Gözlerimin yaşı dizime iner
İnan, ağlamaya bir utanmasam;
Zavallı yüreğim yanar mı böyle
Sana var gücümle sevdalanmasam?
Bir ömür boyudur ağlar inlerim,
Dokurken bak tezgaha;
Gözün dolası olur.
O beyaz bez sabaha
Kefen olası olur.
Bir gün kırılır dallar,
Bulutlardan güzel neyi var göğün?
Çöle hayat veren bulut gibisin.
Varsın zincirlerim olsun kördüğüm,
Zincir karetmeyen umut gibisin.
Varlığın kırları süsleyen çimen,
Lokmasını yutamadı. Boşu boşuna çiğnedi, çiğnedi, çiğnedi. Ağzında büyüyordu. Büyüdükçe büyüyordu. Sanki dev bir el, ağzından içeri zehirli bir el sokmuştu. Taş gibi bir kütle. Küf kokan, yosun kokan, toprak kokan bir kütle. Bardağın arta kalmış olan klorlu suyundan bir yudum aldı. Lokması boğazında biryerleri zorlayıp acıtarak aşağı indi. Yavaşça yerinden kalktı, odadan bir bohça getirdi., ayni yere oturdu ve bohçayı açtı. Bez parçalarının arasından her ikisinin de burunları delik bir çift erkek çorabı çıkararak iğneye iplik geçirip dikmeye başladı. Gözyaşlarını koluyla siliyor, siliyordu. Yüzüne kadınlarda pek görülmeyen sert, dolgun, katı ve gergin bir ifade gelmişti.
Çorapları dikti, bitirdi ve katlayıp yavaşça masanın üzerine bıraktı. Lavaboda mürekkeple boyalı kurumuş kınnapı aldı. Avucundaki balmumu parçasıyla kınnapı boydan boya ve sıkı sıkıya mumladı. Sonra eşinin ayakkabısından çıkardığı bağla ipi ölçtü. Bundan iki boy kesti. Bağ yerine ayakkabılara taktı. Ayakkabıları eski bir bezle silip kapı dibine bıraktı. Lavabo musluğunu çok hafif açarak elini-yüzünü tekrar yıkadı.
Genç kadın saat onikiye doğru kocasına yavaşça seslendi:
- Kubi… Kubi… Uyanır mısın, Kubicik… Az uyudun ama sınava yetişemezsin sonra.
Eşi battaniyeyi sırtından açıp başını masadan kaldırdı. Genç adamın üzerine yattığı sağ yanağında şakağına kadar derin ve nakışlı bir çizgi vardı.
- Kubi. Kendi kendine işkence ediyorsun. Divanda yatsaydın uyandıramaz mıyım? Daha rahat ederdin.
Sevdinmi birini candan, yürekten
Aklın maklın kalmaz, ten sarhoşlanır,
Asılacak olsan değer vermezsin,
Son solukta bile can sarhoşlanır.
Sanırsın bulutlar ipek mendildir,
Kapadım kapılarımı seslere, bir büyük sensizlikte,
Güneşlerim sessiz dopuyor, sessiz başlıyor günüm,
Deniz sessiz dokunuyor sabahlara,
Dalgalar kumsalları sessizce kucaklıyor,
Martılar sessizce çırpıyor bembeyaz kanatlarını,
Rüzgar sessiz esiyor,
Ne bir soluk resmin kaldı elimde,
Ne de gözlerinden bir beklediğim.
Bir ömür boyudur senin peşinde
Yetmiyor mu bunca sürüklendiğim?
Anılar sonbahar yaprağı gibi,
Güya biz seninle rüyalardaydık,
Hasret bitecekti uykuyla birlik.
Ne biçim pespembe hülyalardaydık,
Hasretler içinde gerçeğe girdik.
Verseydin elini benim elime,
El açıp inleyip dizler çökerek
Yalvardım Tanrı 'ya candan, gizlice,
Diliyorum her gün yaşlar dökerek
Bitip tükenmesin Tanrı 'm bu gece.
Yarın alacaklar seni elimden,
Yapılan her tablo noksan kalacak
Islak kumsallarda biz olmayınca.
Ressam noksanını nerden bilecek
Sevdadan anlayan göz olmayınca.
Ayak izlerimiz kalmış sahipsiz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!