15] Hiçbir toplum, bu tür totem aidiyetler bağlamında, bir tek halktan (etnik gruplardan) meydana gelmemiştir. Halk çoğul bir anlamla etnikçiler birliğidir. Esasen de, zorunlu olaraktan da, her bir toplumun bir halkı vardır ki, bu da halkın ikinci bir tanımı olmaktadır. Toplum ve halk, yazı dizime bakılabilir.
Başlangıcın tek tip aidiyet eştirme grupları içindeki yaşantılımalar, diğer sosyal gruplar içinde girişen bir karşılaşmalardan ötürü, grupların girişen salınımlarıyla halk ve toplum ilk koalisyonlar sadmesini tanımaya başladılar. İşte bu karşılaşmanın şok dalga etkilerini Sümer dili ile de, söylersek: 'Daha kimseye ad verilmemişken' diye başlayan ve kendi edebi sözel, gerçekçi tutumlarını anlatan ve geçmiş ilişkilerini tanımlayan söylence aktarımlı tarihlerini ortaya koymaya, başlamışlardı.
Bu söylemin çözümlenmesini iki biçimde anlamlandırmak olasıdır. Burada şu gerçekçi temel de unutulmamalıdır. Başlangıcın aidiyet eşilme döneminde kişi etkinliği yoktur. Kişi etkinliği de pek önemli değildir. Çünkü kişi davranışları grup davranışları olur, genelliktedir. Söz gelimi zamanla bir kişinin kavgası tümünün kavgası olmuştur. Yine bir kişinin yarışmayı ya da kavgayı kazanması, tüm grubun kazancı sayılmıştır.
21] Neden altı gün sürmüştür? İttifaka giren grup sayısı altıdır da ondan. Her bir gruptan bir kişi, haftanın bir günü kurban edilecektir. Yedinci günü de bu hafıza silme operasyonunu halk tarafları, ancak dinlenerek demlenip sindirilecektiler. Yani insan hafızası nadasa çekilerek dinlendirilecektir.
Kendilerini böylesi törenle karşı gruba katmış oluyorlardı. Şölen, ittifak grup sayısı kadar günler boyunca sürüyordu. Gruplar kendi aiti olan kurbanının etini yemiyor, kanını da içmiyordu. O gün kurban veren grup üzüntü ve açlık çekerek (oruç tutarak) içlerinde verdikleri bu kurbanı, saygınlaşıp; keder acısını taşıyorlardı. Bu, ittifakların uzlaşma yapabilmeleri için, halkın eski etnikçi ya da bir önceki toplumsal aidiyetçe hafızalarını silme operasyonları idi. Yani yap yeni bir yaratılış anlayışı idi.
İki toplum nesnel girişimlerden ötürü veya ekonomik ilişkilerden ötürü kendiliğinden bir tür ittifaklara zorlanıyordu. Karşı toplumlar, ittifakı yapılıyordu. Çoban toplumlarla, bir yerleşik toplum arasında oluyordu. Veya bir yerleşikle- diğer bir yerleşiklerin arasında ittifak oluyordu. Ya da bu birleşmeler aktüel çevrenin çoban ve yerleşik toplumlarıyla; çapulcu olan, yağmacı, harami grupların, ganimetçe çapul hırslarından korunabilmek için de çoban ya da yerleşiklerle bu yağmacılar arasında da ittifaklar olabiliyordu. Veya her üçünün arasında da olabilecekti.
22] Böylesi ittifakla maddi üretim yapan grupların güvenliği, savaşçı grupların iş birlikleriyle sağlanıyordu. Savaşçı grubun savaşçılığı, temel sağlayışlarını (egoizmini) çevrede o şekil bir uzmanlıkla sağlıyorlar olmalarından, geliyordu. Yani sosyal grupların, o şekil, ya da bu şekil olan; farklı olan çevreye uyma aiti ilişki ve uzmanlıkları vardı. Toplumsal olanda, bunları seçme ayıklamaya tabii tutmuştu. Bir yağmacı başka bir yağmacılara karşı, yerleşikleri ya da çobanları savunma amaçlı gayretlerle, tetikçi olan bu tür bir organize aidiyetliklerden de, bu türden ittifaklara giriyorlardı. Bu toplumun çevreye karşı kendisini bağışıklamasıydı.
