sen gittin ya
senden geriye ben kaldım
ben gittim
ağaçlar yaprak yerine anılarla donandı
kuşların çığlığıyla uyandı dünya
sabah üşümesi dedim kendikendime yokluğu yokladım
ben seni hiç yanımda istemedim aslında
böylesine bomboş
gözlerin çiviliyken kirpiklerinden sine-i sâd pareme
ben seni saçlarından tutsam bulutlar çökse yüzüme
ne çare
bahar kaçkını yağmurlarla yıkamışsam yanaklarımı
soğumadan iklim artıkları kuşları izle
özgürlük düşleriyle serilsin ayağına gerçek
al benisi balkona sığan gündür söz yangınımın
dünyası çığlık çığlığa tılsımlı bir sevdayla
kent içine kapanık kadınlar gibi ürkek
suyu çizer aksinin kendinden emin keskin bilmişliği
denizin en derin yerini bilmektir
dalmak
senden başkasının varlığını kabullenmemeye
ölümün cahilliği
göz mü kamaştırır sanırsın
ikinci bir kimliğim var
yağmurun ilk kokusunun peşinde
paralayan kendini
işte susmamak karnem:
satır aralarında közlenmiş süreksizlik örneği
havalar soğurken izlemiş olduğum
gözlerim denize dalmazdı
sabaha karşı ard arda bilmem kaç rüya
dalga sesleri keserdi sesimi
sabah sabahlığından utanırdı
uyandırdığı için denizin yalan mavisini...
karşımda mahalle akşamları
ana caddeden uzak ara sokaklara
vuruyor soğuk
gün nazlanmadan çekiliyor
kendi bilinmez köşesine
kel kafalı çocukların bilekleri ince
ela günlerin yorgunuysak cumartesili
şakasız ağır öğlenlerin arkasına sığınmadan
ellerimizi unutmadan buluşmalıyız kurak bir akşama doğruda
bari acılarımı aceleye getirme söğüt saçlım
saç tellerini saymamı
hergün uyumadan önce...
kuşkusuz anne bakışları gibi su içen güvercinlere duyarlıyım
yaşamdan çok şey istemeden geçiyorum evlerin arasından
küçücük bahçelerde beklentisiz ikindi sohbetleri
zaman ne durur ne donar ama sen aşabilirsin süreği
önlenemeyen bir kendini hırpalamaktı başkasına verdiğin




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.