Kaç zaman geçti aradan unuttum. Öyle ki koluma saat bile takmıyorum. Zaman denilen süreç anlamını yitirdi benliğimde. Hem benim saatlerim sana kuruluydu. Sen yoksan eğer saate ihtiyaç yoktu. Yalnız biliyor musun ne zaman bir simit kokusu duysam burnumun direği sızlar. Ve bir sigara dumanına yazarım adını, sen tütersin ben söylenirim. Bazen de gittiğim her parkta kuşları yemliyorum. Belki diyorum bir haber uçururlar benden sana diye. Şimdilik iyi diyelim iyi olsun sözünün ardına gizliyorum kendimi, başımı dışarı uzatsam dünya değişir diye korkularım var. Kendi dünyam içinde en azından sen varsın. Dışarı çıkarsam sende kirlenirsin diye çıkmıyorum. Etrafımda onca kalabalık içinde, hayatın süzgecine düşmüşleri izliyorum. Sanki herkeste biraz ben var. Ve ben herkes içinde…
Geçmişi unutmak istedikçe, geleceğin içinde gördüklerimiz bizleri duraksatır. Korkularımız o kadar baskın çıkar ki kim olduğumuzun çokta önemi kalmaz. Adı üstünde geçmiştir oysa hiç geçmemiştir. Takvim yaprakları değişmiştir sadece ve beden eskisi gibi değildir. Yorgun bir yüreğe yüklenilir. Belki de bir ışık beklenir aydınlık görmeyen sabahlara...
Düşüncelerin mahkûmiyetine esir olan bir beden nereye sığınır. Cevapsız sorular karşısına geldikçe kaça bölünür. Yaşamış olduğunu dillendirse hangi sözlüklere vurmalı başını ve dökülmeli kelimeler dudaklarından… Telaffuzu olmayan güdümlü sözler çıkmış olsa yürekten, bir ışık kümesi aydınlatır mı gecelerden düşen yarınlarını…
Mevsimler bahara dayanırken yüreğim buzdan duvar, sıcaklığına mahkûm... Göklerden bir yıldız tutup adını sen koydum. Beden ölür kalp ölmez dedim. Her gece seni anlattım. Yokluğunun çekilmez saatlerine bir şiiri kurban verdim. O yoksa deyip, senin yokluğunu şiirlerime dantel gibi işledim.
Belki insanlardan kaçıyorum. Belki bir limandan firar eden gemiyim ve yelkeni olmayan. Hangi rüzgâra kırsam dümeni ve yönümü tayin etsem. Bir yunus balığı eşlik eder mi sensizliğime yolculuklarda... Rotam seni gösterdikçe, sonu var mıdır yüzdürdüğüm denizlerin bir yerlere demir atmadıktan sonra…
Bir köprüsü var mı yüreğin, başka bir yüreğe geçebilmek için... Gökkuşağı sıcaklığı yaşayan bedenimiz fırtınalara göğüs gererken anlıyoruz, çok şey elimizden uçup gitmiştir. Biz geçmişin duraklarını mesken tutarken, yarınların türküleri çoktan bestelenip söylenmektedir. Bizi içine katmayan nakaratlarıyla...
Her güne bir yokluk şiiri yazmış olabilirsiniz. Size bu çokta iyi gelmiş olabilir hatta yokluğuna yazılan şiirleri daha çok seversiniz. Unutabilirsin yaşadıklarını hatta kendini bile unutursun sessizce ilerleyen zaman dilimlerinde... Gün gelir unutmuş olduklarının dün gibi gözlerinin önüne sıralanıyor olmasına bile bir anlam veremezsin. Unutmuştum dersin kendine ama bedenin saati bunu kabul etmez ve hükmeder benliğine, çaresiz kabullenirsin... Çünkü yazdıkça ona duyduğunuz özlem tarifi mümkün olmayan bir duygu seli oluşturur bedeninize acı veya tatlı yanlarıyla...
Yaşarken öğrendim
Fırtına öncesi sessizliğinin
Sonrasına neler getirdiğini
Yaşaması güzel olan
Yaşayamaması nefessiz bırakan
Şimdiki zaman dilimlerini
Geçmiş günlerden kalan izlerine rastladım. Hiç bulmak istemediğim tozlu defter aralarına gizlenmiş gözlerine… Eski gülümsemen gitmiş yerine başka bir yüz yerleşikti. Oysa gamzelerin çıkardı gülümseyişinle, boş bir bakış kalmıştı geriye… İzlemekle yetindim mazinin götürdüklerini gözlerinden… Siyah beyaz bir film görselliğiyle…
Şimdi nerelerde kimlerlesin bilmiyor olsam bile, salkım saçak düşlerime gelip konaklayışlarına bir kılıf biçmeye çalışıyorum… Bu kirli şehir ve sana çıkmayan sokak aralarına senden kalan son kırıntıların küllerini serpiyorum. Bir daha bulunmamacasına
Öyle bir mısra’ya sığ ki
Ne anlatılabilesin
Ne anlaşılabilesin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!