Ruhum döner çarkta, savrulan bir gölge;
Atlıkarıncaya sinmiş çocuk sesleri,
Oyuncakları arındıran saf kahkaha.
Dönme dolapta kıvrılır zaman,
Geçmişin anıları usulca sarar her yanı.
Ne zaman gitsem, zaman eşikte beklerdi.
İçeride televizyon açık,
hayat sesini kısardı;
müşteriler, birer tespih tanesi gibi
aynaların önünde sıraya dizilmiş
Uçsuz bucaksız bir sahilde,
dalgaların melodik sesiyle dinleniyor ruhum.
Güneş tepemde; içime işleyen
bir yaşama sevinci.
Elektrik kesintisi gecelerinde,
gaz lambası yakılır usulca,
bir kandil gibi titrer karanlıkta.
Yerebatan’ın taş boğazında,
karanlık suyun koynunda
bin beş yüz yıldır bir baş durur;
canlı, uyanık, ağlayan.
Özünü çağırmıştım;
saf, hilesiz bir sevginin.
Oysa sen, karşılıksız bir aşkın
kibrinden kuleler diktin.
Antik Yunan’da, Polykleitos’un form verdiği
nü bir insan heykeliyim ben.
Saçlarımın buklelerinden
tarih akar tapınaklara.
Mevsimlerin deviniminde atar kalbim,
her ayında ayrı bir hikâye,
her haftası farklı bir yankı.
İlkbaharda açan kiraz çiçeği,
O, tarihin derin katmanlarından süzülerek gelen bir irade;
hesabın sabra, ölçünün sezgiye dönüştüğü büyük bir kaderdir.
Selimiye’de zaman geri çekilir; asırlar,
Sen bir deniz kızı,
Ben bir gemi kaptanı.
Bir mitolojik sevdaydı bizimkisi;
Senin gizli adacığına varmak için,
Fırtınalarla boğuştum, korkusuzca.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!