Köşe başındaki kaldırım
meskenidir onun.
Her sabah, gün ağarırken,
bir duayla koyulur işe.
Ay ışığı....
İpekten bir aydınlık katar dünyaya.
İnce bir tülden süzülen ışık.
Sanat eseri gibi...
Raks eder, karanlığın içinde...
Aynı şehrin sesleri çarpıyor pencerelerimize;
aynı martılar, aynı ufku tırmalıyor belki de.
Sen, bir fotoğrafta donmuş bir an’sın hâlâ;
ben ise o anın arkasında saklanan hikâyeyi duyan yabancı.
Belki aynı kelimelerde titrerdi seslerimiz;
Aynı yıldıza açılan iki pencereyiz biz,
Işık yıllarına yayılan sessiz bir yakınlık,
Bir nefes kadar yakın, evren kadar uzak.
Geceleri dalarız, aynı düş denizlerine,
Yıldız tozlarından örülü hayallerle.
Eyyy Konstantinopolis!
Seni almak, kime nasip olur?
Haliç mahpus,
zincirli kaderiyle karanlıkta.
Sarayın bahçesinde bir bahçevanım ben,
Toprağa düşen her gül, kalbimden bir parçadır.
Sense, o sarayın göz kamaştıran prensesi,
Bir bakışınla, mevsimleri değiştirirsin adeta.
Ben, tuzlu bir mezar;
gecenin kalbinde durdum.
Derin sessizlik
ruhuma yerleşti.
İri gözlerinde gecenin hafızası,
keskin kulaklarında sükûtun yankısı.
Karanlığın merceğinden seyreder dünyayı;
çok uzak bir sezgiyle
Karanlık zindanlarda, ışığa hasret bir çift gözüm ben.
Yıllardır eriyor gözlerimin feri,
Nefti labirentlerde dolaşırken bir âmâ gibi.
Bir küçük umut kıvılcımı
Ben Kadıköy kedisiyim,
Bir patimde isyan, bir patimde naz.
Rüzgârla yarışır her adımım, hür,
Deniz kokusunda o büyük balığı düşlerim.
Sevilmeye doğmuşum sanki bu kente,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!