susadım gözlerinde yüzdürdüğüm
beyaz gemilerin ulaşmak ümitlerine...
portakal çiçeklerine koşar gibi
kulaçlıyorum zaman denizinde
kuşlara dar ağaçları kurulmasın diye
sevgiye itimatlı dönencelerde
senden hüzünlerle büyüdüm
belkisi en çok
karanlıkta tutarak sonunu
aramızdaki lunaparkın...
yarısı gerçek bu didişmenin hayatla
kavşak ağaçları
iyimser tutkularıyla
uzatmışlar kollarını
bana kesin...
ılık rüzgarla fısıldaşıyoruz
iki kuru sözle geçiştiremem
kasabalı güneşin güzelliğini
almalıyım sıcaklığını koynuma...
anlar bilirim çoğunluğu kış rengi
soğuk sevilmelere muhtaçtı gövdem
seni anışım
herşeyin ilk günü gibi
hiçbir şeyin bütününe kıyamıyorum
nedense...
çöllerim filizleniyor nemiyle
her anı ilk gibi bakışlarının
her anını ayrı ayrı tanıdığım
ayrılığıma tek yabancı
kayalıklarında otlar bitiyor kabuslarımın
yalnızlık uçurumumun yankısızlığı dallanıyor
evlerimiz artık yok
güvercinler yükselmiyor damlardan
sokaklarda yalan bir sessizlik
ne isim şehir’de sevgilimin ismi
ne yakar top’ta sona kalan kahraman
bir sensin içimdeki ağustos ışığı
kırlangıç heyecanıyla koşardım o zaman
mor bulutlara düşkün acar saflığıyla
kışlar bütün şehirlere aynı dostanelikteydi
kötü sonlara hazırlardım acıyan ayaklarımı
hiçkimseyle
bir sonumuz olmayacağını bildiğim için




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.