istediğin şavkıydı bir öğlen güneşinin
karnımız acıkınca terlemiş aydınlıkla boğuk
kısa ayrılıklara bile göğüs germeye korkakken
tüm varlığıyla cesaretimin imbikten geçmiş kılıcı
yemin tadında sözler verirdim gülüşlerine...
küçücük küskünlüklerde sarardık
kendimiz kendimize yaratmaya çalıştık tüm baharları
yas mahmurluğu nedir bilmezdik kısa donlu
öğrendik sevdikçe ayrılmanın tadını
işte bıraktım
kendini saklamalarını
ben gizinde kıyameti buldum
yorulmadım
belki gülüşün
beni
elveda sevgilim
hüzünlü kantom
iç geçirten senfonim
hangi kantat oyuncağımızdı unuttum
yağmurlarını unutkanlığıma
sessizliği ilk kırşehirde sevdim
ve güzelliği sesimde kaybolmadı hiç...
sessizliği tanımak başka… sevmek başka…
kırşehir'de ikisi de aynı...
saçlarının kokusuyla
kır yorgunuyum
hiçbir ayın derdinde değilim artık
düşünülmeden yaşanılmış mutluluklar
çeksin giden ve gelmekte olan yazın derdini
idareli harcıyorum ara sokak yazlarımı
sesinin gölgesinden kalan
ruhum traşsız zencisiyim uzağının da
kör bir sağanağın ortasında menzilsiz
ürpertimde kalan yaralı soluğunla
avutuyorum incinen yorgunluğumu...
ben
sığamam
gece ile gündüz arasına
sığdıramam ellerimi gökyüzüne
caddeler yetişemez adımlarıma
yüreğim çarptığı an zelzele yeryüzünde
kışlanın ardında
bir ince türkü
yazan:el
okuyan:dil
gönderen:bil
üzgün istavrit
hayatının baharında
bense üzgün baharımın hayatındayım
tüm bunlar ne balıkçının umrunda
ne galata'nın
değil bu da benim umrumda...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.