Yağmacılar da böylelikle, sürekli yağma yapmanın riskinde; beslenme, barınma ve sairinin eziyetli oluşundan uzmanlık olan, bir başka eziyetli yol sayesinde kolayca kurtuluyorlardı. He yağma ortamın bir karşı koyma potansiyel direnci nedeni ile çapulcular, karşı konuşun ölüm riskini her an enselerinde taşıyordu. Oysa şimdi, üretim yapan birliklerde, nafaka paylarını düzenli olaraktan alıyorlardı. Ve her an da risksiz nafakalarının hazırda olması nedeni ile çapulcular (yağmacılar) , korkusuzca barınma ve yiyecek bulur olmanın çekiciliğine, ram oluyorlardı. Can hebaları sürüyordu ama riski de olanca azalmış görünüyordu.
Bu ittifaklardan; yepyeni bir aidiyet eştirilme ilişkilenmesi oluşuyordu. Hem de geleceğin orduları oluşturulacaktı. Hem de yerleşiklerin kendisi, bu savaşçı güçten yararlanarak, başka grup toplumları çapul edecektiler. Yağmacılar kendi ittifakı toplumuna ve halkına savaş ganimeti de sağlayacaktılar. Çapulcular, arkalarında yerleşik ya da çoban desteği olmadan, düzenlenip ordulaşamıyordu.
18] Kabile içinde eylemler kolektif ve sizin dışınızdaki kaynaklardan yaptırım kılındığı için ‘katışık benli’ bir girişme idi. Bu nedenle kişi edimlerinin bir kıymeti harbiye si de yoktu. Zaten kişi eylemlerinin sonucu, direkt olarak kabileye yansırdı. Ortada aktör kişiler, bireyler ve birey eylemleri olmayınca; olgu ve olayların tekil failleri de yoktu. Şimdilik ortada grup tüzel kişilik, faili vardı. Ve grup eyleminden ötürü, grubun totemi tüzel failli(adı) girişmesi vardı.
Bir grup, diğerine sadece ve belki de uzak durdukları bir düşmanca gözlem alanı idiler. Bu yüzden yeni yeni ortaya çıkan, ürün takası, üretim işbirliği gibi girişen davranışlarla olacaktan, kabileler ve kişiler ilk ilişkin sarsıntıyı yediler. Kendi eski tüzel kişilik alışmalarından şaşıp, kendilerini rahatsız eden bireye doğru edimce durumların, tekilliğe doğru gidişini, tek tek gördüler.
Bu durumlarıyla, grup tüzel ligi olan sağlayıştan da çıkılmıştılar. Sağlayışlar yerleşik hayatla birlikte, herkesle ortaklaşa olmaktan çıkıp, sahiplenişti kişi özelliği olmasına değin kişi ve kişiler sağlarına dek kırılmıştı. Bu kırılmaların çarpılması olan travma şaşkınlığını; nesilden nesilce, dilden dile; bir tecrübe, bir tutum ilkesi olacaktan, anlatmaya başladıklarında ise; hikâyeye şöyle başlıyorlardı:
32] İlk sosyal gruplar, toplusak aşamanın hemen önünde aidiyet eşmeleri ortaya çıkarmayı başara başara, sosyal gruplar olmaya başlamıştır. Toplumsallığın giriştirmesi ile de aidiyetler, bu ilişkilenmeye uygun olacakla, gelişip karmaşıklaşmaya başlamıştır. Aiti eştirme araçlarından belki en temel ve önemlisi olan totem anlayışıdır.
Totem yaptırımı kutsal olan ve kutsal olmayan, diye bir izafileşmece, bir bağıntı aşmayla bu edim ve anlayışları biçimlerdi. Bu tür kutsal olma ya da kutsal olmama anlayışı, bugünkü anlamda; yasal olan ve yasal olmayan kurallar bütününden başka bir şey değildir. Yani eski süreç, bugünün hukukuna evirilmiştir. Fark şu ki totemce tabu nesnelce ve sosyalce gerekliliği ortaya koyamadan tezahüri icabı durumun ürem veremeyişlr sosyal (totem) baskı olacakla rutinin olanların alışmaları idi. Hukuksa dinamik, sürekli ve cari ilişkilerin normuydu.
