Bir denizsin kumsalda,
Bir mehtapsın sandalda,
Parlıyorsun kumlarda
Tozu gibi altının.
Cefadan hiç bıkmazsın,
Yalanlar gülücük haline gelmiş
Pembe dudakların tam uçlarında.
Yüreğim incinmiş ve örselenmiş
O küçük, o körpe avuçlarında.
Bakışı pusudur bakışlarıma,
Kabrime düştü ateş,
Ne el kaldı, ne de baş,
Ayrıldı yavaş yavaş
Et kemikten bir kere.
Derim kurudu, çekti,
Yine sisler bastı yemyeşil dağları,
Yine sisler içinden çıkı çıkıveriyor kuşlar,
Yine çimen ıslak, çiçek ıslak,
Yine üst üste atlamakta terliklerim,
Yine bardağımda yüzmekte çay yaprakları.
İşte tüm alametler yerli yerinde;
Önümde eski bir meyhane masası olsa;
Masamda bir şişe şarap,
Biraz öte-beri, bir-iki mum,
Nereden geldiği belli bile olmayan bir hüzünlü şarkı,
Biraz renk, biraz karanlık
Ve biraz da senin hayalin olsa;
Çaldım kaderin kapısını sabahlara kadar,
Utanıp açamadı, nicelerine açık duran kapısını,
Bakamadı pencerelerinin perdeleri arasından,
Ne kendisi dışarı çıkabildi, ne beni alabildi içeri,
Saklandı, sindi evinin en görünmez köşelerine,
Sanki beni senim uğruna süründürüp durdu da
İsyan etsem kadere; ne olur ki değişen?
Kadere boyun eğmek zaten olmuş kaderim.
Aşık olup menzile var mıdır ki erişen?
Kadere boyun eğmek zaten olmuş kaderim.
Bir yar sevdim, suçum bu, çile çektim ömrümce,
Bırak yaldızlasın gökleri mehtap,
Gezinsin sularda güneş gibi ay,
Ben yıldızlar saydım samanyolunda,
Sen derin sularda parıltıyı say.
Her kahkahan olsun sularda köpük,
Ey erenler, anlamazsan halimden
Bedeninden dışarlarda kal da gör.
Aklım yorgun düştü kelam elinden,
Bu zorlukta, bu darlarda kal da gör.
Yüreğimde geziniyor ellerim,
Kaldırma yüzünü, dur hep secdede,
Nice şükür etsen azdır Yezdan 'a.
Mevla 'yı arama yalnız tekkede,
O şahdamarından yakındır sana.
Her nereye dönsen bil ki ordadır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!