Herkesten daha yalın bir yalnızlıktır benimki.
Kalabalıkların eşiğini aşamadığı,
zamanın diz çöktüğü bir sınır.
Bir ruh arınmasıdır;
Bir arayış içerisinde geziyorum sokakları.
Bir berduş gibi, avare ve biçareyim.
Beton binalar arasında sıkışmış insanlık.
Gölgeler yabancılaşmış birbirine.
Toprağın bağrında uyuyan o kadim güç uyanmalı;
Ter, bir mabet serinliğinde akmalı alından.
Üretmek; sadece çarkın dönmesi değil,
Zamanın kalbine yeni bir yön vermektir.
Kaçırılan her an, raydan çıkan bir ömürdür;
Perilerin yonttuğu bacalar,
ince işçilik misali dizilir sıra sıra;
bir tarla gibi sivrilir kayalar,
göğe uzanan bir dua gibi.
Sabrın tuğlalarıyla yükselirken o mabet,
Bir ferman yankılandı devrin ötesinde.
Taş taşa emanet, harç dualarla sırlıydı;
Lakin güç sabırsız, emir çoktan verilmişti.
Gün, şafağın eşiğinde doğar burada;
ışık, Karadeniz’in alnına dokunur önce.
Hırçınlığını geride bırakır deniz,
fırtına susar bir an,
ve yaz
çıplak ayakla iner sahile.
Tayfalar dizildi güverteye, bir yazgı gibi yan yana,
Yelkenler fora; rüzgâr, gövdeye eski bir sızıyla dokundu.
Dalgalar denizin isyanını haykırırken boşluğa,
Tek göz, dürbünle deldi ufku; zaman sustu, korsan baktı.
Tek mevsimlik bir ömürdür onunkisi,
Bedeninde kar, ruhunda ayazın mührü.
Kömür gözleri çocukluğun uzak rayı;
Zaman küçülür bir kızak boyuna,
Gün batımında bir martı silüetiyim,
Havada, ağır ağır süzülen.
Göklere karışan bir vapur çığlığıyım,
Yeni güne umut serpiştiren bir ses.
Bilirim:
Kurtuluş, bağlarını koparmak değildir.
Kurtuluş, kendi kaburgalarını yarıp
o içerideki kadim vahşiyi
ellerinle boğmaktır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!