102]Ve liderci olmalar, halkın seçimlerde, yöneticilerini seçmelerine hiç benzemez. Lider vasıflı insan belki her zaman vardır. Ama olağan üstü sosyal ve toplumsal koşullar her zaman yokturlar. Liderler olağan üstü koşulların, muktedirliğidirler. Halkın seçme ve seçilme yetkilendirmesinde gerçeklikler kriterinden çok, öznelliklerin ve duyguların etkisi büyüktür. Takım tutar gibi halkın taraflı olan kayırmaları vardır.
Siyasetçiler nerede ise yüzde beş yüz boş vaatçidirler! Halk da bu vaatlerde umut arar. Halkın seçmen olma görevi sırasında ikna edilmesi çalışmaları istismara açıktır. Oysa Lider, kimi istismardan olasılıkla nefret eder olabilecektir. Siyasetin, dolaysı ile yöneten kadroların finansmanını, halk değil, egemen çevreler yapar. Bu da liderin seçimle gelir olmasına şans tanımayan bir tıkaçtır. Yine de buradan hiçbir şekilde lider çıkmaz anlamı çıkarılmamalıdır.
Lider olurdu denilenlerden hiç biri, önder oluşma süreçlerinin içinde de gerektiği gibi yokturlar. Hatta öyle ki, asıl liderci karakterlerde de, halk teveccühü için dalkavukluğa yönelmeleri de yoktur. Bu yüzdendir ki, onca lider çıkaracak koşullara rağmen, Atatürk'ten sonraki şartlar içinde, hiçbir lider çıkamamıştır. Çıkacaksa da, halkın seçmen olarak yetkilenme seçerliliği ile siyasi partiler yasasındaki itaatli yapıların daha baştan öznel ayıklama engeli ile bu olanağı da önceden engellemiştirler.
74]Bir kere siyaset, bu değerli kişiliklerin asıl statülerinin dışında bir durumdu. İkinci olaraktan da bu kişilerin siyaset ve konjonktürsel alan fizibilite eksiklileri, hemen kendisini ele veriyordu. Buda sevgice övüncümüz olan bu değerlerin, siyaseten tökezlemesini meşrutlaştırıyordu. Siyaseten ayakbağı olmalarını ve siyasetin önünde siyasetin akışını tıkanmalarını şekilleşiyordular. Bu gibiden olan aksatıcı nedenlerini de, gurur yapıyorlardı. Olayları kendi zeminleri içinde, gurur mesabesine getirir olmaları, gurur alanı üzerinde şahsi hesaplaşmalarını sürdürür olmalarıyla da, kendi engellerini ortaya koyuyordular.
İstiklal Savaşının başlangıcında oluşan 'mücadele ruhu'; ne yazık ki savaş sonrasında da, sürdürülür olacak olan, aktüel gelişmelerin; ruhu olamayacaktı. Bu ruh, mücadelenin efsane kahramanlarınca da, isyancılarca da, hiçbir zaman bilinemeyecekti! Sözün gelişi, ismi hiç önemli değil. Bir özgürlük ruhu katılımcılık abidesi olan bir saygı değer kişi; saltanatın kaldırılışını nasılda saptırarak, kişisel hırslarına mağlup olacaktı! Aktüel olanı, güncel dışına referans ederek, kitleleri yanına çekmek isteyecekti!
Bu kişi; 'başlanıştaki mücadele ruhunu', sonraki zaman dilimlerinde sürdüremez oluşlarıyla, hilafet ve saltanatın kaldırılmasına yönelik güya, şöyle bir yorum getirecektiler: 'Kendisi (Atatürk) padişahlık ya da halife makamına ulaşamadığı için (padişah ve halife olamadığı için) , saltanat ve hilafeti kaldırdı! ' Denilmesinin sığlığına düşecektiler. Bu saygı değer olan, kadro hareketli muhteremin,' İstiklal Savaşı'na değin, Mücadelenin Ruhunu' ve 'bağımsızlığın felsefesini' kavradığı söylenebilir mi?
75]Bu aydınlar, Atatürk'e ve daha henüz embriyo aşamasındaki ve yeni kuruluş devresindeki, sosyal, toplumsal cenini yaşatma çabalarına; çağ dışı diyebilmektedirler! Açıkçası yavuz hırsızın sesi, ev sahibini bastırmaktadır.
Atatürk neden gündemdedir? Bunu biraz daha dolaylı ama ilişkince yanıtlayalım. Bir bilgi sayar yapımcısı; bir kalıtsal gen hastalığını tedavi eden, gen uzmanı; bir elektiriği bulan insan vs. Neden gündem dedir? Hiç kuşkusuz insanlık için, toplumları için şimdiye sağlanışlar içinde olduklarından ötürü gündemde olurlar. Bu güne temel olan, geçmişe değin olan, o muazzam başarıları için, gündem edilirler.
