İsmet Barlıoğlu Şiirleri - Şair İsmet Ba ...

İsmet Barlıoğlu

Birlikte gidelim kırlara doğru,
Elimiz-kolumuz güller içinde.
Kumrular uçarken sulara doğru
Şarkı söyleyelim dallar içinde.

Kelebekler gibi süslü kanat çırp,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Serçeleri seviyorum senin gibi körpe olduklarından,
Bakışlarına benzediği için güvercinlerin bakışlarını,
İvediliklerini tarlakuşlarının,
Siyah-beyaz tutarsızlıklarını saksağanların,
Yelkovankuşlarının zamanı başıma başıma kakışlarını,
Martıların beyaz çığlıklarını,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Hazin salayı dinle;
Sala bir gün senindir.
Sakla bezi elinle;
Giyecek kefenindir.

Tükenir cevapların,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Sana bakmak ne güzel
Ayın sarı ışıkları yaldızlarken saçlarını,
Pırıl pırıl yanıp sönerken yıldızlar gözlerinde,
Eşlik ederken dalgaların sesi şarkılarına
Ve çimenler halı gii serilirken
Ayaklarına.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Sana benzer bir şeyler var gözbebeklerimde,
Sana benzer bir şeyler anılarımda,
Yaralı yüreğimde,
Bedenimde, ruhumda, canımda,
Sana benzer bir şeyler kıpırdanır durur
Her dakika, her saniye

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Karısının her zaman çalıştığı köşeye, o tepeleme torba, çuval yığılı köşeye, o ayni zarflarla dolu masaya baktı. İçinin biryerlerinde birşeyler koptu. Gözlerine inanamıyordu: Karısı orada, o alışılmış köşede, o alışılmış masada yoktu. Yerinde birileri, bir başkaları, bir tanımadıklar çalışıyordu.

‘Birileri ama O değil… Minicik değil… O değil… O değil… O yok… Minicik yok… Onbeş gündür hiç mektup göndermeyişi işte bunun içinmiş… O yok… Minicik yok…’

Tanımadığı birine:
- Mine Hanım nerede?

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Ansızın içeriden, mutfaktan acı bir çığlık koptu. Düşen kırılan cam seslerine yere vuran kof gürültüler ve iniltiler karıştı.
Delikanlı şiddetle odadan fırlayıp mutfağa koştu. Açık kapıdan saldıran sert bir rüzgar yüzüne çarptı. Pencereden uğuldayarak içeriye dalan rastlanmadık bir soğuk dalgası, beyaz kar beneklerini korkunç bir öfkeyle mutfağa savuruyordu. Yerde, üzerine kar kümelenmeye başlamış bir karaltı, inleyen bir yığın vardı. Biryerlerden pis bir gaz kokusu yükselmekteydi.
Delikanlı yerdeki karaltıyı kucaklarken tıpkı bir buz topunu kucaklamışcasına ellerini keskin bir soğuğun yalazladığını hissetti. Kucağında saçları uçuşan karısına ‘Minicik… Minicik…’ diye seslene seslene odaya döndü. Duygularının yardımıyla bulabildiği yer yatağına uzattı ve yorganı üzerine kapadı. Yere düşürmüş olduğu, avucundan eksik olmaz kibrit kutusunu el yordamıyla buldu. Mutfağa dönerek avuçlarının korunağında bir kibrit yaktı. Beton zemindeki gaz ıslaklığı, geniş lekeler halinde yayılmış, kokuyordu. Yerler cam kırıklarıyla doluydu. Gaz lambasının bu kırıklarını ayağıyla kenara toplamaya çalışırken kibrit söndü. İkincisini çaktı Lambanın makinesini buldu. Kenarında parçalanıp kalmış olan birkaç cam artığını makineyi duvara vurarak temizledi. Fitilini çabucak çıkardı. Kapı arkasındaki gazyağı şişesiyle raftaki çinko sahanı aldı. Bir bardağa su doldurup odaya döndü. Yatağın yanına diz çöktü. Suyla ıslattığı mendilini, karanlıkta pek seçemediği karısının şakaklarında gezdirmeye başladı.
- Minicik… Minicik…
Diye sesleniyordu.
Genç kadının korkulu bir şekilde kendine gelmesi çok güç oldu. Karanlıklardan gelip karanlıklara gözlerini açmanın korkusu içindeydi. Korunmak istercesine ellerini açmış, haykırıyordu:

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

7
‘Anladık ki; ateş yakmak yasaktır,
Mutsuz olmak, ağlamak da yasak mı? ’

Kapının önünde, karanlıklar içinde duran PTT ‘nin telgraf dağıtıcısı, elindeki kağıtlara bakarken:
- Bağışlayın efendim, İş Müfettişi Kubilay Bey sizsiniz, değil mi?

