keskin ayrılıklar yorgunuydu
yeni gelen ilkyaz
sarhoşum diyerek geçiştirdim
zamanın geçliğini...
başkasıydı yürüyen dışımda
nereye sığınırım böyle gölgeli kimliksiz
gezdiğim şehirlerden neler topladım sana
sanırım adaklar adadım ağaçların kuşlarla sevişmesine
içim içime sığmıyor kuşluk vakti geleceğim
şehir kendi ışıklarına küsmüş olacak
güneş pörsümüş sarsak bulutlar sümsük
akşam yine ellerimde uzak türkülere yattı
gün çoktan karardı buzdan bir alev oldu yokluğun
ben seni içimde yılan gibi kıvrılan yollara mı sormadım söyle
sensizlik bilir misin dehşetin bin bir yorumudur
ölüm kimsesiz meddah başucumda
yalnızlık köpeğe yoldaş yarınsız
sensiz tozlandı saçlarım elim ayağım yüzüm
ağlasam silemem yokluğunu bükük bakışlarımdan
boğazımda düğümlenen yolculuklara haksızlık edemem
söğüt saçlım
kağıttan ölümlerle durulmayan kangren ilkbaharımızı
sarartıyorum hasretimle uykusuzluklarımda
körfeze esen sarhoş lodos karmaşığı kokun parmaklarımda gölgeli mahzun dalgalanan
avuçlarımda biriken uzak yaşanmış uykunun
can simidi sönen yıldızlar notlarında karalanan
nisan sabahı köpüklenmiş içimde kan revan
sahil kentlerine yakışan hüznümle gene ben
Eski Alışkanlık
eski bir alışkanlığımdı
esir düşmek
kirpiklerinin ucunu
öpmek isteyişime
erken uyanır kışların kaşların daima senden önde
imalarınla bana kurduğun dünyayla avunur haylanmazlığım
doğurganlaşsan diyorum eritsek kar boran hüzün kışlarını
dört mevsim olsa yatağımız bu beyazlık sona erse solsa
solsa kuşkularımız bir bir solsa
kırk yılın hatırına ayaktadır ağaçlar gibi
susuşuna anlam veren fikrimin sılası tesellili
sahnede renksiz yabancılı muntazam gösteri
küstahça dudak büküşün geleceğin martılı tedirginliği
sen yürürdün ben korkak
ben hiçbirşeye gücü olmayan soytarı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.