Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Haemophilus influenzae sizce ne demek, Haemophilus influenzae size neyi çağrıştırıyor?

Haemophilus influenzae terimi Melike Toros tarafından 28.01.2005 tarihinde eklendi

  • Seçil Uçmak
    Seçil Uçmak 24.10.2006 - 20:17

    gribin etkeni olan virüs

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.03.2006 - 01:25

    Dejavu...:D

  • Seyhan Düzmen
    Seyhan Düzmen 21.11.2005 - 00:44

    HAEMOPHİLUS İNFLUENZAE sizce ne demek, HAEMOPHİLUS İNFLUENZAE size neyi çağrıştırıyor?

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.06.2005 - 10:43

    Peeh aslında kasmaya hiç mi hiç gerek yok(yeni çaktım yalnız) :)

    - Haemophilus influenzae?
    - Buyrun benim..

    ;))

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.06.2005 - 10:41

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    Özellikle Hib enfeksiyonlarında konağa ait ve çevreye ait hastalığa zemin hazırlayan faktörler vardır.

    Konağa ait faktörler

    Yaş: Yenidoğanlarda anneden transplasental yolla geçen antikorlar nedeniyle Hib seroprevalansı ile antikorların ortalama serum titreleri yüksektir.Term yenidoğanlar annelerindekine benzer antikor düzeyine sahiptirler. Buna bağlı olarak, yaşamın ilk 3-6 ayında Hib hastalıkları insidansı düşüktür. Ancak preterm yenidoğanlarda anneden muhtemel daha az antikor düzeyi geçişi nedeniyle enfeksiyon riski daha fazladır.
    Süt çocuğu 3-6 aylık olduğunda antikor titreleri en düşük düzeye ulaşır ve sonra Hib ya da çapraz reaksiyon veren antijenleri olan başka mikroorganizmalarla doğal yollardan maruz kalındığında artışa geçer. Hib hastalığı insidansı bebeklik döneminin ortalarında ve erken çocukluk çağında doruktadır. Hib hastalıkları primer olarak 3 ay ile 5 yaş arasındaki çocukların hastalığıdır. İnvazif hastalık için en büyük risk taşıyan dönem 6-23 aylar arasıdır. Hastalık görülme sıklığı epiglottit hariç antikor titreleri arttıkça hastalık azalan bir seyir izler. Epiglottit dışındaki hastalık tablolarının çoğu daha küçük yaş çocuklarda yoğunlaşmıştır. Epiglottit farklı populasyonlarda farklı insidanslar göstermekle birlikte hastalığın ortalama görüldüğü ortalama yaş 2 ile 3 arasıdır. Diğer hastalık tabloları ise 12-18 aylar arasında sık görülür. Hastalıkların görüldüğü yaş aralıklarındaki farkın sebebi bilinmemektedir.

    Cinsiyet: Bir çok araştırmada Hib hastalığı hızının erkek ve kız çocuklarda eşit olduğu bildirilmişse de, birkaç araştırmada erkek çocuklarda insidansın %20-50 daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Genelde Hib hastalık görünümleri için cinsiyet dağılımı pnömoni ve epiglottit dışında eşittir. Bütün çalışmalar göz önüne alındığında erkeklerin hafif bir baskınlık gösterdiği düşünülebilir ancak fark çok küçüktür. Epiglottit için cinsiyet dağılımında erkeklerin baskın olduğu görülmektedir. Çoğu çalışma 1.5-2/1 erkek/kız oranı gösterir. Hib pnömonisi çalışmalarında da erkeklerin 2/1 baskınlığı vardır.

    Genetik: Bazı bilinmeyen genetik faktörler Hib hastalığı riskini artırabilir. Yerliler, Eskimolar ve Amerikan kızılderilileri özellikle yüksek Hib hastalığı insidansına sahiptir. Ancak bu durumun kalabalık ortamlarda kötü hijyenik koşullarda yaşamaya ve bağlı olması olasıdır. Siyah Amerikalılarda Km1 immunglobulin allotip eksikliği vardır ve bu grupta Hib hastalıkları insidansı yüksektir.

