işte bıraktım
kendini saklamalarını
ben gizinde kıyameti buldum
yorulmadım
belki gülüşün
beni
elveda sevgilim
hüzünlü kantom
iç geçirten senfonim
hangi kantat oyuncağımızdı unuttum
yağmurlarını unutkanlığıma
kışlanın ardında
bir ince türkü
yazan:el
okuyan:dil
gönderen:bil
üzgün istavrit
hayatının baharında
bense üzgün baharımın hayatındayım
tüm bunlar ne balıkçının umrunda
ne galata'nın
değil bu da benim umrumda...
kuşkusuz anne bakışları gibi su içen güvercinlere duyarlıyım
yaşamdan çok şey istemeden geçiyorum evlerin arasından
küçücük bahçelerde beklentisiz ikindi sohbetleri
zaman ne durur ne donar ama sen aşabilirsin süreği
önlenemeyen bir kendini hırpalamaktı başkasına verdiğin
istediğin şavkıydı bir öğlen güneşinin
karnımız acıkınca terlemiş aydınlıkla boğuk
kısa ayrılıklara bile göğüs germeye korkakken
tüm varlığıyla cesaretimin imbikten geçmiş kılıcı
yemin tadında sözler verirdim gülüşlerine...
küçücük küskünlüklerde sarardık
kendimiz kendimize yaratmaya çalıştık tüm baharları
yas mahmurluğu nedir bilmezdik kısa donlu
öğrendik sevdikçe ayrılmanın tadını
dönerim sana bakarsın ellerin samanyolu
ben söylenmemiş şarkı olurum dilinde ihtiraslı
parmaklarımda boşluğun çığlığı yağmur,dolu
ayartılmış umutsuzluğumda ben her an yaslı
israf edilmiş vicdanı parçalanmışlığın
gazaba uğramış hatalarının genç alevi




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.