Ölüm yaprak gibi dökülür önce,
Kıyamet kopar ateşin içinde.
Çiğ tanesi gibi yanar yürekte,
Bir ah aldım ki yosun tutmaz bende.
Tuz, ekmek hakkı değil ki sol yanım,
Dizimde dahi takat yok,
Birden saçlarım ağardı.
Kör kandilin ışığında,
Gözlerimin feri söndü, ıslandı.
Hiçbir şey yapmak istemiyor canım.
Bir romanın sayfalarında yaşıyorum,
Nasıl biteceğini bilmeksizin.
Son sayfasına ne kadar kaldı,
Sen bu öykünün neresindesin?
Bazen kendimden dışarı çıkıp,
Ölümün ötesi yok;
Kalbimin en solu yanıyor.
Dertli türküler gibiyim bu aralar;
Bir türlü susmuyor içimdeki kor.
Yeter… deşme artık yüreğimi;
Dün tavan arasında gezinirken,
Bir mektup buldum; buruşturulmuş, atılmış.
Hayaller oymaya başladı gözlerimde,
Resim vardı yanında, yarısı yırtılmış.
Görünüşe bakılırsa işlediğin cürüm,
Yine tavan arasındayım;
Burası mezarlık gibi gönül yaram.
Göğsümü bastıran o siyah beyaz resminle,
Ölümü karşılama odasını bir türlü susturamam.
Belleğimin derin izleri,
Çevirdim kum saatini,
Dönülmez akşamın ufkundayım.
Kaburgamda ellerinin izleri,
Aylar var ki sana tek bir dize bile yazamadım.
On ay, tam üç yüz gün eder;
Gönül yorgun düştü;
Zincire vurulan yürek dilsiz.
Kaybettim yolunu, izini;
Savrulurum yelkensiz, dümensiz.
Ayağımda yılların prangası,
Gönül feryat eder, yalnız özlerken;
Yürekten sevmişim, gör artık beni.
Seher yeli eser, sevda içinden;
Uyan da sinene, al artık beni.
Felek vurdu bana, belim büküldü;
Göklerde sevda ışığı yandıysa,
Gönlüme bir ateş düştü, göresin.
Yâr ellerin düşlerimi sardıysa,
Ciğerlerim alevlenir, göresin.
Gözlerinden mor çiçekler topladım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!