    İrlanda'da 0-4 yaş arasında Down sendromu olan çocuklarda Hib hastalığının yıllık insidansı (100.000'de 453) bütün İrlanda'lı çocuklarda görülen insidanstan 18 kat daha fazla bulunmuştur. Ancak bu sonuca küçük bir seriye dayalı hesaplama ile ulaşılmıştır ve doğrulanması gereklidir.

    Hematolojik ve immün sistem hastalıkları: Orak hücreli anemi, aspleni, antikor eksikliği sendromları, kompleman eksikliği ve kanser(özellikle kemoterapi esnasında) gibi hastalıklarda invazif Hib hastalığı riski artar. HIV enfeksiyonu olan Amerika'lı erişkinlerde invazif H. İnfluenza (tiplendirilebilen ve tiplendirilemeyen) hastalığına yakalanma hızı biraz daha fazladır, ancak HIV enfeksiyonunun Hib'e bağlı hastalık hızı üzerindeki etkisinin ne olduğu henüz tam olarak açık değildir.

    Astım ve kronik akciğer hastalıkları: Solunum yolu sekresyonları artışı ve inflamasyon Hib hastalığına zemin hazırlar. İsviçre'de astım ve allerjik hastalık öyküsü ile Hib'e bağlı epiglottit arasında ilişki saptanırken, Hib menenjiti için riskin artmadığı görülmüştür.

    Çevresel Faktörler

    Kalabalık faktörü: Hib enfeksiyonu asemptomatik Hib taşıyıcılığı ya da invazif Hib hastalığı olan hastayla yakın temas sonucu bulaşır. İnvazif Hib hastalığı olan kişilere kıyasla çok daha fazla sayıda taşıyıcı olduğu için, bulaşma çoğunlukla taşıyıcı ile yakın temas sonucu olur. Çevrede hasta olmasa bile taşıyıcılık oldukça yaygındır.Yapılan çalışmalarda çocuklrda %50-60, erişkinlerde %30 dolaylarında taşıyıcılığa rastlanmıştır. A.B.D.'den iki çalışma kalabalıklık faktörünün Hib hastalığı insidansını artırdığını göstermiştir. Kalabalıklık faktörü ailede yaşayan kişi sayısı fazlalığın (özellikle çok sayıda kardeş olmasına) ve evdeki odaların küçük ve sayısının az olmasına bağlıdır. Günlük bakım merkezlerine, kreşe, anaokuluna devam eden çocuklarda Hib hastalığı riski artmaktadır. Hib enfeksiyonlu çocukların başka çocukları enfekte etmesi bu gibi ortamlarda daha olasıdır. Özellikle ilkokula giden kardeşleri olan çocuklarda riskin arttığı görülmüştür.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonları: Solunum sekresyonlarının yapımını ve yayılımını artırarak Hib gelişimine zemin hazırlar.

    Anne sütü: Anne sütü ile besleme, 6 aylıktan küçük süt çocuklarında invazif Hib hastalığın karşı %90'ın üzerinde koruma sağlar; olasılıkla bu,anne sütünde bulunan antikorların, Hib'in nazofarinkste kolonizasyonunu önleyici etkisine bağlıdır.

    Sigara:Sigara dumanı ve solunum yolunu tahriş eden diğer maddelere maruz kalmak, solunum yolunda Hib'in koloniler oluşturmasını kolaylaştırarak invazif Hib hastalığı riskini artırır.

    Sosyoekonomik düzey

    Anne/baba eğitim düzeyi

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.06.2005 - 10:40

    KOMPLİKASYONLAR

    Komplikasyonların çoğu en küçük yaşlardaki menenjitli hastalarda görülür. Bu durum genellikle umulmadık bir şekilde ortaya çıkar. Çok küçük yaştaki çocuklar en fulminan hastalıklara yakalanırlar ve en az lokal semptomlara sahiptirler. Beyne olan etkileri nedeniyle, hastalık ilerlemeden hem ebeveynler, hem de klinisyenler menenjite karşı uyanık olmalıdır.