Ama ne var ki, geleceğe göre de bu başarı; ilkel, kusurlu, eksik, ikmal edilirliklere muhtaç olacaktır. Bu günlere temel alan devinmeli, başarıları ile de saygılıca gündem edilirler. Bu bir zamanlar için başarı olan ama gelecek için ön prototip olmaktan kurtulamayacak olanlar, gelişmenin, ileri akar olmanın, natamam olmanın, zorunlu bir kaidesidir. Zamanın önünde kimse, uzun süre, haklı ve doğru kalamazdı. Haklı ve doğru kalmamaya kutsal sayılan her şey de dahildir. Tanrı'nın yasası budur.
83]Siz insanlığın kulübe yapar olmasını bilmeden, bu günkü siteleri yapar olduklarını bilir olmalarını var sayamazsınız. Yani bu gün için bir yapı bilgisi dahi olmayacak denli; basitlik bile olmayan kulübeyi yapar olmamızla; yer dinamiklerinin ve elamanter teknik girişmelerin, bu günkü modern inşa kurallarını ancak evreli evreli adımlarlan, başarır olduk. Bu bir bağıntılı bilgi ve bağıntılı özgürleşmedir.
Yine geçmiş ilişkileşmesi içinde oluşup da, bu gün için bu çok demokratiktir diyemeyeceğimiz pek çok anlayışlarımız da olmadan, bugünkü demokratik olan süreçlerimizi, hiç de bilemezdik! Unutmayın dünü anti demokratik kılan pek çok şeyin nedeni, dün değildir! Dünün, bu günkü gelişmeci ilişki düzeyi ile çelişir olmasıdır!
Bir yandan, çiçeği burnunda cumhuriyetimiz vardır. Bir yandan da bunun bir süre kurumlaşıp, sürmesini devamlı kılmak için belki de demokratik olmayan, zorunlu tedbirleri olacaktı. Üstünüze çöken hantal yapıdan kaçınmanız esnasında, kırıp döker olan çarpmalarınızın, tedbirsizlik, demokrasisizlik olduğu düşünülmez bile.
81]Sadakacı anlayışlarla mantık geliştiren halk, vatandaş olmanın, vergi verir olmanın sorgulaşmasını dahi yapamamaktadır. Söz gelimi yıllardır hem depremlerle; hem kaçak, izinsiz, usulsüz yapılarla; bu ihmallerin altında kalarak ölürler de. Bunun sorumlularının halktan çok devlet olduğunu bilmezler! Bu tür sorumluluklar halka bırakılamayacak denli önem ve zorunlu bir devlet, hükümet, siyaset, gereği olduğunu hiç sorgulamazlar. Kendisini depremde öldüren siyasetleri halk, 'halk egemenliği adı altında' destekler dururlar!
Ülkemizde, yıllardır ekonomik dar boğazlarla neden cebelleş ildiği hiç tartışılmaz. Tartışılmadığı içindir ki bu kabil ekonomik batkınlıkların karşılanması için; halkın sırtından %78'lere varan geçici vergilerle tahsili ortaya konursa da, tahsiller geçici olmayıp devamlı kılınır.
Söz gelimi geçici deprem vergileri, bu nedenle sürekli vergi gibi işlemeye devam eder. Eder etmesine de, bu devam edişlerden, deprem konusunda yeni sağlayışlara mı yönel inilir? Kesinlikle hayır. Bir deprem esnasında yine bu tahsili kaynakların hiç biri ortada görülemez. Yeniden halkın yardım ve telaşlı organizesi, siyasete can simidi olur!
93]Atatürk'ten sonra, proje koyamayanlar, hızlı bir proje düşmanı olacaktılar. Çünkü yapacakları köktenci yüklenimlerin ağırlıklarını sanki üslenemez oluşun, yapılanlara değin dedikodusu içinde idiler. Başkaca lider oluşmalarına ilişkin, hiçbir üretici projeleri yoktur. Politikasızlığın adı politika olacaktı. Politikasız politikalarla da politikacı olacaktı. Yani genel yararlıkla, verimli, üretken, gönenci bölüştürür, ilerici ufuklar ortaya koymalar yerine; yapay oluşturulan, palyatifçe, günlük tüketilme ağırlıklı tercihlerden yana olan politikalar ortaya konacaktı.
Bu tür politikalar, siyaseten; sıradan, herkesin kolaylıkla, lider olmadan yapabileceği rutinlerdir. Artık vizyoncu (geniş görüşlülükle uzak görüşlülükler) olamadan, kişileri allama pullamayla, vizyoncu yapmanın sergilenmesi, gözbağcılığı sırasıdır. Kalabalık yurt gezileri ile bu gezilere dek gezi tantanaları yapılacaktır. Lider olamama, yönetememe zaaflarının kapatılabilmesi için de, şov gereklidir! Eğer bu gezinin müdavimlerinden iseniz, bu gezileri anlatmakla bitiremeyeceğiniz! Hayat dolu anıları, bir pehlivan tefrikası gibi döndüre döndüre, anlatacaksınızdır!
