gece sızıyor gözlerime
bu evren benim değil
kaldırımları ülkem yaptım
tek derdim sonbaharın üzdüğü
yapraklara basmamak
elimle güneşi tuttum
kimse inanmadı
ağrımı ateşe attım
ateşler ağladı
geçmiş geçmiş değildi
ama gelecek geçmişti
müthiş sardın yavru köpeğim şimdi benliğimi
iki parmağımın arasında yanağındaki
kirpik taneciği
su bardağında soğuttuğun açık çayın
ve şehla iki kahve çekirdeğin alırken yorgunluğumu
bulutlu uğultuları diner ömür sokağının
yağmur soğuğu yemeyi unutunca düşlerin
sahnede perdeleri çekilmiş pencereler
buğulu atmosferleriyle yıkarlar
bütün acı duvarlarını...
yüzüne karşı konuşmak gibi uçurumlu yalnızlık
yanıbaşımda öğle yemeğinde işçiler umutlu taze ekmek
evlere bakamam kapıları anımsamaktır anımsamayı
ölümler içtimaya geçmiş içine kapanık değil mezarlık
sana yazdım burada ve buradan başlayarak başkası gibi
sinemalarda hep birbirimizi izledik koltuk numaralarımız aynı
E Sen Şimdi Gidecek Misin
sen şimdi gidecek misin
peki ben kimi beklerim şimdi
nefes nefese
kırlangıcın yuvasını yapması gibi
su haykırdı üstüme
her yanımda ışıklar kırıldı
yoksullaşan bir şehrin
yağmura tutuluşu gibiyim
aç çocuklar gibiyim
serüvenimin nasıl başladığını
E’siz Mevsim Sarhoşluğu
eski yağmurları istiyorum E
bu söylence hiç bitmeyecek
beti benzi soldu mevsimlerin
gök gürlemiyor usul usul
kimden kaçsam uzaklığımızın tadı
herkesteki sende sendeki herkes olmuşum
meğer...
meğer...
bulvarlar boyu boğulurcasına soluduğum
kimliksiz bir akşam soğunun
günler kış hüzün meyvesi ekşi mi ekşi
akıl gider eski şarkılara dalıp gider gözlerim
oturur düşünürüm kimbilir çocuk yüzünle
ağaçlara bakıp kırptığın kirpiklerinin tadını
unutmuşçasına attığım adımlarımda senin tazeliğin
uzak öykülerde solar içim kadehimde sıcaklığın uçarı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.