Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Selçuk Özdemir
Selçuk Özdemir

ERZİNCAN HABER MERKEZİ WWW.NEHABER24.COM

  • korkut eken05.05.2004 - 23:23

    Korkut Eken Kimdir?

    1945 yılında Ankara'da doğan Korkut Eken, 1963 yılında Kara Harp Okulu'na girdi ve 1965'te mezun oldu.

    Komando Tugayı, Hava İndirme Tugayı, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı gibi birliklerde Takım ve Bölük Komutanlıkları yaptı.

    Kıbrıs Barış Harekatı öncesi, Ada'daki mücahitleri örgütleyerek harekat öncesi alt yapının oluşturulmasında aktif görev aldı. Hava İndirme Tugayı'nda görevliyken, 20 Temmuz 1974 sabahı paraşütçü birliklerle Kıbrıs'a havadan atlayarak Kıbrıs Barış Harekatı'na katıldı ve Şerit Rozet Beratı ile ödüllendirildi.

    1978 yılında üstün eğitimli subay ve astsubaylardan oluşan Özel Harp Dairesi Özel Birlik Komutanlığı'na atandı ve Özel Birlik Komutan Yardımcılığı'na kadar yükseldi. Bu görevdeyken çeşitli yurtdışı kurslara katıldı.

    1980 yılında Diyarbakır'a kaçırılan THY uçağının kurtarılması operasyonuna Tim Komutanı olarak katıldı. Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilen uçaktan rehine kurtarma operasyonunda teroristleri etkisiz hale getirip yolcuları kurtardı, başarısı zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren tarafından ödüllendirildi.

    1982 yılında Polis Özel Timlerinin kurulmasıyla ilgili görev aldı ve rehineli harekata yönelik 40 kişilik özel bir tim yetiştirdi.

    PKK'nın 1984 yılında Eruh baskını ile başlayan eylemlerine karşı, birliği ile birlikte Siirt ve Sason bölgelerinde görevlendirildi. 1986 yılına kadar devam eden bu görevi sırasında sayısız sıcak çatışmaya girdi. Sözkonusu operasyonlarla birçok üst düzey PKK'lı teröristin ölü veya diri yakalanmasında önemli rol oynarken, kendi timinden de çok sayıda şehit verdi. Bu mücadele sırasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli madalyası olan Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Başarı Madalyası ayrıca çok sayıda takdirname aldı.

    Özel Harp Dairesi'ndeki 1981-1986 yılları arasındaki görevi sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Timlerinin oluşturulması ve eğitiminde görev aldı. Bu çalışmalardan dolayı, zamanın Başbakanı Turgut Özal tarafından ödüllendirildi.

    1987 yılında Yarbay rütbesindeyken Türk Silahlı Kuvvetleri'nden kendi isteğiyle emekliye ayrıldı ve MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Bu görevi süresince çok gizli operasyonlara katıldı. Basına sızan ünlü MİT raporunu hazırlayan dairede görevli olduğu için soruşturma geçirdi ve 1988 yılında kendi isteğiyle MİT'ten ayrıldı.

    MİT'ten birlikte ayrıldığı Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür ile birlikte 1988 - 1990 yılları arasında serbest ticaret yaptı, ardından 1990 yılında müfettiş olarak BOTAŞ'a girdi.

    1993 yılında Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın daveti üzerine Emmniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Özel Harekat Timleri'nin yeniden teçhizatlandırılması ve eğitimi çalışmalarının organizasyonunu gerçekleştirdi. 1993 - 1996 yılları arasında, müşterek operasyonların organizasyonu yaptı. Aynı dönemde, Güneydoğu'daki etkin aşiretleri PKK'ya karşı mücadele için silahlandırdı ve eğitti.

    1996 yılındaki Susurluk kazasının ardından 'cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek' suçundan 6 yıl hapse mahkum edildi ve 1 Mart 2002 tarihinde cezaevine girdi.

