18] Kabile içinde eylemler kolektif ve sizin dışınızdaki kaynaklardan yaptırım kılındığı için ‘katışık benli’ bir girişme idi. Bu nedenle kişi edimlerinin bir kıymeti harbiye si de yoktu. Zaten kişi eylemlerinin sonucu, direkt olarak kabileye yansırdı. Ortada aktör kişiler, bireyler ve birey eylemleri olmayınca; olgu ve olayların tekil failleri de yoktu. Şimdilik ortada grup tüzel kişilik, faili vardı. Ve grup eyleminden ötürü, grubun totemi tüzel failli(adı) girişmesi vardı.
Bir grup, diğerine sadece ve belki de uzak durdukları bir düşmanca gözlem alanı idiler. Bu yüzden yeni yeni ortaya çıkan, ürün takası, üretim işbirliği gibi girişen davranışlarla olacaktan, kabileler ve kişiler ilk ilişkin sarsıntıyı yediler. Kendi eski tüzel kişilik alışmalarından şaşıp, kendilerini rahatsız eden bireye doğru edimce durumların, tekilliğe doğru gidişini, tek tek gördüler.
Bu durumlarıyla, grup tüzel ligi olan sağlayıştan da çıkılmıştılar. Sağlayışlar yerleşik hayatla birlikte, herkesle ortaklaşa olmaktan çıkıp, sahiplenişti kişi özelliği olmasına değin kişi ve kişiler sağlarına dek kırılmıştı. Bu kırılmaların çarpılması olan travma şaşkınlığını; nesilden nesilce, dilden dile; bir tecrübe, bir tutum ilkesi olacaktan, anlatmaya başladıklarında ise; hikâyeye şöyle başlıyorlardı:
32] İlk sosyal gruplar, toplusak aşamanın hemen önünde aidiyet eşmeleri ortaya çıkarmayı başara başara, sosyal gruplar olmaya başlamıştır. Toplumsallığın giriştirmesi ile de aidiyetler, bu ilişkilenmeye uygun olacakla, gelişip karmaşıklaşmaya başlamıştır. Aiti eştirme araçlarından belki en temel ve önemlisi olan totem anlayışıdır.
Totem yaptırımı kutsal olan ve kutsal olmayan, diye bir izafileşmece, bir bağıntı aşmayla bu edim ve anlayışları biçimlerdi. Bu tür kutsal olma ya da kutsal olmama anlayışı, bugünkü anlamda; yasal olan ve yasal olmayan kurallar bütününden başka bir şey değildir. Yani eski süreç, bugünün hukukuna evirilmiştir. Fark şu ki totemce tabu nesnelce ve sosyalce gerekliliği ortaya koyamadan tezahüri icabı durumun ürem veremeyişlr sosyal (totem) baskı olacakla rutinin olanların alışmaları idi. Hukuksa dinamik, sürekli ve cari ilişkilerin normuydu.
Totem ve inançr eski toplumlara dek en gerçekçi işlerlikçi yaptırım kural ve kurumlarıdırlar. Bu kural ve kurumlar bağıntılı bir süre, zemin koşulunu taşırlar. Ve günümüzdeki halk içi etnik yapılar içine değin yansıması devam etmektedir. Aidiyet eştirme olgusunu, toplumdaki ve halktaki, bütün ilişkiler toplamına değin yasaları olarak var olduğunu görmemiz gerekir.
39] Sonuçta aidiyetçe oluş ve sağlayışların somutluğu kişilerde bir ihtiyacın tehdidi ve tehdidin sağlanıştı minneti girişmeli oluşla ortaya gelişmiş bir dans, bağırma şeklinde taklitti şarkı, meydan okuma, saygı, korku hissi dolu, 'ortaya karışık' tören ve bunların anlamlanması olan ibadetleri ortaya çıkıyordu.
Bulanıkla (ortadan kalkmışla) duru olanın anlama girişmeleri ne kadar soyutsa da ibadet ve dansları somuttu. Aiti eştirme formülünün gelişmeci ikinci yanı da; özelliklede toplumlarda somut, nesneldir.
Aiti eştirme alan çizgilerinin sürekli değişmesi, ancak ve ancak bu kendilik değişen nesnel ilişkilenişle olasıdır. Fosil soyut sosyal ilişkiler, halkta bir süre devam ederken, temel ilişkilerin değişmesi bunların da değişmesini uzun sürede de olsa; zar zor da olsa, olanaklı kılacaktır.
