Sonu yokmuş beklemenin…
Ben, sabrımı zamana emanet sanırken
meğer her geçen an, içimde bir ömür eksiltmiş.
Verdiğim değerin sonu yokmuş,
bir deniz gibi taşmış kalbim senden yana
ama sen, kıyıya vuran her dalgayı
Sordular bana, “Hasret neresi?” diye;
Sivas kadar ayaz, Antalya kadar sıcak dedim.
Sordular bana, “Gurbet neresi?” diye;
Kavuşamadığın kadar uzak, beklediğin kadar hüzün dedim.
Dedim ki; sevda, yârin elini tutmak değil yalnız,
Sorsalar bana,
En uzun yol hangisi diye...
Ne şehirler derim,
Ne gurbet eller.
Sordular...
Gönlümü sordular, "iyi" diyemedim,
Hasreti sordular, "bitti" diyemedim.
Yükümü sordular, "hafif" diyemedim,
Benim suskunluğum dilden değildi.
Demledim çayımı, dumanım göğe,
Söylesene Musa, asasını vurduğunda kaç parça oldu deniz,
Bir yol muydu o, yoksa bir sabır duası mı ellerindeki iz?
Söylesene Hüseyin, Kerbelâ’da kum sıcaktı da,
Söylesene imkânsızım,
Hâlâ dönüp baktığım son menzil gibisin.
Ne kadar uzak düşsem de senden,
İçimde yerinden kıpırdamayan bir yurt gibisin.
Söylesene imkânsızım,
Hangi mevsim unutturur seni bana?
Ben, her baharı adınla karşıladım;
Her sonbaharı yokluğunla uğurladım.
Ne zaman kalbime dokunsam,
Söyle şimdi hâkim bey,
kaçan uykularımın hükmü kime yazılacak?
Gecenin zifiri koynunda
adımı unutan yıldızlar mı verecek hesabını?
Kafamı yastığa koyduğum her an
Düştüm nice yollara, yine yol dedim yürüdüm,
Çetin geçen günleri, sabır ile büyüttüm.
Ne feleğe sitemim var, ne kadere kırgınım,
Her yaranın içinde bir hikmet görüp güldüm.
Bazen rüzgâr, bazen yağmur geçti gönül bağından,
Fani dünya malından, varından,
Dost görünen nice yârın şerrinden.
Altın saray, ipek döşek yerinden,
Garibin kuru döşeği makbuldür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!