    Samsun Terme nüfusuna kayıtlı Korkut Eken, evli ve 3 çocuk babası.
    ADAM GİBİ ADAM

  • haluk kırcı05.05.2004 - 23:18

    Dönemin Adalet Komisyonu üyesi Orhan Bıçakçıoğlu anlatıyor: “Biz, ülkücüleri de serbest bırakan önergemizi vermiş ve Bülent Arınç’ın odasına gitmiştik. Bahçeli bizi arıyordu. Sonunda bizi buldular ve “Bahçeli çağırıyor” dediler. İçeri girer girmez, bana azarlar tonda, “Derhal bu önergeyi geri çek” dedi. Ben, durumu izah etmeye çalışınca, aynı tonda, “3-5 kişi var diye hükümeti mi bozalım? ” diye hitap etti.


    Devamı


    ----------
    Eski Trabzon milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu, af kanunu görüşmeleri sırasında MHP’nin tutumu ile ilgili tartışmaları şöyle anlattı: 57’nci hükümet döneminde Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün eşinin, Aylanur adlı bir çocuğun Trabzon cezaevinde annesi ile birlikte bulunmasını dramatize ederek Rahşan Ecevit’e yansıtması,

    Rahşan Hanım’ın da o masum çocuğun arkasına sığınıp, birtakım suçluları serbest bırakmak istemesi sonucu, Adalet Komisyonu’na af tasarısı geldi.

    Biz, tasarının Anayasa’daki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu görerek itirazda bulunduk.


    MAĞDURİYETLERİ GİDERMEK İÇİN ÖNERGE VERDİK
    İtirazımız iki yöndeydi. Birincisi, tahliye edilenlerin boynunda bir infaz halkası asılıyordu. İnfaz halkası, demoklesin kılıcı gibi 10-15 yıl, tahliye edilmiş kişinin başında tutuluyordu. Kendimden örnek vereyim. Ben tahliye olduktan sonra, bir işyeri açmak istedim, devlet müsaade etmedi, bir arkadaşımın üzerine açmak zorunda kaldım. Yine bir sivil toplum kuruluşunda yönetime aday olmak istedim, bunun için memnu hakların iadesi hükmünü beklemek durumunda kaldım... Dolayısıyla, biz komisyondaki MHP’li milletvekilleri olarak, Sadık Yakut, Mehmet Gül ve Edip Özbaş’ın da gayretleriyle bu türde mağduriyetleri giderecek hükümleri tasarıya koyduk. O gün, basın bu maddelere veryansın etti! Biz, Gümüşhane Şiran’da 8 askeri şehit eden TİKKO militanının bu afla tahliye edileceğini, ancak 2 Eylül öncesi olaylardan mahkum edilen ülkücü arkadaşlarımızın tahliye olamayacağını gördüğümüz için, ne yapabiliriz de arkadaşlarımızı kurtarabiliriz diye formül üretiyor ve gerekli maddeleri yasaya ilave ediyorduk. Basın ise sadece Haluk Kırcı’yı gündeme getiriyordu. Yasa Meclis’ten geçtikten sonra, oluşturulan kamuoyunun etkisinde kalan dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, yasayı veto etti.


    ÖNGERGEMİZDE ISRAR ETTİK

    Daha önce “Bu af benim affım” diyen Rahşan Hanım, bu defa, “Bu af benim affım değil, ucube bir af” dedi. Tek maksadı, Haluk Kırcı’yı öne çıkararak, ülkücülerin tahliye edilmemesini sağlamaktı. Tasarı, TBMM’de yeniden gündeme geldiği zaman, gerek içerde bulunan gerekse yurt dışında kaçak olarak yaşayan 70 ülküdaşımız adına, bir grup ülkücü bize geldi. Meclis’te kendileri ile görüştük. Bu görüşmeler sonrasında Adalet Komisyonu üyesi olarak ben ve Mehmet Gül, birlikte bir önerge verdik ve veto edilmeden önce tasarıya koyduğumuz, ikinci tasarıda hükümetçe çıkarılan maddelerin yeniden metne konulmasını istedik. Bu sırada Adalet Bakanı ve basın bize karşı bir harekete başladı.. Bu yüzden, komisyon çalışmalarına ara verildi. Bu arada herkes bizi arıyordu. Biz Mehmet Gül ile birlikte şimdi Meclis Başkanı olan, dönemin Fazilet Partisi Grupbaşkanvekili Bülent Arınç’ın odasına giderek beklemeye başladık. Adeta saklandık. Çünkü, kendi partimizden arandığımızı, önergemizin geri çekilmesinin isteneceğini duymuştuk. Sonunda bizi buldular ve Devlet Bey’in çağırdığını söylediler. Odada Devlet Bey’den başka Mehmet Şandır ve İsmail Köse de vardı.