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Babam Antep ‘de rahatsızlandı. ‘İvedilikle Ankara ‘ya ulaştırırsanız belki kurtulur.’ Dendi. Memurluk, biliyorsun, para yok. Fıstıkçı bir arkadaştan borç para alıp getirdim buraya. Babam burada, hastanede öldü. Sen gelip son defa yüzünü görebilesin diye adamlara yalvardım. Kabul edip buzluğa koydular. Babam şimdi hastanenin buzluğunda, Ben de Ulus ‘tayım. Konuşma bitince babamın yanına gideceğim. Küçük kardeşlere bildirmedim. Tümü memur, tümü yoksul. Gelemezler. Kahrolurlar. Her şey bittikten sonra duyururuz. Sen şimdi hemen yola çık. Yarın çok geç olur. Ben ağlıyorum abi, sen de ağla. Başın sağolsun. Babamız yok artık. Bundan sonra babamız, arkamız sensin. Gel.

Alttan birileri kalbine sırt vermiş, pençe takmıştı. Kalbini kaldırıyordu, öfkeli birileri. Kaldırıp kaldırıp fırdöndürüyor, havalandırıp havalandırıp, fırlatıp fırlatıp biryanlara, biryerlere atıyor, bu kere, kuvvetli kaslara bağlı demirden ayaklar altında, içindekilerle birlikte sıkıştırıyor, eziyor, kanatları tersine açılmaya zorlanan bir pencere gibi, korkunç bir güçle kıra kıra katlıyor, içeri girip biryerleri kavrayan çok yetenekli eller, vücudunu, kaslarını, kemiklerini, etlerini, sinirlerini, damarlarını ayırıyor, parçalıyor, tahtaların çatlakları arasından lif lif, iplik iplik dışarıya çekiyordu.

Kabinden dışarı kusarak ve hüngürdeyerek çıktı. Kıravatını gevşeteceğine sıkıyordu.
Sokaktaki ayaz yüzünün sarartısını iğrenç bir morluğa çevirdi. Arabaya posta çantası yükleyen bir şoförün görmeden attığı dolu torbanın çarpmasıyla, karlı kaldırımlarla tekerleklerin arasına yuvarlandı. Birileri çekip-çıkarıp üstünü-başını süpürdüler. Yanaklarında donmuş damlalar, caddenin ışıkları değdikçe soğuk kristaller gibi parıldıyorlardı. Yüzü, yanaklarından gözlerine doğru duygusuzlaşmaya başlamıştı.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Bir Taşatapanla İlk Görüşme

İlçe yağmurlu bir akşama hazırlıksız yakalanmıştı.
Dükkancılar, dükkanlarının önlerinde sergilemiş oldukları öteberiyi elden geldiğince ivedi toplayıp içerilere taşımaya, şemsiyesiz insanlar yelemyelpirdek kaçışıp saçak altlarına sığınmaya ve yüksüz kalan at arabaları bir yanlara çekilmeye başlamışlardı.
Yağmur, taş döşeli caddeleri, taşlı-topraklı sokakları, kerpiçten-taştan yapılma duvarları, daracık çerçeveli pencereleri ve çakıl döşeli damları kamçılamaktaydı. Dükkanların camlarından taşan ışıklar ıslak ıslaktı. Ortalık tenhalaşmış, yerini, karanlıkları yıkayan bir yağmura bırakmıştı. Kaldırım taşları diplerinde göllenen sular oldukları yerde tutunamayıp bulabildikleri eğimlerden caddelere-sokaklara aşağı akıyorlardı. İlçenin küçük çarşısının saçakları altında ayak basacak yer kalmamış, yağmurdan kaçmaya çalışanlar birbirlerine çitenmeye başlamışlardı.
Bir ara, ıslak karanlıklar zorlu gürültülerle göğü yırtan keskin bir şimşekle aydınlandı ve hızını arttıran yağmur hışım gibi inmeye koyuldu. İlçede yağmurun sesinden başka duyulabilecek tek ses kalmamıştı. Karanlıklar ikide bir şimşeklerle aydınlanıyor, görülüp kaybolan anlık mavi ışıklar altında caddelerden, sokaklardan seller gittiği görülüyordu. Elektrik tellerinde baş gösteren beklenmedik bir kopma, bir anda ilçeyi derin ve ıslak karanlıklara gömmeye yetmiş ve ilçenin varlığıyla yokluğu bir olmuştu.

Devamını Oku