karşılaştığım bu tenha yüz
köşe başlarını tutmuş acı sözler gibi
unutmuş beni ve kendini
yüreğimde Azeri bir yalnızlık türküsü
ağlıyorum kendimsizliğe
bir anı mı şimdi bu da ne:
'sen derdimi dinlerdin ya
iç denizlerim kaynar kazana dönerdi
yorgun kış sabahları nasıl zavallı kalırdı
baktığım an kan
baktığım yer sen
gördüğüm bu deprem bu kargaşa
okul yollarının tozlu dumanlı nazlısı
sevilmek için yaratılmış tek gelincik
ellerim sana yasak
soğuk ikindilerimi özlüyorum yeryüzüne yakın davranan
o zamanlar daha yoksullaşmamıştım kirpiklerimin gölgesinde
sana kendime sen ve kendim sandığıma da...
yalan söylemezdi turunç ağaçları ve orda yaz balkon güzeli
ılık sularla arınırdım göz tuzlarımdan cahildim
yeşile keser intihar
o kumral belli belirsiz dakik
kalbim kumruya kesmiş bahar
gözlerin mutluluk odası akik
tane tane tanemsin herşeyim
gece sızıyor gözlerime
bu evren benim değil
kaldırımları ülkem yaptım
tek derdim sonbaharın üzdüğü
yapraklara basmamak
müthiş sardın yavru köpeğim şimdi benliğimi
iki parmağımın arasında yanağındaki
kirpik taneciği
su bardağında soğuttuğun açık çayın
ve şehla iki kahve çekirdeğin alırken yorgunluğumu
bulutlu uğultuları diner ömür sokağının
yağmur soğuğu yemeyi unutunca düşlerin
sahnede perdeleri çekilmiş pencereler
buğulu atmosferleriyle yıkarlar
bütün acı duvarlarını...
elimle güneşi tuttum
kimse inanmadı
ağrımı ateşe attım
ateşler ağladı
geçmiş geçmiş değildi
ama gelecek geçmişti
günler kış hüzün meyvesi ekşi mi ekşi
akıl gider eski şarkılara dalıp gider gözlerim
oturur düşünürüm kimbilir çocuk yüzünle
ağaçlara bakıp kırptığın kirpiklerinin tadını
unutmuşçasına attığım adımlarımda senin tazeliğin
uzak öykülerde solar içim kadehimde sıcaklığın uçarı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.