40] Aitliğin ben niye varım? Gibisinden kendisinin iç geçiş enci yansıtışları da vardır. Bunlar yönelimce aitlik duygunuzu süreçlerler. Nedenci gibi duran bu amaççı hal fazı daaitliğin diğer bir kendinizden kaynaklı nedenidir. Bunlar bir somutluğa, bir başlangıca bir ilk olana dayanma isteğidir. Bilinmezliğin tedirgin ediciliğinden bilinir olanın, en az enerji konumlu, kararlılık düzlemine geçiş halidir.
Bir eksen etrafında, o eksene aitleşerek dönmek; bir partikül, bir elektron, bir atom bir var oluş tavrı olan devinimdir. Organik örgütlü sosyal birimlerin eksen devinim hareketinide sosyal yada toplumsak aidiyetler ortaya koyarlar. Tek farkla ki toplumsal aidiyetler sosyal aidiyetlere göre daha bilinçli ve çok değişken karekterlidirler. Sosyal tavır açık ve belli olanlara, duygularını yansıtabildiği somut olaylara; kişilerin bağlanma isteğiyle, kişiler özellikli çekikleşen duygularının algısıdır. Ki insanlar aidiyet duygusunu, böylelikle de biriktirebilmişlerdir.
Nerden gelip, nereye gidiyoruz duygusu, çok güçlü bir aidiyet duygudur. Kişilerin atalarından mirası olan, tarihi meşumluklarıyla dolu olan arkaik dünyalardı, iç yansıma algıları vardır. Bu algılar, çevrenin yeni yaşantı yapılan tecrübeleri, arkaik sanı kanı gibi hisleri ile birleşti. Birleşen yeni duygu, çok çok daha etkin, çok çok daha polar bağlarla oluşan kişi eğilimlerinin; aiti ve dini sistemlere daha çok yatkın oluşunu ortaya
37] Hala da olmaktadır. Ama bu kişisel öznelliklerin (özgürlük bahanelerinin) taşınıp yansıtılması ile olacak öznel hissedişlerle, kişilere değin kuruntularıyla yapılacak bir şey değildir. Toplumsak olan, herkese dek girişmeli aiti işlevsel ve yüküm seldir.
Hissedişle olan tutumlar, kendi özel alanlarında, yüküm sel ve işlevsel olmayan, inanca ve kendilerini öyle hissedişlere dek grupsak ilişkili girişmelerdir. Bir genel girişmedi, özgürlüktü davranış ve insan hakkı gibi kendi alanı dışında taşınması ve girişmedik tiymiş gibi istenir olması düşünülemez bile.
Toplumsak değişme ve yapılaşmanın gerektirmeleri, teknoloji, üretim ve paylaşımlı olacakla bunları zaten çatışaraktan da olsa; aşacak ve benimsetecektir. Bunun mekanizması budur. Bu nedenle de, sistem kendi zorunluluğu ile bir farklı kararlılık alanına gidecektir.
43-] Güruhlar, yasalarda olmayan bir hakla; hem yargıç olup, olası yakma yıkma türünden hükmünü verebilmektedirler! Hem de bu türden kalkışmalarla olayın sonuçlandırmasına dek vahşice cellatlıkları hiçte güruhla meşru olmayacaktır? Bir sanal ilam hükümle, yakmayı, yıkmayı, kıtali yapan güruh, güya kendilerince kutsal olanı korumuş olacaktırlar! Tabii ki kendi mantıklarınca? Bir iç huzur hezeyanını duyacakları ve böylesi sanrılarla mutlu olabileceklerinin olasılıkları hep vardır! Burada şunu da belirtelim; kâfir hükmü, günümüzdeki hiçbir demokratik mahkemenin, kararları olamaz.
Bu tür algı çarpıklıklarını taşıyan nekrotiklerin, tecelli oluşumlarındaki mağdurlarından da, hiç bir kimse, kendilerine bu türden yapılan bir saldırıyı, misillemeyle meşruluk addetmezler. Mahkemeye başvururlar. Hiç kimse adına ve hiç bir şey hesabına, meşrulaşmanın vehim sel algısıyla, totem tabu zemini yaratıp da, saldırmazlar.
Ve yine saldırılan mağdur gruplar, kendilerince haklı, çarpık bir sanrı makul itesi oluşturup, saldırma nevrotik bozukluğunu dahi göstermezler. Diğerleri kutsala atıflı, aiti özlü sözlerle, sanki kutsalın bir uzvuymuş gibi, kutsalın bir düşünce fonksiyonu gibi, davranma olasılığı gözetebilirler! Üstelik kendilerini toplumun meşru savcısı, hâkimi, cellâdı (infazcısı) , jandarması ve hata gizli haber örgütü yerine, koyabilen kişilik bozulması travmasına dek, işi götürebilmektedirler.
