Gel, bu şehrin gürültüsünü ardımıza bırakalım.
Adımlarımızı kalbimizin bildiği yola çevirelim.
Bugün gözlerim suretlere değil, hakikatin ufkuna değmek ister.
Bir kıyıya inelim;
rüzgâr esmâ fısıldasın,
Herkes bir yolda yürürken neşeyle,
Ben neden hep gölgelerdeyim böyle?
Yüreğimde bir sızı, dinmeyen bir hüzün,
Sanki zaman bir nehir, ben sürüklenen üzün.
Şu dünyanın yalanına
İnananı toprak aldı
Bir avuçluk saltanata
Güveneni toprak aldı
Tahtı nerde tacı nerde
Dünya dolu gücü nerde
Telli turnam, yanlış anlama beni,
Yüreğimden kopan selamı sana emanet ettim.
Ama bir hüzün çöker içime her uçuşunda,
Ya diyarlara varırken adımı eksiltirsen diye…
Ben sana sevdamı da yükledim aslında,
Aylar geçiyor...
Temmuz da usul usul eksiliyor ömrümüzden.
Günler, avuçlarımızdan dökülen su gibi;
Tutmak istedikçe biraz daha uzaklaşıyor.
Tenine değil yalnız, ruhuma değdi sesin… Sanki yıllardır kaybolan bir yanım sende kendi adını buldu.
Bir bakışın kadar yakın oldum sana, ama içimde açtığın derinliğe bir ömür yetmedi.
Şimdi hangi duaya dönsem bir parça sen karışıyorsun içime. Geceler seni anınca ağırlaşıyor, sabırlarım sen diye tükeniyor.
Ve ben… bu dünyada ilk kez bir insanın kalbinde değil, bir insanın ruhunda kendimi evimde hissediyorum.
Rabbinin Rahmeti
Ne İbrahim biliyordu,
Ateşe atıldığında,
Alevlerin ona serinlik olacağını.
Ne de Eyüp biliyordu,
Sen çayı, ben gözlerini yudumladım
Bakışlarında demlendim,
Gözbebeklerinde eridim
Çayın acı mıydı bilmem de?
Gözlerinin acısında yandım ,
Ellerinin vedasında üşüdüm.
Ben belki de bir zaman sonra raflarda tozlanacak
sararmış sayfaların arasında unutulacak
adı bile anılmayan o satırlarımı
kimsenin eğilip almayacağı kelimelerimi
senin için yazıyorum
zaman geçsin diye değil
Şimdi tren garındayım,
elimde sana yazdığım mektuplar...
Her biri mührü bozulmamış bir hasret,
her biri adını fısıldayan bir bahar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!