Kavuşmayı dilemedim ben,
çünkü bilirim;
her varış biraz eksiltir yolun sırrını.
Ben seni,
olmayacağını bile bile içimde büyüttüm;
çünkü bazı hisler
Kendi kusurunu elde arama
Yük gelirse önce kendinden gelir
Dikeni gül diye dala sarma sen
Acı gelirse yine kendinden gelir
Ne ekersen onu biçer her insan
Kara tohum beyaz başak doğurmaz
Pirimiz bilir elbet, sanma ki bizden gizlenir…
Kimdir mürşit?
Kimdir mürit?
Kimdir Hızır, kimdir sır?
Biliriz biz, aşk kime nasip, hal kime yazı, derman kimin elinde…
Edeptir yolumuz, sadakat dilimiz, dergâhın gölgesinde yitirdik benliğimizi.
kırık dökük bir aynayım
baktığımda parça parça görüyorum bedenimi
hangi parçam senden kopmuş onu bilmiyorum
ama bildiğim tek bir şey var
sen gittin…
Kırık bir testi gibi yüreğim, her yanımdan aşk sızıyor,
Sessiz bir gece gibi içim, karanlıkta seni yazıyor.
Dökülen bir kül gibiyim, savruldukça sana varıyor,
Küllerimden doğan yangın, yine adını anıyor.
Suskun bir dua gibiyim, dudaklarımda gizlenen,
Kırkı ardımızda bıraktık,
Ömrün ellisine vardık;
Artık gönül, heves değil,
Hakikati arar.
Sen ruhunu katacaksan gel,
Ben sana bir ömürlük yol açayım.
Kıskanırlar Basri’m… kıskanırlar.
Sen yürüdükçe kaderin izinden,
Onlar gölgene takılır da kalırlar.
Bir dağ gibi duruşunun ardında saklı o sır,
Onların yüreğinde fırtına olur, kıskanırlar.
Bir garip meczubum, adını dilime dolamış;
Diyar diyar dolaşıp seni arayan,
Issız limanlarda, çaresiz anlarda
Kırık gönüllerde izini süren bir meczup.
Yağmura sığınmış, rüzgâra karışmış,
Meğer insanın gurbeti bir şehir değilmiş Anne,
Büyüdükçe anladım;
Kimi doğduğu evde yabancı,
Kimi sevdiğinin yanında kimsesizmiş.
Ben çocukluğumu eski bir sandıkta unuttum Anne,
Öyle sevelim ki biz birbirimizi,
Kalplerimiz aynı duada buluşsun,
Hz. Mevlânâ gönlünden geçirsin uzaktan,
“İşte aşkı hakikate taşıyanlar bunlar” desin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!