Yalnızlığın kıyısında,
ruhların istirahatgâhında,
sana dair izler arıyorum.
Burada sadece rüzgâr,
Eyy galaktik dostlar,
öte gezegen komşuları!
Nerede saklı kaldı sesiniz;
hangi boşlukta titreşti adınız?
Taşın ve demirin katı hükmü altında dönüyor dünya.
Derebeyler tahtında kilitli, zihinler paslı zincirlerde.
Veba sokaklarda sinsi bir hançer gibi yürürken,
Korku kutsal bir gölge sanılır, kuytu perdelerde.
Sessizliği yırtar keskin düdüğü;
bir tehlike sireni gibi,
alarm verir kötülere.
Geliyorum, gecenin koynundan,
Sen gece saçlı kadın,
Adını rüyamda fısıldarım.
Düşlerimde vazgeçilmezsin;
cümlelerimin en sessiz melodisi.
Pasifik’in ortasında rüzgârla konuşan bir moai heykeliyim ben.
Taştan yüzümde bin çağın sessizliği durur, gözlerim hep ufka bakar.
Belki bir kehanetin mirasıyım, belki unutulmuş bir medeniyetin iziyim.
Zamanın bütün adımlarını taşıyan en eski tanıklardan biriyim.
Ormanın kalbine düşer bir gökkuşağı;
zamandan sızan, renk renk bir ışık yarığı.
Doğa, kendi tuvaline işler onu;
katman katman, sabırla, susarak.
Ben bir kartalım;
Zirveleri kendine taht yapan.
Göklerin asi,
Rüzgârın hırçın çocuğu.
Ben bir gölgeyim,
ışığın doğurduğu.
Adımlarının altında uzanırım,
sessiz bir yoldaş gibi,
Bakışlarının içinde yolumu ararken,
Gizli bir evren haritası, yolumu gösteriyor.
Karanlık ve serin labirentlerde kaybolurken ben,
Gözlerinin ışığı, rehberlik ediyor bana.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!