    Subdural Sıvı Birikimi: Subdural effüzyon sıklıkla Hib menenjiti ile birliktedir. Bu effüzyonlardan bazıları ampiyemi temsil eder ve cerrahi direnaj gerektirir. Antibiyotik tedavisi yanısıra seri halinde CT veya diğer görüntüleme yöntemleri uygulanmalıdır. Subdural birikimi olan çocuklarda, dirençli Hib antijeni mevcudiyeti ve düşmeyen ateş görülür. Subdural sıvı antijen testleri bazı hastalarda, subdural sıvı kültürü negatif olsa dahi aylarca pozitif kalabilir.

    İşitme Kaybı: Hib menenjitinin en yaygın sekelidir. Vakaların yaklaşık %15'inde görülür. Çoğunlukla ataksi de eşlik eder. Çocuğun tanıdan önce aldığı oral antibiyotikler işitme kaybı insidansını artırır. Baktereminin ve semptomların azalması içten içe devam eden santral sinir sistemi semptomlarını baskılar. Menenjitin steroidlerle erken tedavisinin bazı hastalarda işitme kaybı insidansını azalttığına dair kanıtlar vardır. Şayet bu bulgular doğrulanırsa, bu çocuklarda morbiditeyi anlamlı düzeyde azaltmada oldukça faydalı olacaktır.

    Entellektüel Fonksiyonlarda Bozulma: Hib menenjiti sonrası, çocukların %5-20'sinde entellektüel bozukluk oluşur. IQ'da 16 puana kadar azalmalar olabilir. A.B.D.'de diğer gelişmiş ülkelere oranla Hib hastalığı sonrası daha fazla sekel görülmüştür. A.B.D.'de menenjitin daha küçük yaşlarda görülmesi ve bu yaş grubu çocukların daha fazla komplikasyonlara açık olması ile izah edilmiştir. Hastaların %40'ında hafif entellektüel problemler rapor edilmiştir. Yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında bu çocuklar, öğrenme güçlükleri ve konsantrasyon eksikliği göstermişlerdir(Sell, 1987) . İmmünizasyonun başlamasından sonra sekellerin tamamının insidansı azaltılmıştır.


    Nörolojik kayıplar: %2-8
    Görsel kayıplar: %2-4
    Eklem deformiteleri: Septik artrit geçiren hastaların %50'ye yakınında eklem deformiteleri oluşabilir. Hipoksik beyin zedelenmesi: Hib epiglottiti sonrası beyin hipoksisine

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.06.2005 - 10:39

    TEDAVİ:

    1974'e kadar Hib dünya çapında ampisiline duyarlıydı. 1974'ün başlarında sporadik olarak ampisilin rezistansı görülmeye başladı. Kloramfenikol, ampisiline karşı allerjik olan çocuklar dışında rutin kullanılmazken, yaygın kullanılmaya başlandı. İzleyen yıllarda ikinci kuşak sefalosporinler (ör: sefuroksim) Hib hastalığında bir diğer tedavi seçeneği olarak ortaya çıktı. Ancak santral sinir sistemine penetrasyonlarının değişkenliği ve tedavi başarısızlıkları bunların dışlanmasına neden oldu.
    Şimdilerde Hib farklı bölgelerde %15-50 oranlarında ß-laktamaz üretimine bağlı direnç gösterir. Tercih edilen antibiyotikler üçüncü kuşak sefalosporinler ve yeni kuşak makrolidlerdir.
    Kloramfenikol ciddi yan etkilerinden dolayı, son zamanlarda sık kullanılmamasına rağmen, bazı Hib organizmalarının direnç geliştirdiğini unutmamak gerekir.

    Antibiyotiklere direnç mekanizmaları:

    1970'lerde ampisilin'e direncin plazmid aracılı ß-laktamaz üretimine bağlı olduğu gösterilmiştir. 1980'lerde penisilin bağlayıcı protein değişimine bağlı direnç mekanizmaları bulundu. İlk olarak 1984'de bildirilen kloramfenikol direnci ise kloramfenikol asetil transferaz üretimi ile olmaktadır.

