kan renginde sıcağım yüzünde
delirircesine okuduğum gülüşünde
yasaklandığım kendi romanımın
en koyu gölgeli
yağmurlu bir öğle sonrasında
tılsımı ıssız cümlelerinde
akdeniz güneşi ezik
rüzgarına gidişinin
bütün saatler gittiğin saat
bütün Adana gittiğin o sabah sislisi Adana
anılar acımasız yumruklarıyla toz eder
boğazımdaki hırçın kayalığı
yaza doğru saçların açılırdı düş bohçama
kış o zaman biterdi açık kırmızı soğuk
kekre kokusuyla saçlarına takılan yaprakta...
aldırmazlığının şımarması aşkımda
ve zamansızlıkla yıkanmış yüzün
kocaman çocuk düşlerimden kaydım
yıldızım vardı uçları kanadı
ben
kanadım...
kümülüslü...
yorgun sabahlarda tozlanınca
başlar esirliğin
gideceği ana bulvarların
keşke giden insanın kendisi olsa
hengamesi kederiyle bir akşamlarda
ve sarı acılı...
tılsımlarınla dalış yaparsın rüyalarıma
kahve sohbetlerine açılır gözlerim ikirciksiz
elinden kaçırdığın o susuzluk
benim kiraz zamanlarım
kıpırtısız koşar kuş çığlıkları kahırsızlığına bulutların
avuçlarının arasında iki gözlü bir sayfiye yeri var biliyorum
sözcükler iş bıraktı
sesler yorgun
harflerin kılı kıpırdamıyor
tek iyimserliğim
tek beklenti kırıntım
saklarım sana
gölgeler mahalleyi teslim alınca
pencere kenarlarında gezinir umutlarım
evler bir adama benzer
odalar bir hayat görür
ben hep kabullendiğim çocukluğumla kalırım
arkadaşlarım büyürler durmadan
seher serinliğiydi tumturaklı
sabahı omuzlarına döktüm
saçların güneş gibi pasparlaktı
bana bıraktığına tutundum acım koktu
benden başka herkeslerden gizlediğin
tebessümünün yamacında rastladım




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.