hani yapraklardan göremezdik önümüzü
yükseklerden ışırdı hayat o güney şehrinde
dağ dağa yol yola benzemezdi biz adama
öpüşmeye sıkışırdık kederimize bile aldırmazdık
boynumuzu bükmezdi hiç bir şeye aldırmamak
özlemeye daha o zamandan hazırlardık birbirimizi...
sevda ateşten bir gömlek demişler olsun be.üşümüyorum hiç olmazsa.her anım sonbahar kokusu tonunda.sapsarı caddelerinde dolaştığım bu kentin tüm çocuklarına ben yetişiyorum sanki süt ve ekmek götürmek için.gülüşünün anlamında serçelerin su içişi ferahlığı var senin.
sen bin yılların bitmeyen türküsü ayrılıkların ve kavuşmaların yürek burkan öyküsüsün.sabah yeli meğer senden haber getiririmiş turnalar uçarmış sana.
hazırlıksız yakalandım hep aşka.yalnızlık benim en basit ve kişisel yaşam hikayemdi.ama üstümden hiç çıkarmadım ateşten gömleği.sevda beni duyuyorsa bakışlarında o sonsuz anlam yüklü tonda daima olacağımı bilmeli.
ben serseri,çaresiz,çocuk,herşeyde olduğu gibi aşkta da dağınık ve şiir dolu. yorulduğum an olmadığım andır.
büyümeyi bilemedim aşkım affet.benim sonucum bu.pencereden bakamadım hiç sokağa.hep sokaklardaydım çünkü.sığamadım hiçbir yere.yer gök alamadı beni içine.bir gözlerinde durabildim bir de sesinin şefkat dolu ıslaklığına sevda.
seni bulamadım hiç yoksul sokaklarımın yaralı akşamlarında.ömrünün şiiri olamadım.tepeden tırnağa ıslanmış hiç tamamlanamış yüzünün anlamsızlığa mahkum anlamı ben oldum nedense.
imkansızlıkla onurlandım
aşkı düşünerek
sesi güzeldi şiirlerin kısraksı
dünyayı bilmem
sakiniyim gülüş anlarının dışında
gözlerinin
gece öksürdü kulağımın arkasında
anadolu katarı yorgun sesli
ağaç dalları kar taşımaktan mecalsiz
yıldızların eyvallahı yok hüznüme
ağlayarak uyandırmak istiyorum
saçlarının yüzüne dolanışını
dün senin gecene rastladım
başımda laciverdin yılkısı
yıldızlar ihtiyar suretleriyle
yer açarken aralarında
benden bana kalana...
parıldayan her kıpırtıyla aktı kanım
bir avuç suyla ağarır yüzüm
değil misin ki sen dokunan kapının koluna
kan rengi uykulardan uyandıran korkularımı
sensizlik huysuz bir çocuk gibi ağlıyor içimde
sessizlik şımardı
sağırlaşmadan ve körleşmeden seslen bana
el et göğe yağmur yağmasın bugün
gülünce köprüm olmayacak mısın
kıpkırmızı kümülüsleri unutturmayan
üşümelerime?
ha ağustos olmuş ha şubat
çorak susuşlu bekliyorum
nehir kıyısı serinliği güzelliğini
kendi gölgemden medet umacak kadar
karanlığım
bazen sırf benim için soluduğunu düşlediğim
tebessümün hatırına
ay ışığında anladım yalnızlıkla sevişmeyi
dere yatağında sıkılmış çiçeklerin su kokuşlusu ellerin
çamaşırlarımda otsu kokun hala
uçurtma mektubu tatlı gözlerin
şeytan minaresi kovaladığın yıllarda da ben
başını yasladığın yeryüzü kadar yakındım tenine
Serin Düşlerde Bekletiyorum Güzelliğini
lambaları söndürdüm
belki seni düşünmek için
belki iki satır bir şeyler
belki öylesine bir hayat kısırlığı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.