    Kapsülsüz H. İnfluenzaların önemli bir patojen olduğu kronik akciğer hastalıklı ve kistik fibrozisli hastalarda kinolonlar; özellikle siprofloksasin, bu hastalardaki bronkopulmoner enfeksiyonların tedavisinde büyük ilerleme sağlamıştır. Ancak ilk olarak 1993'de çoğu kronik akciğer hastalıklı erişkinlerde siprofloksasin direncine rastlanmıştır. İzolatların MIC değeri <0.06 µg/ml. iken 8 µg/ml. 'ye ulaşmıştır. Yapılan moleküler çalışmalarda, kromozomal gyr-a ve par-c genlerinin dirençli türlerde yer değiştirdiği gösterilmiştir.

    Değişik ülkelerde H. influenzae izolatları üzerinde antibiyotik direnci araştırılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları şu şekilde sonuçlar vermiştir.

    İsviçre'de boğaz sürüntüsü alınan 1765 çocuktan 691'inde (%39.1) H.influenzae tespit edilmiştir ve ampisiline direnç %8.6 bulunmuştur. Bu direnç ß-laktamaz üretimi ile ilişkilidir.
    İngiltere ve İskoçya'da 1440 H. İnfluenzae izolatında antibiyotik duyarlılığı araştırılmış ve ampisilin'e %8.9'u (%8.4'ü ß-laktamaz +) , sefaklor'a %1.6'sı, kloramfenikol'e %1.7'si, tetrasiklin'e %3'ü, sülfonamid'e %6.2'si, trimetoprim'e %4.6'sının dirençli olduğu ortaya koyulmuştur.

    Kanada'da travmanedeniyle yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan alt solunum yolu enfeksiyonlu 6 hastada izolatlar başlangıçta ampisilin'e duyarlı iken 2-10 günde direnç gelişmiş ve klinik olarak da belirgin şekilde kendini göstermiştir. Bu gözleme dayanarak, travma ilişkili alt solunum yolu enfeksiyonlarında ß-laktamaz (+) H.influenzae'ların nozokomiyal bir etken olabileceği üzerinde durulmaktadır.
    1996'da Hindistan'da elde edilen H. İnfluenza izolatlarından %30'u kloramfenikole, %17'si ampisiline ve %15'i her ikisine birden dirençli bulunmuştur.




    Türkiye'de(Hacettepe Üniversitesi) , çeşitli örneklerde 25 H. İnfluenzae suşunun bazı antibiyotiklere in vitro duyarlılıkları E-test ile ölçülmüştür. Ampisilin direnci %8 saptanmıştır. Sefaklor, sefotaksim, amoksisilin-klavulanik asit, sparfloksasin ve siprofloksasin'e direnç saptanmamıştır.

    Washington'daki bir merkezde ayaktan takip edilen ve antimikrobiyal tedavinin başarısız olduğu maksiller sinüzitli ve orta kulak iltihaplı hastalardan sağlanan aspiratlarda izole edilen mikroorganizmaların %33'ü H. İnfluenzae olarak tespit edilmiştir. Antibiyotik direnci tüm organizmalarda araştırılmış, önceki 2-6 ayda antibiyotik tedavisi almış olan ve sigara içenlerde direnç anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Ayrıca pasif sigara içiciliğinin, çocuklarda H. İnfluenzae ve pnömokok'un nazofaringeal taşıyıcılığını artırdığı bilinmektedir.

    ERİŞKİNLERDE HAEMOPHİLUS İNFLUENZAE ENFEKSİYONLARI

    Erişkinlerde Haemophilus influenzae enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte yakın zamanlarda solunum yolu enfeksiyonlarını da içeren ciddi enfeksiyonlarda H. İnfluenzae'nın öneminin arttığını gösteren raporlar vardır. Erişkinlerde invazif H. İnfluenzae enfeksiyonları altta yatan önemli hastalıklar varlığında oluşur. En önemli nedenler; kronik akciğer hastalıkları, kanserler, alkolizm, immünsupresyon, asplenizm, HIV enfeksiyonudur. İnvazif H. İnfluenzae enfeksiyonlarının mortalitesi %28-35.5 arasında değişir. Çocuklardan elde edilen H. İnfluenzae türlerinin %20-40'ı ß-laktamaz üretirken, erişkinlerde ß-laktamaz üretimi %2-36'dır.

