Bir atlasta figürüm ben,
Seni arıyorum, yönsüz bir rüzgâr gibi.
Önce geçit vermez dağlar yükseliyor karşıma,
Sonra azgın nehirleri, sessiz gölleri aşıyorum.
Yokuşun başındaki taş döşeli düzlükte
tarihin nefesiyle yoğrulmuş bir çeşmeyim.
Yıllardır akar sularım, berrak ve serin.
Her damla fısıldar anıları
zamanın kulaklarına.
Mevsimler değişirken
tabiat tellerini titreten
gizli bir senfoni doğar;
Ben, o senfoninin
Bana, yakıp kavuran o hasretini değil,
bahar yağmurlarını gönder sevgilim.
Islansın çatlamış yüreğim;
dallarıma yürüsün can suyun
ve uykudaki çiçeklerime
Gizli bir takiple düştüm ardına;
Sustu şehir, yalnızca kalbinin ritmi kaldı.
Zamanın teninden sızan o tekinsiz kokun,
Bergama’nın doruğunda yükselir
çağların rüzgârına direnen tapınak;
Asklepion, bir savaşçının kalbi gibi
kuvvetle çarpar sonsuzluğa.
Bir tapınağa girdim sessizce,
zaman diz çökmüş kapısında.
Taşlar kadim bir kalbin atışıydı,
yüzyılların nefesini taşıyordu.
Bir ordu komutanıyım, ülkeler fetheden,
Dağ dağ ordular peşimden geliyor.
Yeni diyarlar arıyorum, zaferle taçlanan,
Lakin gözüm, aşk ülkesinin güzel prensesinde...
Ben Atatürk genciyim.
Atalarımdan süzülen mirasla
tarihin izini sürerim,
Orhun yazıtlarının gölgesinde.
Dünyadan bakıldığında
gök cismi değildin sen;
zamanın alnına bırakılmış
gümüş bir kader halkasıydın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!