44-] Devletin de kimi sürekli olan talebi, vatandaş istesin ya da istemesin; yerine getirmesi, hem bir sorumluluğudur, hem de toplumların demokratik tutumlarının mesuliyeti girişmesi içindedir. Çünkü toplumun kolektifin sözleşmesi, ya da toplumun sözleşen bilinci; bireyin ve kişilerin bilincinden aşkın ve üstündür. Çünkü kolektif bilinç, geçmişin devamlılığında ve geçmişin inşa malzemesi üzerinde bir süreklilik olmasıyla ve özgeciliğiyle, bu üstünlüğün gerekliliğidirler. Toplum, zaaftı duyguyu taşımaz.
Toplumun kollektif bilinç gücü kişilerden ve toplumun toplamından biraz fazla bir gerçekliktir. Tüzel işleşiştirler. Toplumun otoritesi, toplumun sözleşmesi, toplumun bilinci ve toplumun her tür gücü bu kolektif olan bilinç gücündedir. Her tür arşivleme, depolama, müktesebatlar, araştırma geliştirmeler hafıza ana odağıdır.
Kişiler, toplumsal talepte olmayan meseleleri, örneğin, başörtüsünü, dine uygun yaşama ve dinsel yargılanma isteği, gibi konuları topluma taşımamalıdırlar. Toplumsak kolektif bilinç ve hafıza bilinciniz daima kişi zaaflarından ezici olacakla üstündür. Bunlar, bireysel sanı ve kanıları içeren, kişi keyfilikle etnik tavırlardır. Bunlar demokrasi, insan hakkı gibi, toplumsal kültür kavramları içinde asla mütalaa edilmemelidirler.
46-] Sosyolojik gelişme, insan yaşamını tikeldi haydut yaşamdan alıp bir klan, bir kabile tipi etnikti yaşamı aidiyetliği içinde; oldura oldura, bu günkü toplumsal aidiyetlik biçimine getirmiştir. Toplumsal aidiyet, çok karmaşık ve büyük devinimli, katılmalı, etnik oluştan çok çok farklı düzlemsel bir işleyiştir.
Ata soy totemden oluştu etnik düzleminin davranışı, diğer totem soy oluşların üzerlerine doğru, nispeten belirsizce, kaotik ve saldırganadırlar. Oysa bu etnik oluşumlar süreçte kabile ittifaklarıyla site devletleri ve siteler arası (uluslar arası) ilişki ve sözleşmeleri ortaya çıkartmıştır.
Yani süreç bellice olan kurallarıyla devinmeye başlamıştır. Hele son 450 yıllık süreç içinde toplumsal yapılar, özellikle de günümüzde; A dan Z ye belirgin girişmeleriyle zirve düzlemine gelmiş gibidir. Şimdilerde de toplumlar, hemen hiç biri etnik aidiyetti koşullarında var olmayan bilgi teknik, süreçleriyle devinmektedirler.
Fezleken hazır
Yol sürüncemeye görsün
İbrazın gerek kardeşim
İbraya yol düşmeye görsün
Ay ilkinden doğar Ersun
Bu iki sorunsalın, en az iki bakımdan tehlikesini konu gereği belirtmekte yarar var. Birincisinde, içevlilikler doğal seleksiyona kapalılığı vardır. Ve seçme ayıklamaya olanak sunma açısından en sığ ve dar arzlar sunar olmasıdır. İçevlilikler, çok sınırlı ve kendini tekrarlayan verimsiz arzlar sağlarlar. Seçme ayıklama ilkesine yani, en iyinin seçilirci olması, rekabetine; daha gametler düzleminde iç evlilikle olanak tanımamaktır.
İkinci olaraktan da, aynı döller arasındaki patolojik geriliklerin ve kısırlıkların aynı gen havuzunda varyasyonunun sürekli çoğalması bu tür tercihlerin en büyük handikabıdır. Bunlar, bu tür içevlilikteki üremelerin verimsiz sonuçlarıdır. Bu türden evlilikler sonucunda, bu doğrultuda insanların, yavaş tepki verir olmalarının nedeni olduğu gibi bir düşünceyi dahi, akla uygun düşünmelerin bilincini, yapmaktadır. Bunun örneğini tarihimizde, yöntim kadrosunda da görmek olasıdır.
Burada ki siyasi zorunluluklar yüzünden, Osmanlı hanedanının dışarıdan yabancı evlilikler yapması da mevcut gen zenginliğine tesadüfü siyasi politik bir genetik gen havuzu eklemli seçilirlerin kriteri olmuştur. Çok evcilikli saltanat içinde, çok eşlilik içinde yabancı gelinle evlilikler; Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi yabancı gelinler, geleceği sürükleyen küçücük mini minicik bir siyasi kaoslarla tarihi yönlendirebilmiştirler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...