saç tellerine takıldı aklım
on bin yıl sonra
gelecek sıra sana...
kış fısıltılarıyla
diken üstündeyim
ne
dudağımda bıraktığın tatlı türkü
ne
yüreğime ektiğin çiçekli sancı
bir son bulacak...
ayrılığımız var lâl iklimiyle bir kuğu göçü devransız
aykırı bir şehveti var ölümün artık sonbaharlı sokulgan
damarlarımda gökyüzünün yağmurlu buruk tadı bu sensin
E
harfler canımı acıtıyor artık gece beyaz bir düş perisi gibi
yanımda sen mi varsın ellerin mi bu saçımdaki bu bembeyaz
zorunlu tutuşmalar tütsülenmiyor yanağımda
artık
mevsimlere ön yargım kalmadı
renklerimin içi yanı dışı ortası köşesi
bomboş
loş
geçmiş akşamlar gri mi desem lacivert mi
bir dansözün zilleri rakseder gibi yıldızlarda
kabataslaktır ölüm yoksa peyzajı ömür mü
sen zor tesadüflerde tiran kolay kaçışlarda
serseri bulutlara oturmuş ben gündönümü
sözcüklerim dağılınca hayat korkusundan
sahipsiz bir ağıt gibi kaldın dilimin ucunda
özlemim bakir
yalnızlığım feleğin çemberinden geçmiş
senin yerine soğuğunu tattım taşın duvarın
sanki bir asır
seksi tutulurum yağmura huyum batsın
ömrüm aptal ıslatan
aşk ömürboyu habersiz yakalanmak yağmura
yağmura tutulmak dudaklarında gülüşün
tutuldum sana
çoğunluğu kahve rengi dağ sırtları
ve uzak köyler sessiz okulları
kendi halinde mezarlıklarıyla
kalbime doluşan peyzajı balkonumun
marmara gökleri hüzünlü ve gri
aramızda anadolu varsa
kıyamadığım olur kirpiklerin göğe kalkışı
boşa maviye uzanmaz hiçbir anı artığı
ve tenime dar gelir yeryüzü
bu yaşama gerekçesinde yoksa rivayetin
caddelere adım adım bölüştürürken umutlarımı
uzandım toprağa göğümde sen
yağmur yedim sırılsıklam damlam
bir idim bir kaldım yüzümde sen
baht edindim gurbeti anam babam
sen bilinir söylenmezsin hınzır




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.