Hayat evrensel akışa göre türler üzerinde oluşuyla kesikli; tüm çeşitli oluşutaki canlılık faaliyetine göre sürekli bir oluşmadır. Bu tanıma göre şu hayattır da şu hayat değildir diyemeyiz. Bir hayat formunu biricik hayat formu göremeyiz.
Hayat türler üzerindeki biyolojik bireyleriyle de kesikli ve sınırlıdır. Bireylerin o türü ile süreklidir. Yani bir bireyin ölümüyle o tür ve o tür üzerindeki hayat yok olmaz. Türlere göre de bir türün yok olmasıyla, hayat yok olmaz.
Hayatın nedeni nedir? Evren, enerjinin kılıktan kılığa dönüşmesi nedeniyle akar. Enerji bu akış esnasında kesikli ve süreklidir.
Egonun (benciliğin) en temel işlevi, hayatın korunması ve hayatın o ego için sürdürülür olmasıdır. Hayat kendi üzerine kısır döngülü oluşla kapalı. Dışa ihraç yapmak ve dıştan en az dış dünya olacak şekilde ithaller yapar. Kendisini çevrede ve fondan ayırıp, koparışla; etkiyen etkilenen görece bilinçli öznedir.
Ego bu iki ilke için her şeyi göze alır. Tekil olgularda ego, hayatın kendisi demektir. Egonun dışındaki hayatlar, temelde egonun öyle pek umurunda olduğu bir şey değildirler. Bu tekil egoya göre umurda olunmayan şey de evrensel olanın tekillikler üzerinde bencilce neşvü nema bulduğu kesikli (görece) sürekli (genel-evrensel) oluşla hayat bulmanın çeşitlenmesidir.
Yaşam, tekil (kesikli) egonun dışında oluşla, tekil egodan çok çok büyüktür. Tekil ego kendi dışındaki yaşamlar kadar büyük düşünüp, büyük oynayamaz. Bu insanın sosyal özne kadar; insanın toplumsal öznel bilinç kadar düşünüp oynayamaması gibidir. Çeşitliliğin oynadığı ve düşündüğü belirmelerin toplamı, yaşamın akışı ve ana yaşamın kendisidirler.
Her etkinin etkiyi duyan içinde tutulan taşıma ve dışa yansıtılan içinde de etkiyen yansımanın kendi etkilenmesi var olacaktır. Çevreye olan dönütü, benzer tepkisel oluşlarla karşılanacağı gibi farklı tepkilerle de karşılaşabilir. Bu girişme genel yansımanın modüle oluşlar kuralıdır. Yansırsınız, yansıtılırsınız; etkilersiniz, etkilenirsiniz. Tekrar yansır, tekrar etkilersiniz.
Her yansıma ister istemez bir değişme, bir akı ve bir nicelik kaybına uğrayışla; yansır olduğu şeylere eklenen; kendisi de eklemlenişle(Modüle oluşla) bir akı devinmesi olmaktadırlar. Artık bu akılar ilk indüklenen akı ise de, değişip dönüşmüş; modüle olmuş (üzerine bilgi ve eğilim yüklenmiş) bir akı ve taşıyıcı dalga salınımları gibi olmaktadırlar.
En basiti ile ışık yansımasını ele aldığımızda: ışık etkilediği şey üzerinde, geri yansırken bir kısım ısısını da o çarptığı şeye ekleyecektir. Isı verdiği o şey içinde bir ısı akış hareketlenmesine neden olduğu gibi o şey içinde ısı değişmesine de neden olmuştur.
Bir hücrenin ikiye bölünmesi, tomurcuklanma gibi eşeysiz üreme yerine, eşeyli üremenin evrilmesi; maliyete neden olmuştu. Bu maliyet dışta biyolojik bireyler arası dolaşımla olacak üreme faaliyetiydi. Ve bu üremenin güvence yaptırımı için seks yapmanın yükünü evrim (hayat) , çoğu organizmalar arası ilişki oluşla göze alıp organizmalar bu zahmetlere katlanmıştı.
Yine cinsellik eğilimi dıştan gerçekleşip ve dışta dolaylı oluşlarla ortaya konuyordu. Üremenin dolaylı koşullarla olması demek; bu işte tekil ego eğiliminin yeterli olmaması demekti. Yani cinsel partnerin de bu işe evet demesi gerekiyordu. Bu da cinsellik eğiliminin belirmesi ile sağlanması arasındaki zamanı uzatıyordu. Yani cinsel sağlanma biraz gecikiyordu. Bu gecikme cinselliğin dış çevrimli olması yüzündendi.
