Hakikat üzere çıktığım yolda
Varda yoku gördüm yokta var oldum
Sağımın hükmünü yitirdim solda
Ateşte gül açtım, gülde har oldum
Gün oldu çöllerde mecnuna eştim
Ben ki yalnızlığın keyfini sürmek
İstiyorum diye şiire sardım
Nereden çıktı bu kalabalıklar
Bu ince alaylar, bu kabalıklar...
Hiçliğin efsunlu sırrına varmak
Bazen gönül öyle bir derde düşer
Dolanır sözcükler, dile bulaşır
Civanmertin yolu namerde düşer
Adı lekelenir, dile bulaşır
Hakkı arayana her kapı duvar
Gurbet yarası gibi sevdiğim ayrılığın
Tadı yok yarasına tuz basmaya kim gelir
Kim çıkarır içimden bu kurşun yarasını
Annesizlik gibi her yürekten aşk dilersin
Gurbet yarası gibi kurşun yarası gibi
Yokluğun kıyısına kurulmuş dar ağacı
Kördüğüm misali, adım attığım
Her nokta sayende karmakarışık
Her anı karanlık aşkı tattığım
Süzülmez perdeden odaya ışık.
Her bahçe gül kokar seni gördüğüm
Nazenin, yol uzun, vakit daracık
Gölge boyu aştı, uyuyor musun ?
Sözcükler hükmünü yitirdi artık
Dile köz bulaştı, duyuyor musun ?
Aç gözünü körebe, giden gitti, geç kaldın
Hangi tenhada şimdi çocukluğum, kimbilir
Hangi serseri aklın takıldı çemberine
Körebe, kör mü kaldın, ne oldu gözlerine
Sis çöktü yaylalara, yiten yitti, geç kaldın
Zayıftı çocukluğum tenhalarda incinir
Bir damla çiğ düşer ilk cemre ile
Bin minnet duyarak akar gözlerin
Havaya kin düşer, toprağa hile
Haklıyı haksızla yakar gözlerin
Kucağı ana kokan bir kadın tanıdım ben
Bakışıyla asırlık çınarları devirir.
Kimi zaman gülüşü hoş bir imbattır esen
Kimi zaman meltemi fırtınaya çevirir.
“Yavrusunun ardına dalan bir dul bakışı”
Kocaman bir dünyam olsa diyorum
Sokaklardan parça parça toplayıp
İçine sığdırıp tüm çocukları...
Masmavi gökyüzüm bir de denizim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!