    Farklı bölgelerde farklı tarihler arasında invazif H. İnfluenzae enfeksiyonu nedeniyle hospitalize edilmiş vakaların değerlendirilmesinde saptanan bazı kriterler tablo 2'de verilmiştir. Erişkinlerdeki invazif enfeksiyon tabloları içinde en sık pnömoniye, altta yatan neden olarak da en sık kronik akciğer hastalıklarına rastlanmaktadır.



    İsrail'de bir cerrahi servisinde biliyer sistem enfeksiyonuna eşlik eden bakteriyemide H. İnfluenzae üretilmiş ve daha önceki benzer vakalarla birlikte gözden geçirildiğinde, yaş dağılımının geniş olduğu, çoğunlukla altta yatan karaciğer, bilier sistem, pankreas hastalığının eşlik ettiği görülmüştür. H.influenzae'nın biliyer trakta hematojen yolla mı yoksa duodenumdan papilla vateriye çıkan yolla mı ulaştığı açık değildir. Araştırmacılar biliyer sistem enfeksiyonlarında konservatif tedavinin başarısız olduğu hastalarda ß-laktamaz üreten H. İnfluenzaların etken olabileceğinin akıllarda tutulması gerektiğine işaret etmektedir.



    H.influenzae biyotip III başlıca çocuklardan izole edilir. Genellikle yüzeyel göz enfeksiyonları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur. Ayrıca H.influenza'nın neden olduğu cilt enfeksiyonları da genellikle çocuklarda ve baş bölgesi yerleşimlidir. İsrail'de H.influenzae biyotip III ile oluşan selülitli vakaların irdelenmesi neticesinde, çok nadir görülmekle birlikte özellikle yaşlı ve immünkompromize kişilerde ve hematojen yayılımla oluştuğu, özellikle de alt ekstremitelerde görüldüğü saptanmıştır. Febril ve selülitli erişkin vakalarda, bilhassa immün kompromize kişilerde kan kültürünün ve uygun tedavinin önemine dikkat çekilmektedir. İspanya'da bir merkezde 1986-1992 yılları arasında Haemophilus bakteriyemisi tespit edilen erişkin hastaların kartları incelenmiş ve 62 hastada elde edilen sonuçlar tablo 4'de özetlenmiştir.



    Haemophilus türlerine bağlı bakteriyemi nadirdir ve genellikle kronik akciğer hastalıkları veya malignite ile ilişkilidir. Ancak bu merkezde HIV enfeksiyonu ensık altta yatan neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceki çalışmalara göre HIV ile enfekte hastalarda bakteriyemilerin %2.1'inden HIV sorumludur. Bu farklı sonuçların nedeni Avrupa'da HIV enfeksiyonunun en yüksek oranda(29/100.000) İspanya'da olması ve çoğunun intravenöz ilaç kullanmasının bakteriyel süperenfeksiyonlara yatkınlık yaratması olabilir. Bu bulgular ışığında araştırmacılar; Haemophilus bakteriyemisi görülen genç erişkin hastalarda mutlaka HIV testinin yapılmasını önermektedirler.

  • Melike Toros
    Melike Toros 29.06.2005 - 10:38

    AŞILAR

    Serumda anti-PRP'nin koruyucu eşiği, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, doğal yolla edinilen bağışıklık konusunda seroepidemiyolojik araştırmalar, pasif ve aktif bağışıklama çalışmalarına dayanarak hesaplanmaktadır. Kısa ve uzun vadeli koruyuculuk için çoğunlukla 0,15 µg/ ml ve 1,0 µg/ ml olmak üzere iki serum PRP konsantrasyonu kullanılmaktadır.

