Bilgi edinme ve öğrenme, olayın ya da geçmiş olgunun farkına varılması, tekrar eden, yinelenen süreçlerin olmasını zorunlu kılarlar. Bir önceki durum, bir sonraki yinelenmeleri ile kıyaslandığında (simülasyonu ile kıyaslandığında) oluşan farklılıktan dolayı, farkındalık doğar.
Zaman; bizim kendi bütünlüğümüz içindeki süreçlerin aktarımıyla (geçmişiyle) ve bizdeki sürmekte olan ilişkilenişlerle, bir işlev tekrarı olan şimdimizdir. Şimdimiz içindeki, ileri doğru olan, yeni olay nicelenişleri ile süren, oluşmalar içinde girişir olan ilişki uzanımlar farkı da, gelecektir.
Zaman, bir başka olay ve zamanla, açıklanmak durumundadır. Bu; o olayın, konum uzay çevresiyle ilişkindik durumudur. Değilse zamanın olmaması değildir. Varlığın beliriş biçimlerinin nicelinim ortaya çıkarma devinimidir. Bu nicelenir olanın da, kendisinden kaynaklı kendisi üzerine bir etki ilişkisiyle bir takım nicelenmeleri olacaktır. Ve yine, serbest oluşmuş, aynı düzlem fazlı, dış zamanın çevre etkimesi kaynaklı ilişkilenme nicelenmesi de olacaktır. Bu zamanların girişmesidir. Her girişim elbet sonrasını açıklayacaktır. İleri akışta art ardalık olması için öncesinin sıralanması lazım.
İzlenimsel olan sosyal olayların gelişmesi ve girişmesi, tek tüktü ve yavaştı. Bu yüzden girişme düzleminde olay azadı, bu nedenle de, zaman yavaş akıyordu. Yine izlenimsel olan doğal olaylar da, akıl almaz denli çok olmasına rağmen, tek tük fark ediliyordu. Bu yüzden doğal olayla da yavaştı ve yavaş akıyordu.
İzlenimsel olanlar, çoğu zaman bir ayırt edilen farkına varış değildir. Ama sonradan bir farkına varışa da, dönüşmedir. Bugün bile bizler, günde onlarca davranışsal, uzamsal ve bilgi edinmeli karşılaşmalar yaparız. Ama hemen hemen hepsi o anın kullanım yararı dışındadır. Bir bilinç edinip farkına vardığımız durum değildirler.
Eğer taşıtınız daha da yavaşlarsa, bu kez olaylar sarım ekseninizin boyu uzar. Sarım ekseninin boyunun uzaması da, yüzey geriliminin düşmesidir. Seyrediş anı olayları aynı kalırken olay ayrıntılarındaki gözlemler artacaktır. Yine de deksen iç hacmi yüzey gerilimi yapacak denli şişemeyecektir. Bu kezde iç olayla girişmesi azalmış gibi olup, girişmeleri şiddetli olamayacağından, zaman yavaş akacaktır.
Taşıtınız da, dış gözlem alanına ilişkin, uzam devinim alanlarını etkiyen, bir olay ufku değiştiricisidir. Hem de dış olay ufku yer değiştirenidir. Yani olay ufkunda oturmuş bir noktada kalmayandır. Hem de atığı ile hava sirkülâsyonu yaptırması vardır.
Öyle ise araç, kendi özelinde sıkıştırılan birçok alan devinme ilişkiselliği ortaya koyabilmektedir. Yani bir devinme uzam alanıdır. Kendi olayını ve alan noktalarının çoklaştırılmasını düzenleyebilmektedir. Çoklaşan olaylar ilişkileşmesi de bir hız artması, bir zamanını hızlı geçmesi olduğuna göre, burada paradoks olan bir şey yoktur.
Sadece sizin analizci ayırt edici olama, maharetinizin zaafları vardır. Şu halde zaman ya da devinimin bağıntılılığı (izafi oluşu, ilişkiliği, aidiyeti) bir olay uzam devinim alanının, ilişkisel alt bileşenlerine ayrıştırılması seçiciliği ile artmaktadır.
İnançlar bu etik kavramları toplumdan aldı, göğe çevirdi. Soyut olarak, göksel emir olarak, direktif olarak, üretim gücünü elinde tutanların istediği biçimde, geri yere, kutsayarak sayılayarak indirdiler. İnsanın çevresel bir sıkıntıdaki darlaşmalar ve rahata ermelerin icbarı olan algılamaları, cennet tasımı oluşturması ile inançların buralara yön verirliğinde düzenleme karşılığı olarak döndü.
Burada şu nesnel gerçeklik unutulmamalı. Her şeyin çift karakterli olması ilkesi. Örneğin toplumlarda egemen güçler, kendi yaşayışlarını sürdürmek ve kalıcılaştırmak için yasalarla bu tutumlarını sağlamlarlar. Buna karşın, üretim araçlarından yoksun olanlar da, aynı yolla yasalara sarılarak, egemenlerin şerrinden az çok korunurlar.
Yani egemen temeli öznel yasalar, bir nebzede olsa ezilenlerin de, egemenlerin hırsından korunması faydasını sağlar. İşte genel yaygın inançların yaptığı da bu. Örneğin, nasıl Rab korkmadan “”zengine mal mülk”” verdi ise, Varsılın malında da, “”fakirin hakkını var”” kılınmıştı tabii ki sadaka olarak. Böylece yoksunluğun, hırsı öfkesi gazı bir nebze de olsa alınmıştı. Artık sadaka, bir toplumsal kusurdan çıkmamış, inisiyatif olmayıp inançsal bir yaptırımdır. “”Yüce Ruh, kimine çok, kimine az mülk vermişti”” Bacası tütmeyen fakirden çok; ”” Bacası tüten, kapıda besili öküzü olan çiftçiyi ”” görmek kadar Hiçbir şey Hürmüz'ü mutlu etmezdi. Yüce Ruh bile kendi eli ile zengin ettiği varsılını sevecekti. Eh Yüce Ruh'un sevmediğini de, birilerde sopayla devamlı kovalar olacaktı. Hem de soplar el değiştirerek...
Çocuk,
Cicili bicili boncuk,
Onunla sar oludumu,
Boyuncuk,
Kurulur oyuncuk.
Davranışında belli olur,
17-Çulu yitmişte
Eşekliğini arıyordu
18-Hiç siyasa bilmez
Sahibi sırtından inmez
Tevatür ırz edilse de, canını;
36-Bir türüde yük eşekleridir
Çeken o, çekilen o
Hiç tam olmaz keşkeği
Üç eşekliğe, bir eşeklik
Mayın taşır, kıbrıs eşeği
Bu çalışmamda, toplum hafızasında nesnel koşuların oldurduğu kişilik ve kimliklerin, değerlerin, hem az bilinir oluşu, ya da hiç bilinmezliği, basit maksatlı söylemlerle, hemen değersizleşir olması sorunsalı ile; toplum, hafızasındaki sanal oluşturulmuş, masal tutumlarla, menkibeleri olan, bardakçı baba, Zal oğlu Rüstem gibi hayali kimlikleri, çok daha inanır sahiplenir oluşu, siz ne kadar anlatsanızda kanatının değişmezliği, kıyaslanarak ironileştirildi
Bu hiddet ve gadabete
Haklılanman mı, kam mı, yoksa zar?
Düşünme ile söyleyeceklerim var
Duaların dostluğu mu olurmuş
Zülümlerin ahı dururken?
Gözün yaşı mı kururmuş
Figanın vahı içte vururken?
Tut ki duaların tuttu




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...