Halk da, toplumdaki laikliğin sosyal hayata getirilerini, getirinin nedenini bilmeden yaşar. Ve yaşayarak tüketir. Pek çok kişi bunun farkında olmayacaktır. Yapının temeli, kendi iradesi dışında, başlangıçta toplumsal hareket olarak belirmişti. Artık bütün yapılanma ve çözüm bu yapıya göre ve bu yapının içinde temellenecekti. Bunun değiştirilmesi, toplumsal yapı olmaktan çıkarılması, mümkün değildi. Toplumun dışında ne halk olur, Ya da evrensel bazda, halklar olabilir, neden bireyler olabiliyor. Ne zorunluluklarınızı bilebiliyorsunuz, ne de özgürleşip doğaya egemen olabiliyorsunuz.
Ve bile, bu toplumsal gerekliliği inançlar dayatıp belirlememişlerdir. İnançlar yapının dahli olmadığından, toplum inanç dışı sebeplerden var bulunduğundan, toplumsal çözüm ve üretimin nedeni de inançlar olamamaktadır. Yani sebebi kendi olmayan inançlar; toplumda çözümde kendisi olamıyordu.
İnsanlık, uzun bir toplumsal evrim süreci ve deneyimden sonra çekilen ıstırap ve acıların akan gözyaşı ve kanların pahasını, ancak köleci düzenin feodal düzene dönüşmesiyledir ki esaslı şekilde, elle tutulur çalışmasını düşünüp çözümlemeye girdiler.
Siyasetin ve egemen çevrelerin, halk üzerinde bilmesinler ilik siyaseti gereği, sağ ve sol düşünce olaylarını, sağ siyasetler özellikle de sol ideolojiyi; toplumsa anlamıyla değil de, halkçı inanma düzeyi olan inançlar ve dini anlamlar üzerinde solu tanımlıyorlardı! Böylece inançlar egemenci düşüncelere kurban ediliyordular.
Bu bir toplumun tarihindeki, en tehlikeli ve en utanmazcasına yapılmış, gerçeğe aykırı bir bilmez vahşi tanımlama idi. Bir solcu, inançlı olabileceği gibi inançsız olabilirdi. Yine bir sağcı da, inançlı olabileceği gibi inançsız da olabilirdi. Bunun ideolojilerle toplumsa bağlamda doğrudan bir ilişkisi yoktu.
Bir sağcı, ‘asla dinsiz olamaz’, bir solcu da, ‘asla dinli’ olamaz, gibi biçimci absürt yaklaşımlar konuyu toplumsal anlama, olamaz. Sağ sol kavramları bugün itibarıyla halkın değil, toplumun ileti kavramıdır. Toplumun kavramları da, dinli dinsiz gibi inançlar üzerinden tanımlanmazdır. Eğer tanımlanıyorsa, o ülkenin halkı cehaletin pençesinde kör döğüşü yapıyordur.
Bir başka oluyor sevdalı
Umuduna sevindirirsin.
Umuduna yerindirirsin.
Akında karanda
Kırmızında belirirsin.
Sevgili azar vurdu
Yetiş anne
İçim kurtlandı
İncinmedim, kesildim, titriyorum
Gel, apar beni buralardan
Anne, ne olur gel!
Yaşamın telaşına bürünmüş.
Yaşam çizgileri;
Kırışık, dikine enine,
Buruşuk buruş,
Karmaşıkça, gülerken bile
Bellisine
Cehennem kaçkını,
Seyyal, saydam safi zar.
İz yapmadı açkını,
Zardı delişmen, devingen,
Süreci kendiydi!
Temeli Dünya'lık.
Fikir yansıması başka başka.
Yercil sonurtu
Özlemlere has, rüyalık.
Yersel öğeler içimlenmiş
Bak gururun ihtişamıydı yaşamla ölen.
Ölenle ölünmedi, kuruldu değersinim şölen.
Yüreklerdeydi, yaşam durur, yürekçe bölen. *
Anlamanın neşesi, anlamın aklığı ile
Bazı erdemini, candan ileri bilen.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...