    BAHÇELİ AZARLIYOR

    İçeri girer girmez, bana azarlar tonda, “Derhal bu önergeyi geri çek” dedi. Ben, durumu izah etmeye çalışınca, aynı tonda, “3-5 kişi var diye hükümeti mi bozalım? ” diye hitap etti... Aslında, Bahçeli, DSP ve ANAP ile anlaşmamız halinde bir mesele bulunmadığını söylüyor ama onlarla anlaşmamız için bize yetki vermiyor, görüşme yapmamızı dahi istemiyordu. Mehmet Gül’e, “Efendim anlaştınız da engel mi olduk? ” di ye azarlar tonda konuştuğu da doğrudur. ÖNERGEYİ PARÇALADIM! Bu psikoloji ile komisyona geri dönerek, hazırladığımız önergeyi geri çektik. Hatta, öfkemden belgeleri yırtıp, masanın üzerine bıraktım ve çıkıp gittim. Mehmet Gül de çıktı gitti. Devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan bölücü teröristler tahliye edildi, fakat biz kendi arkadaşlarımızı tahliye ettiremedik. Af meselesi 1.5-2 yıl kadar Türkiye’nin gündeminde kaldı. Şimdi de çeşitli af kanunları çıkarılıyor. Komisyondaki bir konuşmamda Adalet Bakanı’na, Bahçelievler davası dolayısıyla verilen kararın gerekçesinde MHP’lileri terörist, Ülkü Ocakları’nı terör örgütü olarak gösteren hakimlerin görüşünü hatırlatarak, “Ben de terörist miyim? ” diye sormuştum... Bu şartlar altında, MHP kendi varlığını ortaya koyamamış, güncel deyimle laytlaştırılmıştır...

    KAHREDİYORUM
    Son 9 aydır Anadolu’yu dolaşıyorum ve 12 Eylül’ün mağdur ettiği, yıllarını hapishanelerde geçirmiş ülküdaşlarımızın infaz girdabından hâlâ kurtulamadığına şahit oluyorum... Onların durumunu görünce, komisyonda ve Bahçeli’nin odasında yaşadıklarımızı hatırlıyor ve kahrediyorum. Onlar için “Hepsinden Allah razı olsun” demekten, ellerini öpmekten başka şu an için elimden bir şey gelmiyor...


    TAYYİP ERDOĞAN’I DA BİZ KURTARDIK!

    Af konusu gündeme taşındığı günlerde, ikinci af tasarısının çıktığı sırada yaşanan bir olay daha var ki bunun vebalinden sorumluluk makamında olanların her iki dünyada da kurtulacaklarını zannetmiyorum. O da cezaların ertelenmesine dair kanundur. Eşber Yağmurdereli’nin tahliyesini sağlayan kanunla, biz yine vatan ve millet düşmanı insanların cezasını ertelemiş olduk. Tayyip Erdoğan da bu kanunla siyasi haklarını elde etti. Cumhurbaşkanı da bunu bir defada onayladı...

    AFFIN ANASI BABASI

    Bir gün, “Bu affın anası belli, babasını gelin birlikte arayalım” diye konuşmuştum. 2 Mayıs 2002’deki Milliyet gazetesi, sekiz sütuna manşet olarak ailemi de rencide edecek şekilde; “affın babası” diye beni hedef gösterdi. Bunları unutabilir miyim?


    Kaynak:Yeniçağ gazetesi