Mevsimsel bir iz düşüm
ruhum; dar bir döngünün
halkasında tutsak kalır
sonbaharın soluk sesi.
Kızıl bir gün batımında,
bir kayıkta yol alıyorum.
Suya ateş düşmüş;
kayık kor bir sevdaya yanıyor.
Yeşilin koynunda bir köy; emeğin kutsiyetinde dinginleşen ruhlar.
Sade yaşamlar, en arı hâliyle hizmet eder Ömür’ün yargıcına.
Biley taşında bilenir kör bir orak,
Keskinleşir bilgeliğin yüce omzunda.
Tayini çıktı, ıssız bir köye.
Yüreği titredi heyecandan.
Yılların sessiz bekleyişi
göğsünde taze bir şafak gibi doğarken.
Evrende, binlerce ışık yılı uzaklıkta bir yıldızım.
Burada, yalnızlığımla soğrulurken zamanla...
Işınlarımla sevgimi gözlerine gönderiyorum,
Zamanı aşan bir yolculuğun içinden.
Çekimine kapılmış bir gezegenim.
Yutuyor aşkın, bir karadelik gibi yüreğimi.
Evrenin çekim yasaları işliyor bu aşkta;
kurtulamıyorum bu süpernova patlamasından.
Anadolu’da,
ateşin henüz tanrılarla konuştuğu o mor şafakta,
bilge bir ruh yürüdü toprağın çatlamış alnında.
Yüce bir sevgiyi yaşadık birlikte;
bedenlerimiz aktı bir nehir gibi birbirine.
Ruhlarımız cennet bahçelerinde gezdi,
ellerimiz sarmaşık misali kenetlendi.
Zamana aşkın rengini sordum
o meçhul yürüyüşte.
Ömür denen karanlık dehliz
sükûtun eşiğinde duruyordu.
Zamanın kemikleştiği o mutlak sıfır eşiğinde
Gök, kendi karanlığına ihanet eder.
Bu bir uyanış değildir;
Güneşin uzak fırtınalarından kopup gelen
Elektrik yüklü bir duanın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!