    PRP Aşısı

    Korunmada esas önemli antijenik yapının PRP olduğunun anlaşılmasından sonra bu antijene karşı gelişen antikorların aranan özelliklerde olduğu anlaşılmış ve üç aşı firması (Connaught, Lederle, Praxis) PRP'yi hücre kültürü süpernatanlarından izole ederek, aşı elde etmişler ve FDA onayı aldıktan sonra kullanıma sunmuşlardır. Aşının her 0,5 ml. dozunda 25 µg/ml pürifiye PRP bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda aşının oldukça immunojenik ve koruyucu olduğu gösterilmiştir. Ancak diğer polisakkarit aşılarda olduğu gibi, 2 yaşından küçüklerde immünojen değildir. Bu durum polisakkaritlerin T hücresine bağımsız olmaları ile ilgilidir. Antikorların persistansı da yetersiz olup, 2 yaşında aşılanan çocukların önemli bir bölümünde koruyucu değer olan 0,15 µg/ml'nin altına indiği görülmüştür. Hib enfeksiyonlarının çoğunlukla 2 yaş altında görülmesi ve morbiditenin, mortalitenin bu yaş grubunda çok olması nedeniyle ve özellikle küçük çocuklarda etkili olan konjuge Hib aşılarının geliştirilmesi sonucu, PRP aşısı fazla kullanım alanı bulamamıştır.

    PRP KONJUGE AŞILAR

    PRP aşısının polisakkarit antijene bağlı olarak immünojenitesinin özellikle küçük çocuklarda yetersiz olması, antijeni T bağımlı hale getirecek protein taşıyıcıların kullanıldığı PRP konjuge aşıların geliştirilmesine yol açmıştır. Taşıyıcı- hapten prensibi kullanılarak hazırlanan bu aşı, küçük çocuklarda etkisiz olan pnömokok ve menengokok polisakkarit aşılarının da konjuge hale getirilmesine olanak tanımıştır.
    Günümüzde klinik kullanımda yer alan konjuge PRP aşılarının özellikleri tablo 5'te görülmektedir.

    -

    KOMBİNE AŞI UYGULAMALARI

    Konjuge PRP aşıları rutin infant aşılamalarında, DBT, polio ve hepatit B aşılarına benzer bir şema ile uygulandığından, bu aşıların kombine edilerek uygulanması maliyette azalmaya ve aşılamaya uyumda artmaya neden olacaktır. Bu nedenle bu aşıların bir arada tek enjektör içinde verilmesinin aşı etkililiğini azaltıp azaltmadığı konusunda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Mulholland ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada serokonversiyon oranları arasında fark yoktur(tek uygulamada %89, kombine uygulamada %92) , tekli uygulamada elde edilen antikor düzeyi kombine uygulamada elde edilenden daha yüksek bulunmuştur. Hacettepe Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada adjuvan olarak aliminyum hidroksit yerine alikinyum fosfat kullanımının anti PRP antikorlarının tekli uygulanması ile aynı düzeyde cevap oluşturduğunu gösterilmiştir.

    PRP-T, HbOC, PRP-OMP aşıları

    2-6 aylık çocuklara 4-8 hafta arayla üç doz, üçüncü dozdan 1 yıl sonra rapel·
    6-12 aylık çocuklara 4-8 hafta arayla iki doz, ikinci dozdan 1 yıl sonra rapel·
    1-5 yaş arasındaki çocuklara tek enjeksiyon şeklinde uygulanır.
    PRP-D aşısı

    18 aylıktan büyük çocuklarda tek doz olarak uygulanır.
    En yüksek anti-PRP yanıtı, ilk dozu PRP-OMP, ardından iki dozu HbOC ya da PRP-T olarak alan bebeklerde gözlenmiştir.

    Daha önce invazif Hib enfeksiyonu geçiren çocukların dahi aşılanması önerilir. Çünkü doğal enfeksiyonun ortaya çıkardığı immünite tam koruyucu değildir.
    Aile üyelerinden birinde ortaya çıkan Hib enfeksiyonu nedeniyle kemoprofilaksi gerekiyorsa aşılı çocuklara da uygulanmalıdır.

    Beş yaşından sonra da invazif Hib hastalığı yönünden risk taşıyan çocuklarda ve erişkinlerde bu yaştan sonra da aşı uygulanması önerilir.

