Bu dünyada kimin için yaşadığımı sanıyorsun,
Rüyalarımda kimi gördüğümü,
Yanımda kimi yürüttüğümü yağmurlar altında,
Kimi düşündüğümü geceleri sabahlara kadar,
Kime ikramlarda bulunduğumu,
Kimden lütuflar beklediğimi?
Bu güzel Türkiye 'de Erzurum en büyük il,
Birçok il onun kadar övgüye layık değil,
Saygı göstermek için yerlere kadar eğil,
Saygı bir ruh işidir, elbet değil parayla,
İstanbul ne ki Zeki, Erzurum sanki yayla.
İnanmazdım özlemine bu kadar dayanacağıma
Bu çisil çisil yağmurlar seni hatırlatırken.
Tepelerin üstlerinden yükselirken bu sapsarı ay,
Orman kavuşup dururken kendi kendisiyle
Ve deniz, şarkılarını okşarken
Eliyle.
Dere olur, su olmaz ya,
En bulunan bulunmaz ya,
Seraplara varılmaz ya;
Yerin işte öyle belli.
Gezindiğin bahçe bomboş,
Yıldızlara dönüp bak,
Yüzün gibi pasparlak,
Mehtap altın yuvarlak
O güzel gözlerinde.
Değme saçın savrulsun,
Gözlerim yol çekiyor,
Yol çekmese dalıp gitmezdi uzun uzun,
İnan ki; yolculuk var bugünlerde sana doğru,
Ya bugün, ya yarın,
Ya akşam, ya sabah,
Ah yakamıza yapışıp düşmeyen bu ayrılıklar,
Korkma; yaşlanmazsın,
Varsın geçedursun zaman üzerinden,
Varsın sabahlar, akşamlar,
Yeni aylar, yeni yıllar olsun,
Bende bu yürek var ya, bu yürek,
Ben seni sürekli genç tutarım işte bu yüreğimde,
Kaldım karanlıklarda,
Kimsesiz sokaklarda,
Çileli günlerim var
Ağarak şakaklarda.
Ona nasıl inandım?
Necdet.
En küçük kardeşimiz…
Babaevimizin tatlı serserisi…
Tekne kazıntısı… Son beşik…
Alaaddin ‘in lambasındaki Cin…
Necdet; yaratılmış birkaç yıllığına
Saçın yangın içinde,
Sanki güneş gücünde,
Yaktı ilk gördüğümde
Zavallı yüreğimi.
Seni gördüm ve sevdim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!