mavi kanatlı kuşları
ateşlerden ötelere sür
-ki- dönmesinler bir daha ger
yıkarak ıraklaşsınlar enlemleri boylamları
parelelleri
Biraz soluklandıktan sonra yeniden koyuluyoruz yola. Bizi takip ediyor anılarımız. Yalnızlığımızı unutturuyor bize. Ara sıra niçin durup birbirimize bakıyoruz bilmiyorum. Vazgeçilmez kılıyoruz bu bakışmaları. Haklısın, bizi kendisinde tutmak için yol boyunca oyunlar kuruyor anılar.
Yanılsama bu; bir düş ve belki de bir giz’in dilinin çözülüşü.
Halil Cibran’ın söyledikleriyle şu anki gerçeğimiz birbirine ne değin yabancı!
“Sözcükler ne dili, ne de kendilerine kanat takan dudakları yanlarında götürebilirler. Yapayalnız dağılırlar boşluğa ve yapayalnız ararlar yaşamın gücünü. Yapayalnızdır güneşe doğru uçan kartal, yanında yuvası yoktur.”
Sahi dilimizde kaç sözcük var, kaçını ortak kullanıyoruz? Birbirimizden ödünç sözcük alıp onları birbirimize ödünç vermeye ne zaman başladık? Kaybettiğimiz sözcükler için yanıp yakıldığımız günleri anımsıyor musun sen de?
Ya yollar? Seninle hangi yollardan geçmedik ki!
Azıcık aralıklı kalan perdeden günün ilk ışıkları gülümseyerek giriyor odama. Gün, çağırdığım bir çocuğa benziyor; aydınlık yüzlü, sevimli, umutlu.
Ufka bakıyorum. Minnacık bir kuştan farklı değil bekleyenleriyle kucaklaşmaya can atan yolcuları limana taşıyan gemi.
Hazır güneşi bulmuşken mavi dalgaları yara yara o yöne doğru mu gitsem? Düş benimkisi. Ne ki bilmem kaç milyon yıldan beri denizin ortasında kendi yazgısıyla duran şu irili ufaklı adalara ne demeli? Yanılmış olamam; yakınlaşan gemi değil, adalar yakınlaşıyor o gemiye…
Kozasını yırtan ipekböceğiydin
Görücüye çıkarken
Göz kırpıyordu parmakların yüreğime
.
Başucumda süzülen endamından
Karıncalandı tenim
Soluğunun izindeki bu kaygısızlık
Geciken uykuların kokusundan olsa gerek
Dingin dumanlar gördüm bir zamanlar
Şah damarımı öpmeye koşarlardı bana
bıraktıkların/
dalgayla kumsal gibi olalım
değil mi ki derdimiz yan yana durmak
bundan dolayı hep elde var iki
biri hasret diğeri kavuşmak
kalleş devingenlikte irkilirim gömülürüm acıya
ertelenmiş dinginlikten kış üşümelerinin uzayışından
ve çadırlardan kerpiç evlerden
zifiri karanlığında gecenin gömülür hüznüne kardelenler
körpe bedenler oyalanan zamana
artan endişeye ve uçmağ söylencelerine
"Yetmiş yaşına kadar yaşayan şair azdır.Yetmişinden sonra şiire devam eden şair daha azdır.Yetmişinden sonra en iyi şiirlerini yazan şair dünyada tektir : Wallace Stevens.Bu durumda Süreyya Berfe'nin kahramanca çabasına hayran olmamak mümkün değil.Tabii Cevat Çapan ve Hilmi Yavuz'unkine de."
ORHAN KOÇAK'ın bir yazısıyla karşılaştım eski dergileri karıştırırken.
Süreyya Berfe şiirine (Kitap-lık, Eylül-Ekim 2022 ) 'Olmayan sürüklenen örtülü' başlığı altında dokunurken böyle bir giriş yapmış.
Suyum ısınıyor galiba,dedim içimden.
Bir tartışmayı başlatmak niyetinde de değilim.
Kendinize mukayyet olun 70 yılı geride bırakan dostlarım.
şahlandı arsız bahar … bahçelerde şen sevgililer
suyu özleyen düşlerin atılımı bu…yaşamlardan sağılan
duyumsa ,çıldırtıcı kokular saçarak yol alıyor günler
dağılsın çarkın dişlileri … aşka vuran güneşler var
1.geri yolla kurşunlarını,üsteleme,geri yolla bana
eğreti tümceler zamanı,her şey iki ayraç arası
yırtılmış tütün tarlalarında gözlerin bende uyudum uyandım
eş zamanlı psikozlarla dolu çılgın beynim




-
Serap Saylam Şen
-
Fahri Çinçik
-
Xalide Efendiyeva
Tüm YorumlarMuhteşem şiirin usta kalemini yürekten kutluyorum saygılarımla
Dayanılmazlıkların yüklerini taşır..bir tebessüm karşılığına..
imgeler kondurur içinden
kayıtlara geçmemiş şiirlerin..o aranan. arzulanan tebessüm
dev dalgaların arasında gün ışığı...yaladıkca sevdalı yürek atışını..başlar yaşamsal adımların en soylusu..
değerli dostum sayın ...
Kül oldu zaman
Kül oldu deniz.
Çözemedim beyaza iz bırakan dolambaçların zincirlerini
Hayatın labirenti