ki tutucu bir adamım ben çok doğru, bir yol tuttu mu; geriye çevrilmem öyle kolay kolay, ama yalnız, geri çevrilmenin muhabbete gitmek, anlamına geldiğine inanırsam, yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet; çizgisi orta yerde, bağnazıyım gerçek hayatın…, peki şimdi söyle güzel kardeşim, tam olarak sen neredesin, bak kaç ömürdür buradayım, bu denizin karşısında…, ve ne kadar zaman oldu, yine hiçliğimle bekliyorum, kıpırdamadan, eylemsiz seni…; intiharı seçmiş bir balina kadar ölü, kıyıya vurmuş ve cansız…,
denizdeyim…, tam karşısında, kıpırtısızlığını delecek ilk dalgayı yakalamak için, gözlerimi kırpmadan bekliyorum…, kafamı kaldırıp bir an göğe baksam, yine orada kim olsa bilir, o şımarık, tembel ve inatçı bulut…,
sahi şu içi geçmiş dünyanın tepesindeki bulutlar renk değişmez mi hiç, hep o puslu gri, /kaç gündür aralıksız yağan rahmetten/ ki bir iç ses daha evet, sıkılmaz mı hiç bu inatçı bulut çakılı kalmaktan, ve hep aynı hoşnutlukta…;
renklerden gri, gri, gri, kaç fitten bana bakar sorsan, /hey; hep maviyi bekleyen, /çekil aşağımdan; ki deniz suyu, köpük, bulanık burnumun ucu…;
yirmi dört ayardır o şubat ikindisi, bir meydan yeridir, o gün bir, o gün ki bir meydan okumadır ve bir ateş düşmesidir yüreğimize, suya kanamadan ırmak kenarından çekilen bir karaca gibi, ve bir yaz yağmuru gibi ve bir konma göçme dünyası misali, geldin geçtin meydanın üstünden bir kümülüsmüş gibi…, oysa ne hakikatli bir realite ve mutlaktın sen, denizin kum taneleri adedince ve gezegenler kadar bir/e işaret eden,
ve bir not düş/üş daha…, geçmiş senelerden birinde yine bu vakitlerdeydim ve bir hastane koridorunun sekerat ve illüzyon dolu duvarları arasında volta atıyordum; dışarıda, dağ yamaçlarında, ekin tarlaları yeşeriyordu, içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat, aşkın yitiminde, hiç izlenmeyecek bir gösterinin provasına dönüşüyor,
Tutucu
ki tutucu bir adamım ben çok doğru,
bir yol tuttu mu;
geriye çevrilmem öyle kolay kolay,
ama yalnız,
geri çevrilmenin muhabbete gitmek,
anlamına geldiğine inanırsam,
yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet;
çizgisi orta yerde,
bağnazıyım gerçek hayatın…,
peki şimdi söyle güzel kardeşim,
tam olarak sen neredesin,
bak kaç ömürdür buradayım,
bu denizin karşısında…,
ve ne kadar zaman oldu,
yine hiçliğimle bekliyorum,
kıpırdamadan, eylemsiz seni…;
intiharı seçmiş bir balina kadar ölü,
kıyıya vurmuş ve cansız…,
denizdeyim…,
tam karşısında,
kıpırtısızlığını delecek ilk dalgayı yakalamak için,
gözlerimi kırpmadan bekliyorum…,
kafamı kaldırıp bir an göğe baksam,
yine orada kim olsa bilir,
o şımarık,
tembel ve inatçı bulut…,
sahi şu içi geçmiş dünyanın tepesindeki
bulutlar renk değişmez mi hiç,
hep o puslu gri,
/kaç gündür aralıksız yağan rahmetten/
ki bir iç ses daha evet,
sıkılmaz mı hiç bu inatçı bulut çakılı kalmaktan,
ve hep aynı hoşnutlukta…;
renklerden gri, gri, gri,
kaç fitten bana bakar sorsan,
/hey;
hep maviyi bekleyen,
/çekil aşağımdan;
ki deniz suyu,
köpük,
bulanık burnumun ucu…;
Prova
yirmi dört ayardır o şubat ikindisi,
bir meydan yeridir,
o gün bir,
o gün ki bir meydan okumadır ve
bir ateş düşmesidir yüreğimize,
suya kanamadan ırmak kenarından
çekilen bir karaca gibi,
ve bir yaz yağmuru gibi ve
bir konma göçme dünyası misali,
geldin geçtin meydanın üstünden
bir kümülüsmüş gibi…,
oysa ne hakikatli bir realite
ve mutlaktın sen, denizin kum
taneleri adedince ve gezegenler
kadar bir/e işaret eden,
ve bir not düş/üş daha…,
geçmiş senelerden birinde yine bu vakitlerdeydim ve
bir hastane koridorunun sekerat
ve illüzyon dolu duvarları arasında
volta atıyordum;
dışarıda, dağ yamaçlarında,
ekin tarlaları yeşeriyordu,
içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat,
aşkın yitiminde,
hiç izlenmeyecek bir gösterinin
provasına dönüşüyor,
sevgili\aşk, ah;