Bu gecikmeye bir de sosyo toplum içinde sosyalleşen insanın edimci öğrenmeleri de neden oluyordu. Yani cinselliğin sağlasan olmasındaki gecikmeye etki eden inşalar içinde edimci davranışların da çokça katkısı vardı.. Cinselliğe dıştan etki edişle, cinselliği edimsel etkiyle giriştiren çevre, sosyo-toplumsal çevredir.
Kalıcı değiliz, gitmek için dünyadan.
Gönül titrer, kavuşmağa durur, imdada.
Zevk almadık, yaşam; ham durur dünyada.
İster toprak yaşamı; kolayı var, üryanda!
57]Kişilerin duygu ve düşünceleri, sizin istismarınıza apaçık olacaktır. Tam da, sizin almak istediğiniz cevabı verecektirler! Kendi anlayışınızın okeylenmesini isteyen bir sorudur bu. Elbet sonucu bizi yanıltacaktır. Cevapçı tam bir durumu kurtarış yapacaktır. Zaten aksini söyleyen varsa da, anketçiler açıklamamıştırlar!
Bu; 'Kendiniz mi örtündünüz, yoksa bir telkinle mi örtündünüz? ' sorusuna verilen; 'Ben örtündüm, hiçbir telkin olmadı! ' cevabına göre, bu mantığın zorunlu sonucu şudur. Örneğin; bu cevapçımızın mutfağa girişi de, sanki bir gözleyerek öğrenmenin, rol model baskısıyla olmuş değilde, bilinçli bir ayılıp bayılmanın benimsenişi ile gerçekleşmiştir! Ya da, annesine acıdığından, bu tutumu, ömür boyu mutfağa giren bir tutum olacaktır! Sosyal öğrenme ruhsal açıdan çok önemlidir.
Yine ona göre, yani soruyu sorana göre, ve cevapçıya göre, kadınlara özgü biçilen rol model giyinme tarzı da, anadan babadan sosyal çevreden öğrenilmemiştir! Bu tam bir hince biliyor olmasına rağmen inadına; kasti olaraktan, çoğu karşı tarafın açık yüreklilikle söyleyemez olacağından istifade ile kendi istediği sonuçları almasına yönelik, anketçi ikiyüzlülüğüdür. Kişiler, bu türden sosyal öğrenmeleri üzerine kendi benimsemelerini ve kendi tasarruflarını, elbette bina edeceklerdir.
38]Bu halin pür melalini, halkın geçmişteki yaşantılşatırtıldığı yönetime katılamaz olmasının şartlanması içinde aranmalıdır. Halk 'Destur' demeden padişahın ismini bile, ağzına alamzdılar! Tüm sorumluluğu düşünmeyi, şeriatın ve serri uygulamaların uhtesine biraktırılan halkın, Pasifçe, Dünya'dan bihabersiz oluşlarının alışılmasından kaynaklıdır. Ve halkın yaşantılaşma felsefesini bir derviş gibi, 'Bir lokma bir hırka' mutmainliği içinde sürdürme gayretindedir.
Boyun eğmenin ulul emre itaatçi kültürlü oluşundan ötürüdürki tönetilmeye kyönetime katılmaya hiç kafa yormazlar. Böyle bir kültür içinde yetişen halka siz, yurttaşlık sorumluluklarını verdiğinizde, sorumluluğu kendi üzerlerine almanın rahatsızlığını da duyuyordular. Eski yöneten sınıf da, halkın böylesine bir yönetime katılır şekilde sorumlulukla donatılır olmasını, hiç hazmedemiyordu. Öyle ya halk hem bir ‘sürü’ idi, hem de bir 'kul' idi.
2- Oysa hiçbir gelişme daha önceden gelişen, halkı hazırlayan ön adımlar, olmadan, hiç bir adım birden bire atılmazdı. Bizde halkı hazırlayan adımlar daima tek bir çevreden; ilmiye (din) sınıfından gelmiştir. Halk bu adımların düşünsel dönüştürülmesine ilişkin gayretlerin pek ilgilisi değildirler. Sade bu konu ile ilgili anlatım, ne taraftan gelmiş ise, kafası karıştırılmadığı sürece yapılan bilgilendirmeye kul mantığı ile bağlanıp, onu sadıkane savunmuşturlar.
