I.
hasta bir tezatsın sen istanbul
boğazın bol gemili poyrazın ince
hasta bir tezatsın erguvan zamanlı
kavuşmaya istikametli değil
göğermiş soğan gibi
gelir konarsın gönül soframa
yeşil bir çocuk olur
bu bahçe
bu çağrışlar
umudun karasabanına sürmektir kendini
bana bakma
kıyamam gözlerine
bakmana bana bile
bırak yıpranmasın bakışların
ben sende kendime bakıyorum zaten kuşkulu
gecenin örtüsüne baktığın sessizliğin umuduna gülüştüğün gibi
başıboşluğumda kaçmak isteği sıkıntısı
bir şeyler yanlış gidiyordu manzaram bozuk
sigaraya başlamayı düşündüm kaç kere
ne mutluluk altın tepsideydi ne mutsuzluk umurumda
gözyaşlarımla hafifleyemedim hayır yoktu denizlerden
sözcük azığım bitmişti
içimdeki bulut tarihsiz sislenir
ölüm de ıskalanır eskir bütün belirsizlik
hiç görmediğim başka bir istanbul olurdun
bahtı açılınca aniden bütün dalgınlıkların
yaprakların arasına sığmayan gün ışığını
kıskanırdın...
düşlerimde kalan gölgendir ruhumun tek elbisesi
senden arta kalan üşümekle geçiyor ömrüm
ölüm müsveddeyse ayrılığın var ya
sahte dal kırıklarıyla oyalanmaz yüreğim
nerde bir yaprak değdiyse alnına
kayboldun gözden
ayrılığa kaynar kazan kaldırma zamanı
göğe küs tren yolculuklarım gibi
acıya kanmamak için şark düşselliğinde
karışmamalıyım hiçbir mevsime elimi kolumu bağlayıp
çıplak suskunluğuna bürünürken erik ağacı
ağaçlar küserdi havalara
sokaklarda suskun bir gri
sadece benim bildiğim
çok farklı bir
hayata tutunma şeklidir
gözlerini düşünmek
gözlerim üzerimde doğum izi
geçmişe döndüğüm an kirpiklerim dökülür
bir sen kalırsın bakışlarımdan geriye
sesinse soluk soluğa uzaklaşır
mutluluğum gibi
hiç dokunmadığım
bir yalandı ağız tatlarımız gibi
ilk yaz fırtınalarının sırrına bir uçurtmalar varırmış
bizse mahzunluğumuzla üstünü örtmüşüz hep meğer
dilbaz sevdalarımızın uçuculuğunun
en küçüğünden en büyüğüne
ölümsüz sandığımıza kadar




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.