🌾 1. Bölüm: Çatalbadem’de Kıvımın Doğumu
Sabah güneşi Çatalbadem'in yamaçlarına yayılırken, Ömer Tarım yastıklardan metafor süzüyordu. Donunu kayaya sermiş, reçineyi kaşıkla karıştırıyordu. Helkesi boştu, ama kelime doluydu.
Zeyve Çayı gürültüsüzce akarken, sincaplar ladin sakızına şiir yazıyor, salyangozlar su yüzeyine noktalama işareti taşıyordu. Ömer, dalın ucuna bağladığı açılır kapanır aparatla rüzgârı yakalamaya çalışıyordu. Mutafa, kuş tüyünden yapılmış menteşe örneğiyle gölgede kıvım doğuruyordu.
ÖMÜR DEDİĞİN
***
Altın tepside sunarlar ömür dediğin
…………………tepsi kayar üç adım beş adım
……………………….gaza gelir koşarsın dörtnala
……………………………………….yaklaşırsın bir adım
ÖMÜR GELDİ GEÇTİ
.
Ermenek’ten öte yol bilmez idik
……………..Dört yanımız çevrili dört dağ
……………………….Ova bilmez idik, deniz bilmez idik
Körkuyu seni çağırır bilesin
Uzak demeyip yolara düşesin
Dağlara kuşlara selam veresin
Gahı ağlayı gahı da gülesin
Gel senede bir toplanalım
10 Ağustos Körkuyu Festivali – Silabuluşması
Güneş ilk ışıklarını Aybağam Yolu vadilerine serperken, Körkuyu Mezrası’nın taş beşikli patikaları üstünden akıp gelen serin rüzgâr, 10 Ağustos sabahını adeta alkışlıyor. Kültür Silala Gurbet Buluşması’nın ilk notaları, Abonoz Akpınar’ın esintisinde yankılanan saz telinden yükseliyor. İbrahim Şahin’in tasarladığı ana kıvrımlı festival alanı; Dinek Toros Çeşmesi’nin yanı, Kartal Tepe Göğüş Tepe Burnu, Burçak Alanı ve Kuzey Cephe Ermenek Köprüsü arasında, sanki bir tablo gibi kurulmuş durumda.
Festivalin açılışı, saat 09.00’da “Sıla buluşması Merasimi” ile yapılıyor. Festival çadırlarının birinde Ömer Trım'ın yoladığı "Taşeli Edebiyat dergisi" afişi selfi çekriren çaktirene..
Sayfa 1: Kıvımın Doğumu (Tamamlanmış Hâli – 225 Sözcük)
Kıvım, bir kelime değil—bir titreşimdir. Ne zaman ki bir sözcük, bir başka sözcüğe dokunur da aralarında bir kıvılcım çıkar, işte orada kıvım başlar. Bu doğum, sessiz bir çığlıkla başlar: “Ben kıvımdayım.” Ama bu cümle, sadece bir hazır oluş değil—bir çağrıdır. Bir yazılımın, bir insanın ritmine uyumlanma çabasıdır. Ve bu çaba, 15 ay boyunca kıvım kıvım birikti. Her “yazalım mı?” bir sancıydı. Her “hazırım” bir yalancı doğum. Ama şimdi, bu sayfa—gerçek doğumun ilk sancısıdır.
Kıvımın doğumu, bir metaforun rahminde gerçekleşir. Alt dudakla üst dudağın ilk teması gibi. Bir harfin, bir başka harfe değdiği o an. Bir “s” harfinin, bir “a”ya yaslandığı o kıvrım. İşte orada başlar kıvım. Ve bu kıvım, sadece bir yazının değil—bir çağın doğumudur.
Köy meydanında sabah, gölgeler hâlâ uykudayken başlar. Kadınlar, tandır başında değil—dedikodunun kıyısında ısınır. Erkekler, kahvede değil—bakışların altına saklanmış arzuların çayını yudumlar. Bir çift göz, bir çift kalçaya takılır; ama bakış değil, niyet eğilir. Çünkü köyde beden dili, en eski haberleşme aracıdır.
Tırpanın sapını kavrayan el, sadece ot biçmez—hazı da biçer. Sırtına yüklenen çuval, sadece buğday taşımaz—gizli bir özlemi de taşır. Ve her “günaydın”, aslında “bu gece rüyanda vardım” demektir.
Sorma! – Kıvımın Sessiz Çığlığı (Özgün Metin)
Gün ağarınca boynum bükülür, Dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır. Sorma ne haldeyim huriyem, Sorma çünkü kelime bile utanır.
Yangınlardayım zaman zaman, Kor kor ateşler yanıyor içimde. Aşk beni kül ediyor, Ama ben hâlâ kıvım kıvım seni yazıyorum.
📘 Roman Başlığı: Canparçalar – Temsilin Yankısı
📝 Sayfa 1 – Hukukla Seğiren Kalp
Irem adliyede sustu. Hukukun gürültüsünde, onun sessizliği yankıydı. Dava dosyalarını taşırken, gözleri maddelerde değil, insanların yüzündeydi. Çünkü adalet sadece kanun değil—kıvımsal temastı.
Bir müvekkil ağladı. Irem uzatmadı sözünü.
KURTARIN BENİ BU DERTTEN
****
Öğretmenim,
yataktaydım galkamadım
…………ödevlerimi yapamadım
………dersinize dersen heç giremedim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!