39]Müslüman ahalisinin esastan ve çok yaygın ticaret ağı olmayan yapının büyümesi ve gelişmesi de olmuyordu. Bu yüzden güzüde kırsal kesim halkı, bu güne değin emeğini hep sevap niyetine bağışlar olmanın öznellik sevinsenmesi içinde tutuldu. Bu anlayışlarla bu günkü yoksulluk ve yoksunluğu yaşatılır olmuştur. Sevapçı, tasaddukçu benimsetmelerin abartılması ile emeği sevaba göre önemser olmamanın, yaygın bir erdemci davranış olması, ortaya çıkmıştı. Toplum aşırı erdemden sönük eşmişti.
Bu körelme de emeği, ekonomik değer olarak bilmemeyi süreçlemiştir. Yüzde seksenlik kırsal kesim üretimi, bir kendisine yetenlikti. Kendisine yeter olmanın ve vergi verir olmanın dışında ticarete bir etken ve dönüşümcülük olaraktan Müslüman ahali genelde katılamamıştır. Ve bu tutum; kırsal kesim emeğinin, ekonomik servetleşmesini ve ekonominin diğer alanlarındaki servetleşmesine birikimlere dönüştürülmesini, bilmemeye götürmüştür. Sonuçta halk; ' Bir lokma emek, bir lokma hırka' mantık yaşantılaşmasına büründürülmüştür. Bu bürünmenin oyalamacı faziletleri ile günler geçirtilmiştir.
Halkın tüm ekonomik bilgisi bu: ' Bir lokma emek, bir lokma hırka' sözü içindedir. Biriktirme ve ekonomik olayları ticaretle dönüştürme, çerçilik boyutunu aşmayan boyutuyla kırsal kesim müslim ahali içinde, ticaret erbabı hemen hiç çıkamamıştır. Kazan kaldırmalar günlük,'âdeti vaka'dan idi.
40]Kimi çağdaş eğitim kurumları, toplumsal kurumların yapılaşmaları için gerekli bilimsel çalışmalarını sunamıyorlardı. Bilimsellikte tek anlaşılan şey dindi. Din demek bilimdi. Bilim demek dindi. Binyıllar boyunca bu öğretilmişti. Bu yüzden din adamlarına ilmiye sınıfı deniyordu. İsimlerinden başka ilimle uzaktan yakından bir ilişkileri yoktu. Bu yüzden de, toplum ve toplumun kurumlarının birbiriyle eşgüdümlü olacak şekilde bilimsel teknolojik aktarılacak uygulama desteklenmeleri, hiç de yoktu.
Toplumda, hiçbir laboratuar çalışması yoktu. Madrabazların, hilebazların, hokkabazların ve parende bazların iltifatlarla, rüşvetle yönetici atanmaları vardı. Bunlar yönetime gelince verdikleri rüşveti kat be kat çıkarır olacaklarından yönetim yönetim olmaktan çıkıp, bir geçim bir soygun kapısı olmuştu. Bu ve bunlar gibi diğer birçok nedenler de, Osmanlı'nın bozulmasını kaçınılmaz sona doğru, önlenemez biçimde ivmelendiriyordu.
Yönetim kötüye gittikçe, kötüye gidilişe akıl erdiremez oldukça, yönetim şaşkınlaştıkça, ilmiye sınıfına yani din adamlarına cin çağırma seansları düzenletiyorlardı! İlmiye sınıfı (din adamları sınıfı) da bunu tıynetine uygun biçimde, maal memnuniyetle yapıyorlardı!
44]Yeni, yapıdan çıkıp; yeni yapıdan, şekillenmiştir. Birden travma yaratır denli, soğuk bardağa kaynar su koyuşun etkisi ile şok bir hareket değildir bu olanlar. Bu, söylemden de halkın bütünü yeniliğe mütemayildir anlamı çıkarılmamalıdır.
Ama halk da bunları hiç bilinmiyordu, yapı hazır değildi, birden ortaya çıktı demek de, hiç tarih bilmemektir. Gelişi güzel konuşmaktır. Eğer böyle bir tarihi süreç olmasa, halkın yatkınlığı, halkın bilir ve duyar oluşu olmasa idi, bu girişimin her türden teşebbüsleri, tamamen başarısız olurdu. Devrimler konjonktür Dünyasında zamanın geçmekte oluşuyla ve halkın bunlara biraz biraz aşina oluşuyla, durum tersine olmuştur.
Atatürk devrimleri olarak bildiğimiz, bir yığın yenileşme ve modernizasyon hareketleri olup da geçmişten günümüze gelirken, eski yapının içinde hazırlıkları, girişimleri olan, yenilikler şunlardır:




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...