    Yenidoğanlar yüksek risk taşıyorlarsa, tek dozla en iyi antikor cevabını ortaya çıkaran PRP-OMP'nin ilk doz olarak, daha sonraki dozlarında PRP-T şeklinde uygulanması önerilmektedir.
    Konjuge Hib aşılarıyla bağışıklama nazofaringeal Hib taşıyıcılığını önler.

    AŞININ YAN ETKİLERİ

    Konjuge Hib aşısı yapılan vakaların 5-30'unda lokal reaksiyonlar; eritem,endurasyon ve hassasiyet görülebilir ve 12-24 saat içinde kendiliğnden düzelir. Ateş ve huzursuzluk gibi sistemik semptomlar nadirdir. Konjuge olmayan polisakkarit Hib aşısı yapılan çocuklarda aşı sonrası ilk 1-2 hafta Hib hastalığı riski artarken (ilk 7 gün Hib hastalığı görülme oranı 1,62/100.000) konjuge Hib aşılarında bu etki yoktur. Hib ve DTP aşıları birlikte yapıldığında görülebilen yan etkiler, sadece DTP aşısı yapıldığında görülene benzerdir.

    AŞILAMA ÇALIŞMALARININ SONUÇLARI

    Aşılama öncesi dönemde Hib'e bağlı invazif hastalıklar A.B.D.'de 200 çocuktan birini etkilemekte iken, konjuge Hib aşılarının uygulamaya girmesiyle, Hib'e bağlı hastalıkların, özellikle de menenjitin insidansında önemli bir azalma olmuştur. Çeşitli konjuge aşıların bağışıklayıcılık açısından etkililiği tamamen aynı olmasa da benzer görünmektedir. Toplumdaki kişilerin çoğu aşılandığında, bağışıklamanın yarattığı grup bağışıklığı etkisiyle aşılanmayan kişiler arasında da Hib hastalıklarının azaldığı görülmüştür. Daha büyük çocuklarda orofaringeal taşıyıcılıktaki azalma, daha küçük yaş gruplarına geçişi azaltmıştır. Mevcut konjuge Hib aşıları, Avrupa ve A.B.D.'de yaşayan süt çocuklarında invazif hastalığa karşı %90'ın üzerinde koruyucu etki göstermiştir. Ayrıca bağışıklama sonrası, tip B dışındaki diğer Hemofilus influenza hastalıklarında bir artış gözlenmemiştir.

    Gambiya'da Hib konjuge aşı yıllık uygulaması 100.000'de 200 olan yıllık menenjit insidansının, 100.000'de 21'e düşmesini sağlamıştır. Yanısıra aşı grubunda akciğer grafisi ile blgelenmiş pnömoni insidansında %20'den fazla bir azalma olduğu görülmüştür; bu da tüm şiddetli pnömoni vakalarının beşte biri kadarına Hib'in neden olduğunu düşündürmektedir. Bu bulgu gelişmekte olan ülkelerde küçük çocuklarda en sık rastlanan ölüm nedeni olan ağır akut solunum yolu enfeksiyonlarının büyük kısmının bu aşıyla önlenebileceğini göstermekte önemli olabilir.

    Gelişmekte olan ülkelerden, genişletilmiş bağışıklama programına Hib konjuge aşılarını eklemiş (Uruguay, Şili, Kolombiya) ülkeler vardır.

    KEMOPROFİLAKSİ:

    Hib hastalığı olan kişiyle yakın temasda bulunanların rifampin kullanması önerilir. Oral alınan rifampinin farinks taşıyıcılığını da %95 kadar azalttığına yönelik kanıtlar vardır. Ancak hastalık yayılımını durdurmadaki etkisi açık değildir. Evde 48 aylıkdan küçük çocuk varsa, Hib hastasını da içeren tüm aile üyeleri 20 mg/kg, günde bir kez (max. 600 mg) -4 gün kullanmalıdır. Ayrıca Hib hastalığı olan kişilerde, bakterinin bireysel eradikasyonu için de rifampin kullanılmaktadır.

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 07.02.2005 - 10:35

    çocuklarda bulunan bi rahatsızlıktı sanırım...