarım ve, illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…, diyorum ya, alnını duvara dayamış, yalnız bir sokak lambasıyım belki..., ah;
bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle, dikine dikine gidiyorum yüreğimin ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…, gel gör ki, hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve ayaklanmaya hazırlıklaraysa dermansızım…, ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha ılık bir mevsime akisler çizerek..., ah;
şimdi şizoid bir ayrılıkta, kestim senden adım adım uzaklaşan ayaklarımı, sana bir daha gelememek için, sonra; yeniden diktim…, sana yeniden, mecburen ve ızdırar içinde koşmak için, ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim senden kaç kez gittim, ve sana kaç kez vardım/ unuttum; bir mürdümün içindeki kurt gibi mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de, beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin, keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile, hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala..., karanlık korkulu bir tünelin, kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi, küskünüz aydınlığa ve, biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet, bir müsveddeye dönüşebilir ve kalbimin en ücrasının, sağlanabilir teması kalbinle; ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep, ölü suskunluklar saçabilir pekala, beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin, hem bozkır, hem harman yeri kokar…, \iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\
eros
ve okunu esas kendi kalbine fırlatan aptal eros,
aşkın kerpeteniyle söküyorum mitolojik çivilerini,
tek tek...,
şimdi öp o çivi izlerini
bir bir...,
ve seni; artık şizofren bir bulutun
kendini astığı göğe teslim ediyorum...,
Efsun
ki muhabbet demlerinde,
nice mücerred hatıralarda gördük ki,
bizi biz bile ayıramayız; bizi biz bile…,
yakınlarından izinsiz nakli yasal
morgdaki ölü gözlerinde,
kornea ile retina gibi…,
yeri göğe katan bir doğal afet misal,
geçtin başımıza ey aşk…,
ve mest olmuş /kanıyoruz/
dünyanın gözyaşlarıyla,
hayat sürme narkozu altında…,
ne panik ne de şaşkınlık içindeydik,
sanki saatlerimizi kurmuş,
bekliyor gibiydik olacakları,
kalplerimiz ve sadrımız genişti
ve dayanma güçlüğü çekmiyorduk
olanlara ki,
gariptir; içinde bulunduğu yerde bile,
yitiği de olabiliyor insan kendi yüreğinin,
ve ah termal,
kayaaltı dilek çeşmesinden akmamıştır
senden aktığı kadar,
şifa suları,
dut pekmeziyle tahinin
birbirine karışmasıdır aşk ki,
yeniden ayrı ayrı
dile damağa konmayan…,
ki gerekmiyor bir çuval
keçiboynuzunu çiğnemek de seninle,
bir damla bal/şeker tadı için,
ve senin gül bahçesine sinen kokun,
hazan sesli nefesin de yetiyor
doymak ve doydukça acıkmak için…,
ışıltıların yıldız yıldız sarıyor dört bir yanı,
ve göz gözü görmüyor,
gönül gönüle baktıkça…,
al çift kutupluluğumu ver migrenini;
canına sahip çıkmak asıl,
muhibana canını vermektir…,
ki aşk can vermek değil,
aşk; can içinde can olabilmek,
tek can kalabilmek ve
kaybedip kaybedip sayısızca
bulabilmektir yitirdiğini…,
âdem ve havvanın yasak meyvaya uzanırken,
aşkın ellerinden tuttuğu o an,
bir kadir gecesine denk gelmiş olabilir mi…,
ki hatırlıyorum, bu soruyla secdedeydim,
ve kıble ne yönde deseler bilmiyordum,
ki yönüm bir siy/ah güle bakıyordu,
üstünden gözümü hiç ayıramadığım,
ve o secdeye kapanışta toprağını öptüğüm,
o siy/ah güledir meftunluğum…,
ah;
azarlarının tadı nasıl da kekremsi,
nasıl bir değer vermektir bu ve o nasıl
kıyamamak, her bir kelimesi ben/de,
seni seviyorum diye haykıran,
o mecnûnca basılan küfürleri anlamak ki
evet efsunlu bir sevinçtir,
ve o kem sözler birer umut olur an gelir,
en içe saplanan…,
akis
ve aşk;
merhametinden sevgiye büründü zamanla,
ardında bin bir renk cümbüşü ve
solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
çileyi ve hasreti
sevgiye emanet edip,
cellat olmak yerine hayata,
hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,
ve barıştı aşk küslükleriyle,
taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar,
kıyametleri koparan uğultusuyla,
arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken,
bir duru dağ çeşmesi olup,
hayata karışmak istedi ve
bilirsin işte sonrasında,
zakîrle/şakîrin halini…,
ki,
yaralı insanlar
hemen tanır birbirini bilirsin,
kabuklara aşina kabukları zira…,
ah;
püskül püskül saçaklarını
bulutlar arasında yolan,
bir uçurtmayım bugün gece/de yine
ve o garipliği bilinmez
gûrebadanım…,
kanıyorum heceleyerek adını,
süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm
yüzümün gergefine,
rengi turuncuya çalan gül nakışlı
ilk muhabbet ikramını,
kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı...,
hem kaçamak bir gülüşüm,
ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe,
kesik kesik ve yutkunarak
hıç/kırık/sız…,
belki, yalnız bir sokak lambasıyım,
ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
belki, başı olmayan bir duvarım ve,
illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…,
diyorum ya, alnını duvara dayamış,
yalnız bir sokak lambasıyım belki...,
ah;
bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
dikine dikine gidiyorum yüreğimin
ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…,
gel gör ki,
hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve
ayaklanmaya hazırlıklaraysa
dermansızım…,
ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha
ılık bir mevsime akisler çizerek...,
ah;
şimdi şizoid bir ayrılıkta,
kestim senden adım adım
uzaklaşan ayaklarımı,
sana bir daha gelememek için,
sonra; yeniden diktim…,
sana yeniden,
mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim
senden kaç kez gittim,
ve sana kaç kez vardım/
unuttum;
bir mürdümün içindeki kurt gibi
mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de,
beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
karanlık korkulu bir tünelin,
kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
küskünüz aydınlığa ve,
biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet,
bir müsveddeye dönüşebilir
ve kalbimin en ücrasının,
sağlanabilir teması kalbinle;
ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
ölü suskunluklar saçabilir pekala,
beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin,
hem bozkır, hem harman yeri kokar…,
\iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\