Ama artan işsizlik, patlayan pahalılık ve bölüşülemeyen refahın, uçuruma giden eğitim politikalarınızın oluşu, gittikçe uçurum yaratacak olan sefalet eşmeleri, değer duygularının sarsılması aslında, vizyon kalitesi olacaktı. Bu geziler, hem pratikte, hem uzun vadede; ülkemizin pek pek yararına, hayrına olmayacak seyahatlerdi. Bu yetersiz politikacıların ağızlarından çıkan her sözü, kılı kırk yararcasına, tefsir edilir olacaktı.
87]Beceriksiz siyasetlerin, bu türden kendisini oyalar olacaktan ve gelecekteki toplum -halk çatışmasının temeli olacaktan olan tutumların ziyanı ile meşgul olacaktılar. 'Halk her şeyin üstündedir' denmek yerine, halk için bir şeyler yaparak, 'halka hizmeti her şeyin üstünde tutması gerekirken'; bu tür boş söylemlerle 'halkın aldatılan memnuniyeti' adına, 'halk avcılığına' çıkacaklardı. İşlerine gelen noktalarda, halkın onay kolaycılığına gidilecektiler. Bunun adı, çok partili demokrasiye geçişti! Ya da demokrasi denemeleri idi! Demokrasi denemelerinin söylemleri kötü bir başlangıçtı, ama kendisi iyi bir kulvardı. Bu tecrübeler içerisinde saman alevi gibi parlamalar da var edilecekti.
Maşallah! 1950'lerdeki çok partili hayata adım atışın yarışma konusu ve malzemesi, yine dinler ve inançtı. 1924 ve sonrasındaki siyasi partilerin kendilerine yer edinebilmek için kullanacakları siyasi argümanli tüm malzemelerinin ne olacağını bir tahmin edin bakalım! O günler içinde, karşılarında, kendilerinin, kıyası kabili zor olan, çetin bir gerçeklik vardı. Bundandır ki, kraldan çok kralcı, Atatürk'ten çok Atatürkçü olunamayacağına göre, Atatürk'ten çok çağdaş icraatlar konamayacağına göre, ne yapılabilirdi?
Terakkiperver parti, Kazım Kara Bekir, Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay, Adnan Adıvar gibi ünlü ve pek değerli, yurtsever ve Atatürk'ün silah arkadaşlarınca kurulmuştu. İlkeleri Ulusal egemenci, liberal ve inançlara saygılı! Merkeziyetçi, özgürlükçü toplumsal yapılaşmanın ağır ağır yapılmasından yananlık gibi ilkeleri vardı.
109] Elbet kusurlardan da, yarar çıkacaktı. Bu evrensel yasa idi. Bu tür bozulmalara gidişte çok sesliliğe dek kazanımlarımız da olacaktı. 1960'darbesi; çok siyasi ve maddi hatalar yapacaktı. Ne var ki ülke ufkunu da bir hayli açacaktı. İki yapılı meclis kurulacaktı. Anayasa mahkemesine ve bireysel başvuru olaraktan dernekler destekli iş mahkemelerine başvuru hakkı getirilecekti. Yasak yayın anlayışı ortadan kalkacaktı. Darbe sonrasında çok sesliliğe geçilir gibi olunduysa da, yerini 1980'lerin daha gerici 'bizim oğlanlardı' denişi olan, darbeye yerini bırakacaktı.
1960 darbesi yönetimin anti demokratik tutumlarını gerekçe gösterip anti demokratik oluşunu meşrulaşırken! Anti demokratik yönetim de; 'halkın seçtiği başbakan asıldı' diye anti demokratik uygulamalar içinde oluşunu bu sözü ile meşrulaştırıyordu! Sistemin işlemediği yerde ikisi de tehlikeli bir meşrulaşma idi. Bu mantıktan; 'halkın seçtiği başbakan yargılanamaz' sözü de zımnen çıkardı. Ve insan hafızasında 'halkın seçtiği kişi masumdur' yaftasını zımnen bilinç yapardı. Bu inani 'imam masumdur' mantığıyla aynı işleşiştir.
Basınç artmış, sistem erk engeli yüzünden kendi unsurlarıyla işletilmiyordu. Sistemin basıncı artmış buna karşında sistem tıkanmıştı işleyemiyordu. Patlamaması olası mı? Tıkanmış sistemde belli bir eşik değerden sonra normal işleyiş tükenir, tıkanmış olanın basınç kuralı işlemeye başlardı. Bu kaçınılmaz bir sosyal toplumsal nesnel işleyiş yasadır. 'Durun bu yönetim halkın seçtiği yönetimdir saygılı olun gibisine bir bekleme' basıncın karşısında çok çok anlamsız kalırdı. Çünkü tıkanan her şey gibi bu da tıkanır işlemez olurdu. Yani olası olamazdı. Olup biten budur.
Keyif de aldım be gönlüm:
Kelebeğin kanat çırpışından,
Böceğin kımıldanmasından.
Düşün konusu edebildikçe.
Coşku verdi baharın esintisi,
Oturmamış düşüncen
Takıntılıdır, itkili üşüşen
Ayıklık masumiyetince büzüşen
Deva iflah, kendinden gayri ile küsüşen.
Beheri insanlıktan, tutulmuş muaf




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...