Nasıl bir şey biliyor musun...
Var ama yok gibi.
Her sabah adınla uyanıp, akşam seni hiç yaşamamış gibi susmak gibi.
Kalbinin en derin yerine birini koyup, bunu dünyadan saklamak gibi.
Bir ömrü, gelmeyeceğini bildiğin bir adımın sesine emanet etmek gibi.
Sevmek değil sadece; sevdayı, insanın içinde sessizce taşıdığı bir kader gibi yaşamak gibi.
Ve ben,
çaresizliğimin ilk adımını seninle attım.
Seninle açıldı günah defterim.
Şimdi sen yoksan,
Bahar uğrar mı bir daha bu gönüle,
sözlerinle ısınır mı
Ve bir gün yokluğuma uyanırsan sevgili,
Kara toprağımda arama yarım kalan ömrümü.
Ne toprağı suçla ne de zamanı;
Bil ki ben seni öyle sevdim ki,
Kalbim sustu belki bir gün,
Fakat gökyüzü her gece adını söylemeye devam etti.
Velhasıl çiçek soldu
vazonun da sırrı çözüldü
Rengi çekildi âlemden
sanki zaman secdeye kapandı
bir suskunluk yayıldı eşyaya
her şey kendi yokluğunu fısıldadı
Seni sevmekle başladı içimde bir yolculuk,
Adını anınca kalbim secdeye varır gibi…
Ne aklımın izni vardı bu sevdaya,
Ne de kalbim geri dönmeyi bildi.
Bir ateş düştü içime, ama yakmadı,
Yanılırım sanma, kaderim sensin,
Her düşüşümde tutunduğum sensin,
Bir yudum huzur diye içtiğim ateş,
Canıma işleyen o derdim sensin…
Başımı koyduğum bütün gecelerde,
Adını fısıldar içim sessizce,
Kırıktır kolum, iş görmez ellerim,
Yaralıdır kalbim, sızıyı bilmez yerim.
Söküktür elbisem, iplik tutmaz ömrüm,
Yar... Bu yara senden yadigârdır.
Yâr diye düştüm de gurbet eline,
Dağlara sır verdim, taşlar işitti.
Bir çift göz uğruna verdim gönlümü,
Ben sustum, içimde kuşlar işitti.
Gül olsan dalında bülbülün olsam,
Gönlünün kuytunda nihân eyle beni
Bir ömür bağrında mekân eyle beni
Bu fânî âlemde sensiz garibim
Bir nazarın ile cihân eyle beni
Gün batımının hüznünde solmuş yapraklar gibi,
Ellerim titriyor sensizliğin soğuk gölgesinde.
Bil ki!
Sensiz baharlar, rengi unutmuş çiçekler gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!