Totem ve inançr eski toplumlara dek en gerçekçi işlerlikçi yaptırım kural ve kurumlarıdırlar. Bu kural ve kurumlar bağıntılı bir süre, zemin koşulunu taşırlar. Ve günümüzdeki halk içi etnik yapılar içine değin yansıması devam etmektedir. Aidiyet eştirme olgusunu, toplumdaki ve halktaki, bütün ilişkiler toplamına değin yasaları olarak var olduğunu görmemiz gerekir.
39] Sonuçta aidiyetçe oluş ve sağlayışların somutluğu kişilerde bir ihtiyacın tehdidi ve tehdidin sağlanıştı minneti girişmeli oluşla ortaya gelişmiş bir dans, bağırma şeklinde taklitti şarkı, meydan okuma, saygı, korku hissi dolu, 'ortaya karışık' tören ve bunların anlamlanması olan ibadetleri ortaya çıkıyordu.
Bulanıkla (ortadan kalkmışla) duru olanın anlama girişmeleri ne kadar soyutsa da ibadet ve dansları somuttu. Aiti eştirme formülünün gelişmeci ikinci yanı da; özelliklede toplumlarda somut, nesneldir.
Aiti eştirme alan çizgilerinin sürekli değişmesi, ancak ve ancak bu kendilik değişen nesnel ilişkilenişle olasıdır. Fosil soyut sosyal ilişkiler, halkta bir süre devam ederken, temel ilişkilerin değişmesi bunların da değişmesini uzun sürede de olsa; zar zor da olsa, olanaklı kılacaktır.
40] Aitliğin ben niye varım? Gibisinden kendisinin iç geçiş enci yansıtışları da vardır. Bunlar yönelimce aitlik duygunuzu süreçlerler. Nedenci gibi duran bu amaççı hal fazı daaitliğin diğer bir kendinizden kaynaklı nedenidir. Bunlar bir somutluğa, bir başlangıca bir ilk olana dayanma isteğidir. Bilinmezliğin tedirgin ediciliğinden bilinir olanın, en az enerji konumlu, kararlılık düzlemine geçiş halidir.
Bir eksen etrafında, o eksene aitleşerek dönmek; bir partikül, bir elektron, bir atom bir var oluş tavrı olan devinimdir. Organik örgütlü sosyal birimlerin eksen devinim hareketinide sosyal yada toplumsak aidiyetler ortaya koyarlar. Tek farkla ki toplumsal aidiyetler sosyal aidiyetlere göre daha bilinçli ve çok değişken karekterlidirler. Sosyal tavır açık ve belli olanlara, duygularını yansıtabildiği somut olaylara; kişilerin bağlanma isteğiyle, kişiler özellikli çekikleşen duygularının algısıdır. Ki insanlar aidiyet duygusunu, böylelikle de biriktirebilmişlerdir.
Nerden gelip, nereye gidiyoruz duygusu, çok güçlü bir aidiyet duygudur. Kişilerin atalarından mirası olan, tarihi meşumluklarıyla dolu olan arkaik dünyalardı, iç yansıma algıları vardır. Bu algılar, çevrenin yeni yaşantı yapılan tecrübeleri, arkaik sanı kanı gibi hisleri ile birleşti. Birleşen yeni duygu, çok çok daha etkin, çok çok daha polar bağlarla oluşan kişi eğilimlerinin; aiti ve dini sistemlere daha çok yatkın oluşunu ortaya
37] Hala da olmaktadır. Ama bu kişisel öznelliklerin (özgürlük bahanelerinin) taşınıp yansıtılması ile olacak öznel hissedişlerle, kişilere değin kuruntularıyla yapılacak bir şey değildir. Toplumsak olan, herkese dek girişmeli aiti işlevsel ve yüküm seldir.
Hissedişle olan tutumlar, kendi özel alanlarında, yüküm sel ve işlevsel olmayan, inanca ve kendilerini öyle hissedişlere dek grupsak ilişkili girişmelerdir. Bir genel girişmedi, özgürlüktü davranış ve insan hakkı gibi kendi alanı dışında taşınması ve girişmedik tiymiş gibi istenir olması düşünülemez bile.
Toplumsak değişme ve yapılaşmanın gerektirmeleri, teknoloji, üretim ve paylaşımlı olacakla bunları zaten çatışaraktan da olsa; aşacak ve benimsetecektir. Bunun mekanizması budur. Bu nedenle de, sistem kendi zorunluluğu ile bir farklı kararlılık alanına gidecektir.
43-] Güruhlar, yasalarda olmayan bir hakla; hem yargıç olup, olası yakma yıkma türünden hükmünü verebilmektedirler! Hem de bu türden kalkışmalarla olayın sonuçlandırmasına dek vahşice cellatlıkları hiçte güruhla meşru olmayacaktır? Bir sanal ilam hükümle, yakmayı, yıkmayı, kıtali yapan güruh, güya kendilerince kutsal olanı korumuş olacaktırlar! Tabii ki kendi mantıklarınca? Bir iç huzur hezeyanını duyacakları ve böylesi sanrılarla mutlu olabileceklerinin olasılıkları hep vardır! Burada şunu da belirtelim; kâfir hükmü, günümüzdeki hiçbir demokratik mahkemenin, kararları olamaz.
Bu tür algı çarpıklıklarını taşıyan nekrotiklerin, tecelli oluşumlarındaki mağdurlarından da, hiç bir kimse, kendilerine bu türden yapılan bir saldırıyı, misillemeyle meşruluk addetmezler. Mahkemeye başvururlar. Hiç kimse adına ve hiç bir şey hesabına, meşrulaşmanın vehim sel algısıyla, totem tabu zemini yaratıp da, saldırmazlar.
Ve yine saldırılan mağdur gruplar, kendilerince haklı, çarpık bir sanrı makul itesi oluşturup, saldırma nevrotik bozukluğunu dahi göstermezler. Diğerleri kutsala atıflı, aiti özlü sözlerle, sanki kutsalın bir uzvuymuş gibi, kutsalın bir düşünce fonksiyonu gibi, davranma olasılığı gözetebilirler! Üstelik kendilerini toplumun meşru savcısı, hâkimi, cellâdı (infazcısı) , jandarması ve hata gizli haber örgütü yerine, koyabilen kişilik bozulması travmasına dek, işi götürebilmektedirler.
44-] Devletin de kimi sürekli olan talebi, vatandaş istesin ya da istemesin; yerine getirmesi, hem bir sorumluluğudur, hem de toplumların demokratik tutumlarının mesuliyeti girişmesi içindedir. Çünkü toplumun kolektifin sözleşmesi, ya da toplumun sözleşen bilinci; bireyin ve kişilerin bilincinden aşkın ve üstündür. Çünkü kolektif bilinç, geçmişin devamlılığında ve geçmişin inşa malzemesi üzerinde bir süreklilik olmasıyla ve özgeciliğiyle, bu üstünlüğün gerekliliğidirler. Toplum, zaaftı duyguyu taşımaz.
Toplumun kollektif bilinç gücü kişilerden ve toplumun toplamından biraz fazla bir gerçekliktir. Tüzel işleşiştirler. Toplumun otoritesi, toplumun sözleşmesi, toplumun bilinci ve toplumun her tür gücü bu kolektif olan bilinç gücündedir. Her tür arşivleme, depolama, müktesebatlar, araştırma geliştirmeler hafıza ana odağıdır.
Kişiler, toplumsal talepte olmayan meseleleri, örneğin, başörtüsünü, dine uygun yaşama ve dinsel yargılanma isteği, gibi konuları topluma taşımamalıdırlar. Toplumsak kolektif bilinç ve hafıza bilinciniz daima kişi zaaflarından ezici olacakla üstündür. Bunlar, bireysel sanı ve kanıları içeren, kişi keyfilikle etnik tavırlardır. Bunlar demokrasi, insan hakkı gibi, toplumsal kültür kavramları içinde asla mütalaa edilmemelidirler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...